Bankalara S&P uyarısı

S&P'nin sekiz büyük Amerikan bankasının holding şirketlerinde kredi notu düşürme kararları, bir kriz sinyali olarak algılanmamalı. Bu düzeltmeler, FED'in düzenleme değişikliği planının yansımalarını gösteriyor.

Perşembe günü, kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), büyük ölçekli sekiz Amerikan bankasının bağlı oldukları holding şirketlerinin kredi notunu düşürdü. Bu kredi notu değişiklikleri büyük bir krizin habercisi olmaktan çok, dünya ölçeğinde geçen seneden bu yana gündeme gelen yeni bir bankacılık düzenlemesin yansıması olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle öncelikle bu bankacılık düzenlemesini anlamak faydalı olacaktır.

“BAİL-İN”: ‘İÇERİDEN KURTARMA'

Merkez bankalarının önemli bir görevi, kriz hallerinde mali sistemin panik içerisinde istikrarının kaybolmasını önlemek için, zordaki mali kuruluşlara destekte bulunmak ve çöküşlerini engellemektir. 2000’lerin ortasında gerçekleşen Küresel Mali Kriz döneminde de, FED ve diğer büyük ölçekli merkez bankaları, varlık değer düşüşleri nedeniyle özsermayeleri eriyen mali kuruluşların ‘zehirli’ olarak tabir edilen mali varlıklarını alarak bankalara likidite sağladılar ve piyasaların istikrarını korudular. Bu tür mali kurtarma operasyonları ‘bail-out’ olarak adlandırılıyor. O dönemdeki ‘bail-out’lar mali otoritelere trilyon ABD doları mertebesinde bir mali yük getirdi. ‘Bail-out’ların kamu kaynaklarına getirdiği ağır yükler, vergi mükelleflerinin vergilerinin hesabını sorabildikleri ABD gibi ülkelerde, tartışmalara yol açtı. 2014 yılının sonlarındaki bir önceki G20 zirvesinde, mali çöküntüye girmesi halinde mali sistemin tamamını zora sokabilecek ölçekteki kurumların (‘too big to fail’) mali sağlıklarını korumaları için yeni bir sistem önerildi. Bu önerilen sistemde, bankaların ‘toplam zarar karşılama kapasiteleri’ni (total loss absorbing capacity, TLAC) artırmak üzere fazladan sermaye tutmaları fikri ortaya atıldı. TLAC uygulamasında, bankaların tutmaları gereken ve kriz anında zarar yazabilecekleri ekstra ‘sermaye tamponu’ ile bankaları vergi mükellefleri değil, kendi yatırımcıları ve borç verenleri ‘kurtarmış’ olacak. Bu nedenle uygulama, banka dışındaki kurumların mali yükü üstlendiği ‘bail-out’ ifadesi yerine, ‘bail-in’ ifadesi ile anılıyor. Önerilen sistemde, risk ağırlıklı varlıkların en az yüzde 16-20’si düzeyinde bir tampon tutulması talep ediliyor, ancak sadece özsermaye olarak değil belli türde borçlanmalar da bu tamponun parçası olarak kabul ediliyor. Bu çerçevede, İngiltere ve İsviçre gibi ülkelerde,  bankaların sermaye ilişkisi olduğu holding şirketlerinde borçlanma yapılarak, banka seviyesindeki ortakların korunması ve riskin holding şirketi ortakları tarafından üstlenilmesi teşvik ediliyor.

FED ‘İÇERİDEN KURTARMA' DÜZENLEMESİ

2015 Ekim ayında ABD merkez bankası FED de benzeri bir düzenleme önerdi. FED’in önerisinde TLAC tutarının risk ağırlıklı varlıkların yüzde 18’i düzeyinde olması hedeflendi. Tasarı, küresel ölçekte sistemik öneme sahip bankalar (globally systemically important banks, GSIB) olarak değerlendirilen sekiz kuruluşu kapsıyor. Bu bankalar Bank of America, Bank of New York Mellon, Citigroup, J.P Morgan Chase, Morgan Stanley, State Street, Goldman Sachs ve Wells Fargo - işte bu bankalar S&P tarafından geçtiğimiz günlerde kredi notu düşürülen kuruluşlar! Öneri ilk açıklandığında, FED tarafından bu sekiz bankadan altısının toplam 120 milyar ABD doları tutarında bir TLAC açığına sahip oldukları belirtildi. Ancak altı bankanın detayları henüz açıklanmadı. FED’e göre sermaye açığı, sadece yeni borç alarak değil, örneğin bankanın iştiraklerindeki borçların ana şirketlere kaydırılması veya vadesine yakın olan borçlarının daha uzun vadeye yayılması yoluyla da çözümlenebilir. FED’e göre, yeni tasarı her bir bankanın yıllık borçlanma giderlerini 680 milyon ABD doları ila 1.5 milyar ABD doları arasında artıracak. Bankalar risk ağırlıklı varlıklarını azaltarak, ortaklarına ödedikleri temettüler artırmak suretiyle karlarını içeride tutarak veya holding şirketleri üzerinden borçlanma yaparak düzenlemeye şimdiden uyum sağlamaya çalışıyorlar. Düzenlemenin önemli bir özelliği kriz halinde TLAC’ı oluşturan borç stokunun hisse senedine dönüştürülme kabiliyetinin bulunması oluyor.

S&P NOT DÜŞÜŞLERİ

S&P’nin kredi notu düşürme kararı, bu yeni düzenleme yaklaşımında ‘dışarıdan kurtarma’ yerine ‘içeriden kurtarma’ ile ‘kamunun krizlerde mali kuruluşlara desteğini çekmesi’nin yansıması olarak yorumlanıyor. Ayrıca, bankaların içinde bulundukları şirket grupları itibariyle düşünüldüğünde, söz konusu karar bankacılık faaliyetlerinin sürdürüldüğü  asıl banka şirketlerini değil, borçlanmanın gerçekleşeceği ve TLAC düzenlemesinde riski üstlenen holding şirketlerini kapsıyor. Düzenlemenin son halinde, hangi türde borçların TLAC kapsamına alınacağı belli olmadığı için, kredi notu düşüşleri temkinli olarak ve sadece bir derece aşağıdan yapılmış. S&P’ye göre, banka holdinglerinden alınan bu bir adımlık kredi notu düzeltmesi, düzenleme ile kurtarma yükünün kamudan kurumların kendisine aktarıldığı için azalan devlet garantisinin mali sektör üzerindeki maliyet karşılığı oluyor. Mali sektör ve düzenleme kuruluşları, şu anda bu düzenleme konusuyla ilgili olarak, TLAC içinde kabul edilecek borç kapsamının netleşmesini bekliyorlar. Sözün özü; S&P kararlarını önemli bir ‘kriz sinyali’ olarak değil, sadece planlanan bir düzenleme değişikliğinin karşılığı olarak görmek gerekiyor.