Değer doğuran şirketler

Dünyada sermayedarlarına en yüksek oranda getiriyi sağlayan şirketlerde gelişmekte olan ülkeler kaynaklı şirketlerin ağırlığı artıyor.

Dünyanın en önemli danışmanlık şirketlerinden Boston Consultancy Group (BCG), ‘Değer Doğuran Şirketler’ çalışmasının 14.sünü geçen günlerde yayımladı. Bu çalışma, geniş kapsamlı veritabanları tarafından detaylı mali verileri taranıp sunulan, dünya borsalarına en az beş sene boyunca kote olmuş ve en az yüzde 25 oranında halka açıklığa sahip, mali olmayan şirketleri kapsıyor. Bu kriterlere uyan, 21 ayrı alanda faaliyet gösteren ve dünyanın farklı bölgelerine ait 1003 adet şirket çalışmaya katılmış. Çalışma, şirketleri ‘toplam sermayedar getirisi’ (total shareholder return-TSR) kazandırma performanslarına göre sıralıyor. TSR bilindik ‘hisse fiyatı getirisi’ ölçütünden daha karmaşık bir metodolojiye sahip. Hesaplamaya, hissedar değerinin kaynaklarını oluşturan operasyonel ve mali bazı göstergeleri de dahil edilmiş. Özünde TSR, sermaye kazancı ve nakit kazancının toplamından oluşuyor. Ancak farklılığı, bu getirinin kaynaklarını gösterecek detayı da yansıtmasında bulunuyor. Sermaye kazancı kâr artışı ve değerleme çarpanlarındaki (şirketin toplam piyasa değeri ve mali büyüklükleri arasındaki oran) büyümenin bileşkesi, kâr artışı ise ciro büyümesi ve kâr marjındaki genişlemenin birlikte sonucu olarak veriliyor. Özetle TSR, sermayedarlara sağlanan toplam değer artışının ‘anatomisinin’ analizine imkân tanıyor.

Gelişmekte olan ülkelerde değer artışı

1003 şirketlik örneklemede, 2007-2011 arasında oransal olarak en yüksek yıllık ortalama TSR sağlayan on şirkete bakıldığında getiri oranlarının yüzde 48 ile yüzde 66 arasında değiştiği gözlemleniyor. En yüksek getiri sağlayan bu on şirketin en önemli ortak özelliği ise dokuz tanesinin ‘gelişmekte olan ülkeler’ olarak nitelendirilen bölgelerden geliyor olmaları. Çin, Güney Kore, Meksika ve Filipinler bu listede yer alan gelişmekte olan ülkeler! 1999 yılındaki ilk çalışmada ise ilk 10’a giren şirketlerin tamamı gelişmiş ülkeler kaynaklıydı. Uzunca bir süreden beri, gelişmekte olan ülkeler, hızlı büyüme oranları ile dünya ekonomisi içindeki ağırlıklarını arttırıyorlar. 2000’lerde gelişmiş ülkelerin ortalama yıllık büyümesi yüzde 1.7 civarında seyrederken gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranı ortalamada yüzde 6’yı aştı. Bunun sonucu olarak, 2000 yılında yüzde 37.2 olan gelişmekte olan ülkelerin toplam dünya ekonomik büyüklüğü içindeki payı, 2011 yılında yüzde 48.9’a yükseldi. Özellikle 2007’de başlayan küresel krizden gelişmiş ekonomiler daha derin hasarlar alırken dünya krizden çıkış sürecinin itici gücü gelişmekte olan ülkelerin dinamizmi oldu. BCG çalışması, makro seviyedeki bu ekonomik başarının arkasında, mikro seviyedeki başarının da gözlemlenmesini sağlıyor. TSR’ın kaynaklarına bakıldığında, özellikle ‘başa güreşen’ şirketlerde değer artışının büyük oranda ciro büyümesinden (ortalama yüzde 23) geldiği, bunu kâr marjlarındaki iyileşme (ortalama yüzde 16) ve değerleme oranlarındaki artışın –yani yatırımcıların ileriye dönük beklentilerinin olumluya kayması anlamına geliyor- (yüzde 14) takip ettiği görülüyor.

Ölçek büyümesi
Çalışmada, sadece 35 milyar dolar toplam piyasa değerinin üstündeki şirketlerin alındığı ayrı bir ‘büyük ölçekli şirketler’ TSR sıralamasının ilk 10’unda, gelişmekte olan ülkeler Çin, Hong Kong, Brezilya ve Rusya da birer şirketle temsil ediliyorlar. Hızlı değer artışı, sermayedar getirisinin ötesinde ölçek büyümesiyle de sonuçlanıyor ve gelişmekte olan ülkeler sadece toplam ekonomik büyüklük içindeki paylarda değil, yüksek getiri performanslı büyük şirketler arasında da kendilerini daha fazla gösteriyorlar. Sözün özü, 21. yüzyılın yıldız şirketleri artık Uzakdoğu, Güney Amerika, Doğu Avrupa gibi gelişmekte olan ülkelerden çıkıyor ve bu trendin hızlanarak devam edeceği anlaşılıyor. Dünya ekonomisinde söz sahibi olma yarışındaki Türkiye’nin bu yıldızlar listesine şirketlerini ne zaman sokmaya başlayacağını ise zaman gösterecek.