ABD'de bankaların ölçek sorunu

ABD'de bankaların çok büyük ölçeğe ulaşmaları, olası bir mali zorluk durumunda, tüm finansal sistemin tehlikeye girmesine yol açabilir.

2007 yılında dünyayı küresel krize sürükleyen süreç, ABD’de tutsat (mortgage) piyasasındaki sorunlar ile başladı. Sonrasında bu piyasadaki finansal varlıkların hızlı değer düşüşü, ilgili varlıkları aktifinde bulunduran büyük ölçekli bankaları zora soktu ve ‘domino etkisi’ ile değer kayıpları gelişmiş ülkelerdeki finans sisteminin tamamına yansıdı. Süreç içinde, Lehman Brothers gibi büyük ölçekli bir banka iflas etti. Sistemin geneline yayılan bir çöküşün önüne geçilebilmesi için ABD Merkez Bankası FED ve dünyada gelişmiş finans sistemlerinin diğer düzenleyici kurumları, batması halinde sektörün geri kalanını da batışa sürükleyebilecek büyüklükteki bankalar için ‘kurtarma operasyonları’ (bailout) yaptılar. Finans sistemin tamamını etkileyebilecek büyüklükteki bankalar sistemik öneme sahip bankalar (systemically important banks) ya da daha popüler bir ifade ile ‘batmaması gerekecek kadar büyük’ (too big to fail, TBTF) bankalar olarak adlandırılıyorlar. 2007 krizi örneği düşünüldüğünde, bu tür bankaların ayakta kalmaları, sadece ABD finans sistemi açısından değil, küresel ekonomi açısından önem arz ediyor. Son günlerde ABD’de TBTF bankalarının geleceğine ilişkin tartışmalar gündeme geliyor.

TBTF’LER İÇİN ÖNERİLER

2008 yılında ABD’deki banka kurtarma operasyonlarının mimarlarından ve Ocak ayından bu yana Minnesota eyaleti FED başkanı olan Neel Kashkari, ABD’deki bankaların halen gereğinden fazla büyük olduklarını dile getiriyor. Kashkari bu bankaları nükleer reaktörlere benzetiyor. Chernobyl’de olduğu gibi, nükleer bir reaktörün patlamasının bir ülkeye ve topluma olan zararları çok yüksek olacağından, hükümetler sorun anında bir reaktördeki ısının tehlikeli seviyelere ulaşmasını her ne pahasına olursa olsun önlemek zorundalar! Kashkari de, yeni bir finansal Chernobyl faciasının oluşmaması için düzenleyici ve denetleyici kurumları önlem almaya çağırıyor. Kashkari bunun için iki farklı öneri sunuyor. İlk öneri büyük bankaların daha küçük, birbiriyle bağlantısız ve sistemik önemi olmayan kurumlara parçalanması. Benzetme yapma gerekirse, hasar alan bir geminin gövde kısmındaki birbirinden bağımsız kopartımanlar düşünüldüğünde, hasarın olduğu bölgedeki bağımsız bir kompartıman, suyun diğer bölgelere dağılmasını ve geminin batmasını önleyecektir. Tek bir büyük bankanın bölünmesi ile ortaya çıkarılabilecek ve birbirileri arasındaki ticari bağlantıları sınırlı olan bankalar, 2007’de olduğu gibi, bir domino etkisinin ortaya çıkmasının önüne geçebilecektir. İkinci öneri ise bankaları, sorunlu dönemlerde batmalarına engel olacak düzeyde sermaye bulundurmalarına zorlamayı öngörüyor. Ancak bu değişiklikler bankaların mevcut düzenlerini bozacağından ve karlılık oranlarını düşüreceğinden, bu önerilere bankalar cephesinden pek olumlu tepkiler gelmiyor. Kashkari’nin de belirttiği gibi, finans sektörü, mevcut yapılarını korumak amacıyla, kökten değişiklikleri engellemek için kuvvetli bir lobi faaliyeti sürdürmeyi tercih ediyorlar.

ABD’DE DEMOKRATİK PARTİ BAŞKAN ADAYININ ÖNERİSİ

Bankaların finans sistemine getirdiği risklerin farkında olan ve bu riskler için eylem planı öneren tek kişi Kashkari değil. Demokratik Parti’nin ABD başkan adaylığı yarışında, Hillary Clinton’ın rakibi olan Bernie Sanders, 2015 yılının Mayıs ayında TBTF bankaların kontol altına alınarak finansal sistem için bir tehlike oluşturmamasına yönelik bir kanun tasarısı önermişti. Sanders’ın belirttiğine göre, ABD’nin en büyük altı bankasının toplam aktifleri ülkenin GSYİH’sinin yüzde 60’ına ulaşıyor. Bütün kredi kartlarının üçte ikisi ve tutsat kredilerinin yüzde 35’i bu altı banka tarafından çıkartılmış. Türev finansal araçların yüzde 95’ini bu bankalar kontrol ediyor ve toplam mevduatın yüzde 40’ını aynı bankalar ellerinde tutuyor. Sanders’ın tasarısında ‘batmaması gerekecek kadar büyük bankalar’, ‘mevcut haliyle devam etmemesi gerekecek kadar büyük’ bankalar (too big to exist) olarak değerlendiriliyor. Tasarı, Kashkari’nin planında olduğu gibi bu bankaların daha küçük parçalara bölünmesini öneririyor. Sanders’ın tasarısı ayrıca, mevcut yapısını sürdüren TBTF bankaların FED’in düşük faizli finansman imkanından ve bankaların riskli faaliyetler üstlenebilmesini kolaylaştıran mevduat sigortasından yararlanmasını engelliyor. Henüz tasarı, görevlendirilen bir komite nezdinde değerlendiriliyor. Böyle bir tasarının hayata geçmesi ve büyük bankaların daha küçük ve ‘zararsız’ parçalara ayrılması, 1980’lerin başında, ABD’de telekomünikasyon hizmetlerinde tekel durumuna ulaşan AT&T şirketinin bölgesel parçalara bölünmesine benzeyebilecek. Ancak, finans sektörünün çok güçlü bir lobiye sahip olması şimdilik bu düzeyde radikal bir eylemin hayata geçirilmesini pek mümkün kılmayacak. En azından bankaların ölçekleriyle oluşturdukları risk ve tehditlerin şimdiden tartışmaya açılması, olası bir yeni finans krizinden etkilenebilecek çok daha büyük bir ekonomik kesimin de bir karşı lobi oluşturmasına yol açabilecek. ABD’de büyük ölçekli bankaların kontrol edilebilir hale getirilmesine yönelik düzenlemeler önümüzdeki dönemde de sıcak bir tartışma konusu olarak kalacak.