'Ayinesi iştir kişinin'

Yunanistan'ın 1980'lerde başarısız ve 1990'larda başarılı istikrar programı örnekleri bulunuyor.

Yunanistan halkı 25 Haziran günü yapılan referandum ile; Avrupa Komisyonu, IMF ve Avrupa Merkez Bankası tarafından sunulan ‘kurtarma planını’ reddetti. Bu ‘duruşun’ arkasından, Yunanistan ekonomisinin sürdürülemez gidişatına yeni bir yön vermek üzere Başbakan Çipras tarafından yeni bir kurtarma ve kemer sıkma planı önerildi. 3 yıllık bir dönemi kapsayan bu plan ilk etapta, referandumda reddedilen plana büyük benzerlikler gösterdiği gerekçesiyle iktidar partisi Syriza’nın içinde de muhalefetle karşılaştı ancak geçtiğimiz hafta bu plan nihayetinde kabul gördü. Yunanistan’ın planına Almanya temkinli yaklaşırken, destekçisi olan Fransa ‘ciddi ve inandırıcı’ buldu. Geçtiğimiz haftaki yazımda da belirttiğim gibi, bir istikrar programını başarıya ulaştıran en önemli faktör, içerdiği reçeteler ya da açıklanan rakamsal hedefler olmuyor. Daha çok, bu tür adımların ekonomiden sorumlu yetkililer tarafından ne oranda uygulanacağı ve sonuç alınana kadar sürdürülüp sürdürülemeyeceği istikrar programının başarısını belirliyor. Diğer bir ifade ile, programın uygulanma inandırıcılığı ve uygulayıcılarının ‘kredibiliteleri’ önem kazanıyor. Bir halk deyimiyle örnek vermek gerekirse, ‘ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’! Birkaç sene üst üste ‘derslerime çok çalışıp hepsini tam notla geçeceğim’ diyen bir öğrenci, ilk üç sene düşük notlarla hüsrana uğradıktan sonra bir sonraki sene yine benzer beklentilerle ebeveynlerini ikna etmeye çalıştığında, vaadin içeriğinden çok geçmiş yıllardaki ‘olumsuz’ gözlemler bu tür fazla iyimser beklentileri silip süpürür! Yunanistan örneğinde de, istikrar planının içeriğinden çok Yunanistan’ın geçmiş dönemde bu tür programlardaki performans ve kredibilitesine bakmak daha doğru olacaktır.

Maastricht’e kadar Yunanistan

Yunanistan’ın ekonomik istikrar sorunları 1980’lerin başında ortaya çıkmaya başladı.  Örneğin 1985 yılında Avusturya’nın yüzde 2,8, Fransa’nın yüzde 4,7 düzeyinde olan enflasyon oranı Yunanistan’da yüzde 25,4 olarak gerçekleşti. 1985 yılında ikinci kez iktidara gelen PASOK partisi tarafından bir istikrar programı hayata geçirildi. Bu programa, kredi sübvansiyonlarının kaldırılması karşılığında ödemeler dengesi açığının finansmanına yönelik Avrupa Komisyonu destek kredisi eşlik etti. Ancak 2 sene yürürlükte kalan ve enflasyonu yüzde 15,7’ye indiren program 1987 yılında, istikrar programının doğurduğu sosyal huzursuzluklar ve iktidarın bu nedenle siyasi desteğini kaybetmesi üzerinde, rafa kaldırıldı. Görünen o ki ekonomik sürdürülmezliğe rağmen mevcut durumunu devamının tercihine yönelik rehavet, ekonomik reform gerekliliğinin önüne daha o yıllarda geçmeye başladı! 1987 yılında GSYİH’nin yüzde 8’i olan bütçe açığı 1989 yılında yüzde 12’ye yükseldi. 1980’ler boyunca – ve bugüne kadar - yükselen brüt kamu borcu / GSYİH oranı ise 1985’te yüzde 43,8, 1987’de yüzde 49,2 ve 1989’da yüzde 56,2 olarak gerçekleşti. 1989 yılında yüzde 15,2 olan enflasyon oranı ise bugünkü Avro bölgesi olarak anılan diğer ülkelerin yüzde 1,3 ila yüzde 11,5 arasında değişen enflasyon oranlarının üzerinde seyretti. 1989 yılında bu ekonomik tablo karşısında, Yunanistan Merkez Bankası tarafından drahmi’nin o zamanki ‘avro’ olan ECU’ya karşı değer kaybını iki para biriminin enflasyon farkının altında tutan bir kur politikası izlemeye dayalı yeni bir program geliştirilmişti. Ancak ilan edilen bu hedefe 1990’ların ortalarına kadar ulaşılamadı ve drahmi’nin değer kaybı enflasyon farkının üzerinde gerçekleşti. Maliye tarafında ise faiz dışı bütçe açığını fazlaya döndürerek borç/GSYİH oranını sabitlemeye yönelik önlemler alındı. 1989’da yüzde 6,4’e ulaşan bu açık, 1994 yılında yüzde 2,3 oranında fazlaya dönüştü. Ancak bu başarı borç/GSYİH oranındaki yükselişi ve diğer istikrar parametrelerini düzeltmeye yetmedi. 1993’e gelindiğinde Yunanistan’ın yüzde 12,0 olan enflasyon oranı, eski Doğu Bloku ülkeleri hariç tutulursa, bugünkü Avro bölgesi ülkelerinin yüzde 6’nın altında olan enflasyon oranlarının oldukça üzerinde kaldı. 1989’da yüzde 56,2 olan kamu brüt borcu / GSYİH oranı ise 1993’te yüzde 94,2’ye ulaştı – bu oran da aynı yıl Belçika ve İtalya’dan sonra Avro bölgesi ülkelerindeki en yüksek oran oldu.

 

Maastricht sonrası Yunanistan

 

Avrupa Birliği’nin Yunanistan ekonomisi üzerinde sözünün geçmeye başladığı dönem, 1992 yılındaki Maastricht Anlaşması ile başladı. Yunanistan, bu anlaşmanın koymuş olduğu ve Birlik ülkelerinin ekonomik parametrelerinin birbirlerine yakınsamasına yönelik kriterlerin (convergence criteria) oldukça uzağında bulunduğu için, benzer durumdaki diğer AB ülkeleri gibi bir ‘yakınsama programı’ (convergence program) uygulamak durumunda kaldı. Program çerçevesinde bütçe açığının düşürülmesi hedefi ilk etapta Andreas Papandreu, onun 1996’da hastalığından ötürü istifasından sonra ise Kostas Simitis’in önderliğindeki PASOK hükümetleri ile başarıya ulaştı: 1993 yılında yüzde 11,6 olan bütçe açığı/GSYİH oranı 1996 yılında yüzde 7’ye ve 1999 yılında yüzde 3’e indirildi. Brüt kamu borcu/GSİYH oranı ise 1993’teki yüzde 94,2’den 1999 yılında yüzde 88’e geriledi. Programın bir yan etkisi olarak, işsizlik oranı 1993’te yüzde 9,4’ten 1999’da yüzde 12,1’e kadar yükseldi. PASOK hükümeti 2000 yılındaki seçimlerde de -oyu düşmekle birlikte - iktidarını bir dört yıl daha sürdürebildi. 2004’ten sonra iktidara gelen Yeni Demokrasi Partisi’nin yönetiminde, 2000’lerin ikinci yarısına kadar olan dönemde Yunanistan’ın ekonomik tablosu, ‘görünürde’ en fazla yüzde 2,5’e kadar yükselen bir faiz dışı bütçe açığı ve yavaş yavaş yüzde 100’lere yaklaşan ve hatta geçen bir borç/GSYİH oranıyla birlikte sınırlı düzeyde bir kötüleşme ile ani bir patlak vermeden sürdürüldü. Ancak sonradan anlaşıldığına göre, uzunca bir süre Yunanistan ekonomisindeki resmi istatistikler, durumu olduğundan daha olumlu göstermek üzere manipüle edildi ve uzunca süre biriken sorunlar 2000’lerin sonunda, küresel kriz sonrasında tetiklenerek kontrol edilemez hale geldi.

 

Çipras başarabilir mi?

 

Yunanistan’ın geçmiş 30 senelik ekonomik tarihine bakıldığında, örneğin 1993 sonrası dönemde olduğu gibi ekonomik istikrar programının inandırıcı bir şekilde uygulandığı ve politik desteğini sürdürdüğü dönemlerin yanı sıra, 1985-1987 döneminde olduğu gibi programların yarıda bırakıldığı ve kamuoyu desteğini kaybettirdiği dönemler de olmuş. Bu tablo, Yunanistan’ın geçmişteki başarılı örneklerde olduğu gibi istikrar programı uygulayabilme yeteneği olduğunu gösteriyor. Ancak iktidardaki Syriza partisi ve lideri Çipras 1990’ların ikinci yarısında olduğu gibi bir istikrar programı yürütebilir mi, bu büyük bir soru işareti. Çünkü o dönemdeki durum ile bugünkü çok daha ‘vahim’ durum arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Öncelikle, geçen dönem içerisinde birikimli kötü performans ve geçmişte baskılanmış istatistiklerin ortaya çıkması ile, borç krizinin gerçek boyutu ortaya çıktı. 2014 itibariyle kamu brüt borcu/GSYİH oranı yüzde 177! Bu haliyle krizin çözümü çok daha büyük zorluklar içeriyor. Mevcut durumdaki bütçe disiplininin oturtulmasının ötesinde birikmiş olan borçların azaltılması sorunu bulunuyor. IMF’nin yakın tarihli raporlarından birinde ‘mevcut borç yükünü azaltıncaya kadar, Yunanistan’ın tekrar makul maliyetlerle borçlanması mümkün gözükmüyor’ ifadesi bulunuyor. Raporun önerisi sorunun çözümünün ne derece zor olduğunu da gösteriyor: Avrupa’nın Yunanistan’a ya 30 yıl süreli bir ‘borç erteleme’ hakkı vermesi ya da verilmiş olan borç anapara miktarının bir kısmının silinmesi gerekebilecek. Çipras, ideolojisi doğrultusunda ‘Batı’ dünyasının dayatmalarına ve ‘ya olduğu gibi kabul eder ya gidersin’ tavrına zaman içinde ne kadar karşı çıkabileceği belirsiz. Ekonomik gerçeklikler ve ideolojik öncelikler arasında sıkışan ve şu an için kendi ideolojisi karşısında açmazda kalan Başbakan Çipras’ın sorunları uzun vadede ne ölçüde çözebileceği konusu henüz netlik kazanmış değil. Köprünün altından daha çok sular akacak!