Borsaların 'sosyal' amaçları

Borsaya kote şirketlerin sosyal ve çevresel konulara katkısının takip edilmesi gerektiği savunuluyor.

Hisse senedi borsalarının fonksiyonu, farklı büyüklüklerdeki servete sahip yatırımcıların birikimlerini, sermaye ihtiyacı olan şirketlere kanalize etmektir. Bunun sonucunda, şirketler ihtiyaç duydukları sermayeye kavuşurlarken yatırımcılar ise birikimlerine getiri elde etmeyi beklerler. Küresel kriz sonrasında mali sistemin işlerliğinin sorgulanmasıyla birlikte, borsaların, daha ‘sosyal’ amaçlara da hizmet edip etmeyeceğine dair fikir tartışmaları gündeme geliyor. ‘Doğayla barışık büyüme’, ‘sosyal sorumluluk’ gibi kavramlar öne çıkarken bu kavramların sermaye piyasalarına uygulanmaları için adımlar atılmaya başlandı. 2009 yılında Birleşmiş Milletler öncülüğünde hayata geçen ‘Sürdürülebilir Borsalar’ (Sustainable Stock Exchanges–SSE) oluşumu, borsalara sosyal bir görev yükleme ve bu görevin yerine getirilme düzeyini takip etme yönünde bir misyon yükleniyor.
SSE oluşumu; misyonunu, ‘borsaları, yatırımcılar, düzenleyiciler ve şirketlerle bir araya getirerek, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim konularındaki kurumsal şeffaflığı ve performansı arttırmak ve yatırımlarda uzun vadeli ve ‘sorumlu’ bir bakış açısını teşvik etmek’ olarak belirtiyor. SSE, önümüzdeki hafta Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinde gerçekleştirilecek olan ‘Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesi’nde bir ‘Global Diyalog’ toplantısı düzenleyecek. SSE oluşumunun koordinasyonunu BM bünyesindeki ‘Sorumlu Yatırım Prensipleri’ (UN Principles for Responsible Investment), ‘Ticaret ve Kalkınma Konferansı’ (UNCTAD) ve ‘Çevre Programı Finans Oluşumu’ (UNEP Finance Initiative) yükleniyor. SSE’nin özünde ‘çevre, sosyal ve kurumsal yönetişim’ (environmental, social and corporate governance–ESG) konularında şirketlerin daha fazla bildirimde bulunması, bu konulara yönelik adımlar atmalarına teşvik edilmesi ve borsaların da kote olan şirketlerin bu alanlardaki bildirimlerini takip etmeleri rolleri bulunuyor. Geçen senelerde, özellikle ‘kurumsal skandallar’ olarak nitelenen yönetim suiistimalleri ile birlikte, şirketlerin yatırımcı haklarını koruyan ‘kurumsal yönetişim’ ilkelerine uyumluluğu önem kazandı. Ancak, artık yatırımcıların şirketlerin ‘kârlılığından’ ve kendisine sağlanan getiriyi güvence altına alan ‘yönetişim’ ilkelerinden daha derin konularla da ilgilenmeye başladığı görülüyor. Bir şirketin kârını ne şekilde kazandığı kamuoyunun gündemine oturuyor. Yakın dönemde, Apple’ın değer zincirini oluşturan özellikle Asya menşeli şirketlerin işgücü uygulamalarının mercek altına alınması da ‘yatırımcı’ hassasiyetlerinin ‘kâr’ odağının ötesine geçebildiğini gösteriyor. Aslına bakıldığında, dünyada, yasa koyucular ve düzenleyiciler tarafından sosyal ve çevresel faktörlere yönelik duyarlılığın artması ve bu duyarlılığın küresel bir eşgüdüm içerisinde düzenlemelere yansıtılması, eninde sonunda, bu düzenlemelere uymayan şirketlerin yüksek cezalarla ve faaliyet kısıtlamalarıyla karşılaşmasına neden olacak. Örneğin, karbon salımıyla ilgili sınırlamaların önümüzdeki yıllarda, çevresel endişelerle sıkılaştırılması durumunda, petrol ve kömür şirketlerinin kârlılıkları olumsuz yönde etkilenebilecek. Bundan sonraki orta vadeli dönemde halka açık şirketlerin ESG başlıklarında kendilerine çekidüzen vermeleri gereken bir trendle karşılaşacağız. 

SSE performansı
SSE oluşumu mevcut durumda dünya çapında 27 adet borsanın ESG konularındaki performansını takip ediyor. SSE’nin yakın tarihte yayımlamış olduğu bir rapora göre, 2012 yılı itibariyle 27 borsanın 14’ü şirketlerinin ESG konularında raporlamada bulunduğunu bildirmiş. Aynı raporun borsalar içinde yaptığı öneriler arasında, İMKB, São Paulo Borsası (BM&FBOVESPA) ve Johannesburg Borsası (JSE) gibi ESG konularında başarı kaydetmiş ‘öncü’ borsaların çevresinde birleşilerek bir ‘Borsalar Çalışma Grubu’ oluşturulması bulunuyor. 21. yüzyılda, borsaların ‘yatırımlara kâr elde ettirmenin’ ötesinde amaçlara hizmet edebileceği zihniyetinin önem kazanacağı görülüyor. 18 Haziran’daki ‘Küresel Diyalog’ sonrasında, borsaların ve şirketlerin ESG uyumluluğuna dair daha net bir resim ortaya çıkabilecek.