scorecardresearch.com

Küçük Osman'ın yeni mönüsü

Elimizde sevimli çocuk var, herkes pek seviyordu, ona bir dizi edelim diye ancak bu kadar oluyor anlaşılan; yiyenlere afiyet olsun. Rabbim eş/evlat/anne durumundan seyredenlere sabırlar ihsan eylesin.
Küçük Osman'ın yeni mönüsü

Efendim salı akşamı Kanal D’de yeni bir dizi başladı: ‘Küçük Ağa’. Öyle reyting işlerinden çok anlamam ama Twitter’dan anladığım kadarıyla bayağı ilgi görmüş, dolayısıyla seyretmek farz oldu. Önce Tarık Buğra’nın ünlü romanının yeni çevrimi diye düşündüm ama değilmiş. ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’nin Küçük Osman’ı Emir Berke Zincidi’ye yeni dizi yapmışlar. Efendim mönümüz şöyle; yerseniz. Zeki Alasya eşliğinde Birce Akalay ve Sarp Levendoğlu. 90’ların ünlü ‘Problem Çocuk’ filmlerinden fena halde ‘esin’lenmiş sosa yerel baharat olarak Zeki Alasya usulü Urfalı Ağa.

Hikâye şöyle kısaca: Mehmet Can, öğretmeninden mahalle karakoluna kadar herkesi canından bezdiren sevimli mi sevimli bir küçük yaramazcıkmış. Babası Urfalı zengin bir ağanın şehirlileşmiş ve reklam şirketi sahibi hayırsız ve babası hakkında şüpheye düşürecek kadar uzun boylu oğlu Ali, annesi de röpdöşambrlar diyarının büzme dudaklı prensesi cerrah Sinem’miş. Sinem, Ali’yi iş arkadaşı fettan ve tekinsiz sarışın Yeşim’den (Banu Zorlu ve olağanüstü oyunculuğu) kıskanmakta, Ali’yi canından bezdirmektedir. Bilirsiniz bizim muhteşem muhafazakâr dizi evrenimizde erkekler hep günahsızdır ya fettan kadınlar baştan çıkarır ya da huysuz kadınlar adamları türlü zulümle kendinden uzaklaştırır. 

Adam da ne yapsın, içkiye vurur kendini, eve sarhoş gelir falan. Sonra bu huysuz kadın boşanmak ister, bak bak bak... ‘Küçük Ağa’da da böyle oluyor elbette. Sinem boşanmak istiyor ama hep her şeyi yanlış anlamıştır. Mehmet Can da ailesini kurtarmaya çalışmaktadır. Bu arada röpdöşambrlar diyarı boşanmayı desteklemekte, Urfalı Ağa ailemiz ise dualar etmekte, tespihler çekmektedir yuva yıkılmasın diye. Mehmet Can zabıtalardan bir sokak köpeğini kaçırmaya çalışırken bir namus cinayetine şahit olur. Karakoldaki polisleri bir türlü ikna edemez ama katiller kayıp ihbarında bulunmak için geldiklerinde onları tanır ama korkudan kimseye söyleyemez. Çocuğun şahit olduğunu fark eden katiller onun peşine düşer ve aksiyonumuz başlar. Kereveti önümüzdeki bölümlere inşallah.

Gelelim dikkat çekici noktalara:

1. Ali’nin bilekliği: Dizide Sarp Levendoğlu’nun en dikkat çekici tarafı denebilir. Ali’nin kolunda iki tane bez bileklik vardır. Birisi sarı-kırmızı-yeşildir. Açılımların alıcısı üst sınıf Kürtleri imlediği yönünde bir Tayfun Atay okuması yapmaktan kendimi zor alıkoyuyorum vallahi. Reklam ajansındakilerden birinin boynundaki puşi de benzer hisler yaratmıyor değil. Fakat biraz geç kalınmış, hipster modasıyla beraber puşiler ve örme bileklikler Cihangir’den türkü barlara döneli çok oldu.

2. Deli Huriye ve Maho: Deli Huriye (Sinem Ergin) ve Maho (Hakan Bilgin) dizi evreninde zengin olmayan ama sevmemizde sakınca olmayan Kürt modelini yeniden hatırlatıyor. Huriye, ağanın evinde hizmetçidir; Maho da bir tür kâhya ama daha çok yancı gibi duruyor. Karalar içindeki Huriye olur olmaz sürekli zılgıt çekiyor. Gerçi senaristlere göre ‘Doğulu’lar (muhtemelen Doğulu diyorlardır) mütemadiyen zılgıt çekiyor. Ağanın karısı hanımağa Esma bile ocakbaşında kebaba sevinip zılgıt çekti vallahi. Ağanın karısı elbette nerede zılgıt çekileceğini bilecek kadar görgü sahibi ve ağırbaşlı tabii; bu Deli Huriye cahilliğinden ha bire koşup Fetdua modellerini açarak zılgıt çekiyor. Yüce gönüllü ağamız ise “Öldürücem ben bunu” diyor ama tabii ki yüce gönüllülüğünden öldürmüyor. O yüzden çok seviyoruz ağamızı. Maho da bildiğiniz salak, onu da öldürmüyor ağa. Öldürmüyor diye seviyoruz hep. Saçmalayan, salaklık yapan yarı deli bir halk yerine kimi seveceğimiz belli, aldık değil mi mesajı?

3. Polis ve aile ilişkileri: Efendim Mehmet Can daha önce toplarını kesen kötü komşudan (evet, o klişe de var) intikam almak için polisi, ambulansı, itfaiyeyi arıyor ve hepsini adamın evine yığıyor. Destan yazmaya meraklı polis bu defa dizi evreni polis davranışının dışına çıkıp “Al bunu, al al al al al!” modunda adamı arabanın kaputuna yatırıp kelepçeliyor. Bu sırada ambulans geliyor, ardından hortumunu çeke çeke itfaiye. Hasılıkelam ihbarların asılsız olduğu ortaya çıkıyor. Ertesi gün ihbarları Mehmet Can’ın yaptığı anlaşılıyor. Polis niyeyse altı yedi yaşındaki çocuğu gözaltına alıyor hem de bunu okulunda yapıyor. Anne baba karakola çağırılıyor. Anne baba kıyameti koparacaklarına kendisini evlilik danışmanı zanneden babacan komisere boşanmak üzere olduklarını anlatıyorlar. Komiser bu ‘özür’ü kabul ediyor ve Mehmet Can’ı serbest bırakıyor.

Hafazanallah yoksa bir yalan ihbarda bulundu diye çocuğu hapse atacak. Allahtan Ali’nin bilekliklerini görmedi, yoksa Mehmet Can soluğu artık Pozantı’da mı Sincan’da mı alırdı kim bilir? ‘Şirin’ Komiser Ali ve Sinem’e ‘Yol yakınken dönün, tekrar düşünün, bakın çocuğun haline’ gibi telkinlerle yolcu ediyor. Yürütme’nin aile işlerine müdahalesi o kadar da kötü bir şey değilmiş değil mi? Öyle olsa biri kalkar “sen karışma” derdi değil mi komisere?

2014 model problem çocuğumuzun önümüzdeki hafta evden kaçması, tabii sünnet ve sünnetten kaçma klişeleriyle dizi devam edecek fragmana göre. Elimizde sevimli çocuk var, herkes pek seviyordu, ona bir dizi edelim diye ancak bu kadar oluyor anlaşılan; yiyenlere afiyet olsun. Rabbim eş/evlat/anne durumundan seyredenlere sabırlar ihsan eylesin.

http://www.radikal.com.tr/117360811736080

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.