Çin ekonomisinin yapısal sorunları

Çin ekonomisinin büyüme hızının yavaşlamasının arkasında bazı yapısal sorunlar bulunuyor.

Çin ekonomisi 2000’lerin başından itibaren tekrarlanması zor bir ekonomik büyüme performansı gösterdi. 2003 yılında büyüme hızı iki haneli oranlara ulaştı. Çin’in satın alma gücü paritesine göre küresel GSYİH içindeki payı 1980 yılında yüzde 2,35 iken, 1990 yılında yüzde 4,2’ye, 2000 yılında yüzde 7,5’e, 2010 yılında ise yüzde 14’e ulaştı! Küresel krizin tüm dünyada kendini hissettirdiği dönemde de Çin, yüzde 9’un üzerindeki yıllık büyüme hızıyla, gelişmiş ekonomilerdeki durgunluluğun ve daralmanın küresel ekonomi üzerinde etkilerini azalttı. Bir bakıma Çin’in hızlı ekonomik büyümesi, küresel ekonomik krizden çıkışın en önemli çıpası oldu. Ancak 2010’lardan itibaren Çin ekonomisinin büyümesi hız kaybetti. 2014 yılı itibariyle büyüme hızı yüzde 7,3’e kadar geriledi. IMF, 2020’ye kadar büyüme hızının yüzde 6 düzeylerinde devam edeceğini tahmin ediyor. Bu büyüme hızları, başka bir gelişen veya gelişmiş ekonomi için olağanüstü bir hız olarak görülebilir. Ancak Çin ekonomisi söz konusu olunca, büyüme hızının yüzde 14’lere kadar çıkan rekor düzeylerden yüzde 6 seviyesine gerilemesi, Çin’in küresel ekonominin geri kalan kısımlarındaki durgunluğu bertaraf edici gücünün ortadan kalkması anlamına geliyor. Bu durum, olası yeni bir küresel durgunluk veya kriz senaryosunda, krizden çıkışın 2007 küresel krizindekinden daha zor olabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor. Son dönemde cevabı aranan soru, Çin’deki yavaşlamanın dönemsel ve geçici mi ya da yapısal ve kalıcı mı olduğu konusunda yoğunlaşıyor. Strategy+business dergisi, yeni bir makalesinde Çin ekonomisinin harcama dağılımı ve rekabetçilik seviyesi üzerinden yapısal sorunlarına işaret ediyor.

ÇİN EKONOMİSİNİN ANATOMİSİ

Strategy+business dergisinde, John Jullens Çin ekonomisinin mevcut durumunu şöyle özetliyor: Ekonomik büyüme yavaşlıyor, borçluluk oranları yükseliyor, sermaye verimliliği düşük gerçekleşiyor. Özellikle çelik, cam ve çimento sektörlerinde kapasite fazlalığı tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Pekin’in yuan’ın hızlı değer kaybının önüne geçmek için yaptığı müdahaleler, uluslararası rezervleri hızlı bir şekilde eritiyor. Çin ekonomisinin en büyük sorunu ise özel tüketimin çok düşük düzeyde olması ve ekonomik büyümenin büyük oranda yatırım oranının yüksekliğine bağlı kalması. UNCTAD verilerini kullanarak Jullen’in bahsettiği bu sorunun düzeyi tespit edilebilir. UNCTAD’a göre 2013 yılı itibariyle Çin’in 9,2 trilyon ABD doları düzeyindeki GSYİH’sinin 4,4 trilyon ABD doları yatırımlardan geliyor. Yani ekonomik katma değerin yüzde 47,8’i yatırımlardan oluşuyor. Nihai hanehalkı tüketimi ise 3,3 trilyon ABD doları yani GSYİH’nin yüzde 35,9’u. Bu oranları ABD ile karşılaştırdığımızda, GSYİH’ye oranla nihai özel tüketimin yüzde 68, yatırımın ise yüzde 19,5 düzeyinde olduğu görülüyor. Çin ekonomisinin oransal olarak yatırımlara bağımlılığı ABD’nin yaklaşık 2,5 katı. Bir örnek vermek gerekirse, yine UNCTAD’a göre Japonya’nın GSYİH’si 2013 yılında 4,9 trilyon ABD doları olarak gerçekleşmiş. Yani Çin’in belli bir ekonomik büyüme düzeyini sürdürebilmesi için, her sene Japonya ekonomisinin GSYİH’sine yakın bir yatırım yapması gerekiyor. Yatırımların belli bir düzeye kadar yüksekliği üretim kapasitesinin artması, tüketimin düşüklüğü ise yatırımların finansmanı için tasarruf oranlarının yeterli olması olarak yorumlanabilir. Ancak yatırımlar Çin düzeyine ulaştığında, her sene 4,4 trilyon ABD tutarında yatırım gerçekleştirerek bu yatırımların üretken olarak kullanılabilmesi ve sermayeye makul bir getiri sağlanması gittikçe zorlaşıyor. Sonucunda, bu yatırımlar ile kullanılmayan kapasite artışları ve bazı durumlarda tamamına yakını boş ölü şehirler inşa ediliyor. Örneğin, 2005 yılında açılan alışveriş merkezi ‘New South China Mall’ 660 bin metrekare kiralanabilir alanı ile dünyanın en büyüğü. Ancak bu alışveriş merkezi, uzun süre hiçbir dükkanının kiracı bulamaması nedeniyle bir ‘hayalet’ alışveriş merkezi olarak nitelendiriliyor. Bu merkezin doluluk oranı halen yüzde 2’yi geçmiyor. Jullens, bu yatırım ve tüketim dengesinin tek başına asıl büyük sorun olmadığını vurguluyor. Bunun ötesinde, Çin’de ekonomik büyümeye bağlı olarak, ‘orta gelir büyüme tuzağına’ yaklaşan ülkelerdeki şartlar da oluşuyor. Ücret seviyeleri yükseliyor ve bu yüzden üretim maliyetleri artıyor. Temel üretim ve montaj faaliyetleri, Vietnam ve Tayland gibi daha ucuz maliyetli ülkelere doğru kayıyor. Çin’in mevcut durumda ekonomik büyüklüğünün önemli bir kısmını karşılayan ayakkabı, oyuncak ve benzeri, düşük beceri gerektiren emek yoğun sektörlerden, teknoloji yoğun ve katma değeri yüksek sektörlere dönüşümünü tamamlaması gerekiyor. Çin’in bu dönüşümü tamamlamak üzere bazı önemli adımlar attığı da görülüyor. Örneğin, özel sektörün faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların ortadan kaldırılması ve yatırımların katma değeri daha yüksek alanlara yönelmesine çalışılması bu adımlardan birini teşkil ediyor. Çin, bilgi sermayesine yatırım ve teknolojik yükselme için önemli adımlar atıyor. Teknoloji ve internet sektörlerinde Lenovo, Huawei ve Alibaba gibi Çin kökenli dünya devleri ortaya çıkıyor. Ancak Çin’in ekonomik büyüklüğü düşünüldüğünde, emek yoğun sektörlerden teknoloji ve bilgi yoğun sektörlere dönüşüm henüz yetersiz düzeyde gerçekleşiyor. Diğer taraftan, Çin ekonomisinin kara delikleri, GSYİH’nin yüzde 40’ını oluşturan kamu iktisadi teşekkülleri yani KİT’ler. KİT’lerin aktif büyüklüğü gereğinden fazla şişmiş durumda ve bu şirketler kötü ve verimsiz yönetiliyor.

FİNANS SEKTÖRÜ

Jullens, Çin’in şişmiş finans sektörünün kırılganlığına pek değinmiyor. Çin GSYİH’sinin yarısına yakın bir brüt tasarruf düzeyi bulunuyor. Bu düzeydeki tasarrufların, aynı düzeydeki verimsiz yatırımlara yönlendirilmesiyle birlikte büyüyen finans sektörü, verimsiz yatırımlardan kaynaklanan düşük varlık kalitesi ile karşı karşıya kalıyor. Özellikle yerel yönetimler düzeyindeki borçlardaki batıkların şimdilik üzeri örtülüyor. Ancak önümüzdeki yıllarda, Çin finans sektöründeki kırılganlıkların su yüzüne çıkma ihtimali gittikçe artıyor. Çin ekonomik yapısını dönüştürmek için önemli adımlar da atıyor, ancak Çin ekonomisinin ölçeği düşünüldüğünde, bu adımların ekonomisinin geneline yansıması zaman alıyor. Görünür gelecekte Çin’in ekonomik büyüme hızının tekrar iki haneli düzeylere gelmesi zor gözüküyor.