Avrupa Birliği'nde 'Tobin Vergisi' planı

AB genelinde uygulanması planlanan bir Tobin Vergisi piyasa dalgalanmalarını frenleme açısından faydalı olabilir ancak...

Avrupa kriz derinleştikçe çıkış yolları aramayı sürdürüyor. Son olarak Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, finans literatüründe ‘Tobin Vergisi’ olarak adlandırılan finansal işlemler vergisini Avrupa genelinde uygulamaya koymaya yönelik bir girişimde bulundu ve bu girişim diğer üyelerden de destek gördü. ‘Tobin Vergisi’, krizden çıkış sürecinde ek bir kaynak yaratmanın ötesinde, krizin ‘sorumlusu’ olarak görülen mali kuruluşların süreç içerisindeki mali katkısını arttırma amacı güdüyor.
Böyle bir planın sonuçlarının ne olacağını ve amacına ulaşıp ulaşmayacağını kestirebilmek için ‘Tobin Vergisi’nin geçmişini incelemekte yarar bulunuyor. 

Tobin Vergisi’nin tarihçesi
Nobel ödüllü ekonomist James Tobin tarafından ilk olarak 1970’lerde ortaya atılan ‘Tobin Vergisi’, döviz kuru işlemlerine uygulanan oransal bir vergi olarak tanımlanabilir. Böyle bir verginin amacı, spekülatif döviz alım-satım işlemlerini azaltarak kur dalgalanmalarını kontrol altına almak olarak düşünülmüştü. Sonraki zamanlarda ‘Tobin Vergisi’nin, kur işlemleri vergisi olmanın ötesine geçerek, tüm finansal piyasa işlemlerine uygulanabileceği fikri gelişti. Örneğin, İsveç 1984 yılında hisse senedi alım-satımlarına uygulanan yüzde 0,5 oranında bir ‘Tobin Vergisi’ koydu. İsveç’in uygulaması, vergi gelirleri bakımından bekleneni veremedi. Verginin neden olduğu işlem hacminin düşüşü, alım-satım kazançlarından elde edilen vergi tutarını olumsuz etkiledi. 2009 yılında, küresel mali krizden çıkış süreci çerçevesinde, başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelerde, mali piyasaların yeniden yapılandırılmasına kaynak sağlamak ve piyasaların dalgalanmalarını yumuşatmak amacıyla çeşitli tasarılarla ‘Tobin Vergisi’ tekrardan gündeme geldi. Akademik çalışmalar, geçmişteki uygulamalarda, ‘Tobin Vergisi’nin mali piyasa fiyatlarındaki dalgalanmaları dengeleyici bir etkisi olduğunu gösteriyor. Mali piyasaların entegrasyonunun arttığı ve böylelikle arbitraj fırsatlarının daha iyi değerlendirildiği bir ortamda, mali kurumlar ve yatırımcıların belli bir ülkedeki mali işlemler vergisinden kaçma yolları da bulunuyor. Bu yüzden, teorik açıdan tek bir ülke tarafından uygulanan bir mali işlem vergisinin sermayenin kaçmasına neden olabileceği varsayılıyor ve ancak bölgesel veya uluslararası çerçevede koordineli bir uygulamanın başarıya ulaşabileceği iddia ediliyor. ‘Tobin Vergisi’nin gelir getirici boyutu üzerine yapılan bazı çalışmalar, gelir etkisinin tahminden daha düşük olduğunu gösterse de Japonya, İngiltere, İsviçre ve Tayvan’da vergi geliri açısından başarıya ulaşan örnekler de bulunuyor. 

AB’de ‘Tobin Vergisi’
Yapılan anketler, Avrupa kamuoyunun, finansal sektörün krizin ‘pisliğini temizlemek’ adına daha fazla maliyet yüklenmesi gerektiğine inandığını ortaya çıkarıyor ve bir mali işlemler vergisine destek bulunduğunun sinyallerini veriyor. Sarkozy’nin girişimi, tahviller üzerinde binde 1; türev menkul kıymetler üzerinde ise on binde 1 oranında bir vergi yükü içeriyor ve böylelikle AB genelinde yılda 55 milyar euro tutarında bir gelir sağlanacağı tahmin ediliyor. Tahvil piyasalarındaki sorunlarla birlikte, Avrupa bankalarının mali açıdan zor günler yaşadığı bir dönemde, mali piyasa işlemlerinin önemli bir kısmını gerçekleştiren bu kurumlara yeni bir yük getirmenin ne kadar ‘gerçekçi’ olduğu sorusu, tasarlanan uygulamanın bir çelişkisi olarak dikkat çekiyor. AB genelinde uygulanabilecek bir mali işlemler vergisi, piyasa dalgalanmalarını terbiye etme yönünde bir fonksiyon yüklenebilir ve bankaların ‘ellerini taşın altına’ sokmaları nedeniyle kamuoyunun desteğini kazanabilir. Ancak yasa koyucular, mali güçlük içerisindeki Avrupa bankalarının krizden çıkış sürecine ‘mali taahhütlerinin’ arttırılmasının zorluğu nedeniyle elde edilen gelirlerin planlananın altında kalması ihtimalini göz ardı etmemeliler.