Bilginin dağılımı

Bilginin küresel ölçekteki akışı, bir emtianın çeşitli kanallardan ticarete konu olması gibi farklı kanallar üzerinden ilerleyebiliyor.

Günümüz dünyasında ‘bilgi’, ekonominin, sermaye ve işgücü kadar önemli bir girdisi haline geldi. İşgücü ve sermaye piyasaları ile ilgili birçok çalışma, bu girdilerin tabi oldukları ekonomik koşulları ortaya koyarken ‘bilgi’nin ekonomik bir kavram olarak ele alınması henüz göreceli olarak yeni. Teorik tanım itibariyle ‘bilgi’ bir ‘kamu malı’ olarak düşünülebilir: Kamu mallarının bir kişi tarafından kullanımı, diğer bir kişinin kullanımını engellemez (‘non-rivalry’; rekabetsizlik) – marketten bir kutu yoğurt sadece bir kişi tarafından alınıp kullanılabilir, o yüzden kamu malı değildir-. Ayrıca kamu mallarını kullanmak için ‘satın alma’ zorunluluğu gibi bir kuralla ‘dışlamayı’ her zaman dayatamazsınız (‘non-excludability’; dışlanamazlık) –bir kutu yoğurdu ancak markete gidip satın alan kullanabilir, o yüzden kamu malı değildir. Örneğin giriş ücreti ödenmeyen bir parkta temiz hava almak kamu malıdır– bir kişinin kullanımı diğerinin kullanımını azaltmaz ve kimse kullanımdan dışlanamaz. Bilginin kamu malı özellikleri taşıdığı bilinmekle birlikte, ‘kamu malı’ olmasından beklendiği gibi evrensel olarak aynı ölçüde ve hızda paylaşılamayabiliyor. Bu durumda ekonomik anlamı olan bilginin nasıl taşındığı akademik bir soru haline dönüşüyor. Colorado Üniversitesi’nden Wolfgang Keller, yaptığı çalışmalar ile bilgi akışı mekanizmalarını istatistiki olarak açıklamaya çalışıyor. 

Bilgi taşıma mekanizmaları
Bir yıl içerisinde üretilen veya ihraç edilen buğday miktarı, ‘ton’ birimi ile kolayca doğrudan ölçülebilir: Hasatta elde edilen, gıda haline gelen veya şilebe yüklenen miktarlar rahatlıkla takip edilebilir. Ancak istatistiki bir çalışmaya konu olabilmesi için ‘bilgi’yi dolaylı yoldan ölçmek gerekir. Keller, bilgi kavramını ölçebilmek için bir ülkede alınan yeni patent sayısını esas alıyor. ‘Bilgi çağı’nda bilginin artık sadece internet kanalları üzerinden taşındığı gibi bir algıya sahip olabiliriz. Ancak analiz gösteriyor ki ‘gerçek’ kanallar halen bilgi akışının önemli bir kısmından sorumlu. Örneğin ülkelerarası iş gezileri ve yüz yüze görüşmeler ile bilgi akışı arasında önemli bir istatistiki bağ olduğu görülüyor. Bunun nedeni ise bazı bilgiler, rahatlıkla paylaşılmayı sağlayacak bir formata dönüştürülemiyor (‘non-codifiability’; kodlanamazlık). Kimyasal bir formül paylaşılabilir bir formattadır –Bilgisayara yazıp e-mail atabilirsiniz veya kitaba koyabilirsiniz– ama bir dans dersi ya da bir el zanaatının teknik ve yöntemlerinin aynı ölçüde paylaşılabilir şekilde kodlanması zordur. Keller, ülkelerin iş gezisi ve yüz yüze görüşme yoğunluğunu uçuş yolcu sayılarını kullanarak tahmin etmeye çalışıyor. Daha fazla uçak yolcusunun geldiği ülkelerde alınan patent sayısının da arttığını gözlemlemiş. Diğer bir akış mekanizmasının uluslararası doğrudan yatırımlar olduğu saptanıyor. Keller bu noktada bilgiyi doğrudan ölçemediği için şirketlerin verimliliği (‘productivity) –yani belli bir girdiye oranla elde edilen çıktı- üzerinden gitmiş (bilgi artışının verimliliğe olumlu etkide bulunacağı varsayımından yola çıkarak). Keller, ABD’deki yabancı sermayeli şirketlerin, prodüktivite artışlarının yerli şirketlere oranla daha hızlı gerçekleştiği sonucuna varıyor. Keller’in daha önce yaptığı bir çalışmada, 1987-1996 arasında ABD üretimindeki verimlilik artışının yüzde 14’ünün doğrudan yatırımların olumlu etkisinden kaynaklandığı görülmüş. Son olarak da ithalatın bilgi akışı üzerindeki etkisine değinilmiş. Bu etkinin konusunu, ithal edilen mallardan elde edilen üretim bilgisi oluşturuyor. Bu ilişkinin ölçümlenmesi için araştırma-geliştirme (Ar-Ge) harcamaları kullanılıyor. ‘İstatistiki sonuçlara’ göre, birçok ülkede, verimlilik artışlarının kendi Ar-Ge yoğunluklarından çok, ithalatın ağırlıklı olarak temin edildiği ticaret partnerlerinin Ar-Ge yoğunluklarından kaynaklandığı tespit ediliyor. 

Dışa açılma, bilgi ve verimlilik
Bir ülke sınırları dahilinde ve kendi içine kapalı olarak da bilgi üretebilir: Örneğin Soğuk Savaş yıllarında Doğu Bloku, demirperdenin arkasından bilgi üretmeye çalıştı. Ancak bir ülkenin sahip olduğu –ekonomik anlamı olan– bilgiyi arttırmak, sınırötesiyle sağlanan sermaye, ticaret ve insani ilişkilerin yoğunluğu ile yakından bağlantılı. Bilginin verimlilikle –dolayısıyla ekonomik büyüme– arasındaki ilişki de gözetildiğinde, farklı eksenlerde dışa açılmanın yoğunlaşması demek, bilgi ve verimliliğinin –bağlantılı olarak büyüme ve kârlılığın– iyileşmesi anlamına geliyor.