Devlet eliyle kapitalizm

"Kamu sermayeli şirketler üzerinden yükselen 'devlet kapitalizmi', serbest piyasa karşısına kuvvetli bir rakip olarak çıkıyor."

yüzyılda serbest piyasa kapitalizminin en büyük rakibi artık sosyalizm değil devlet eliyle oluşturulan kapitalizmdir!” The Economist dergisinin kapsamlı bir dosyasında bu önemli tespit yapılıyor. Dergi kamu sermayeli şirketlerin yükselişinin altını çiziyor. Özellikle Brezilya, Rusya ve Çin gibi büyük ölçekli gelişmekte olan ekonomilerde faaliyet gösteren kamusal şirketler, dünya ticareti ve sermaye piyasalarında öne çıkmaya başlarken bu şirketlerin serbest rekabet mekanizmasına olan etkileri de vurgulanıyor.

Kamu şirketleri yükselişe geçiyor
Serbest piyasa kapitalizminin 2007’den beri ‘kıvranmakta’ olduğu bir dönemde, kamu sermayeli şirketlerin yükselişi daha fazla göze çarpıyor. Devletler, kendi alanlarında ‘yıldız’ olan şirketleri gizli ve açıktan destekleyerek, bu devlet desteği avantajı sayesinde rakiplerine göre hızla büyümelerinin ve kârlarını arttırmanın önünü açıyorlar. Devlet kapitalizmi böylelikle piyasanın işlerliğinin aksadığı –kriz ortamı gibi- durumlarda ekonominin itici gücü haline geliyor. Örneğin, ekonomisi son 10 yılda, yıllık ortalama yüzde 10 oranında büyüyen Çin Halk Cumhuriyeti’nde, devlet en büyük 150 şirketin en büyük ortağı durumunda. Özellikle petrol sanayiinde dünyanın en büyük ölçekli şirketlerinin kamu sermayeli -veya devlet destekli- olduğu görülüyor. Bunun dışında iletişim, bankacılık, kimya, taşımacılık gibi çok farklı alanlarda bile dünya liderleri arasında kamu şirketleri bulunuyor. Bu şirketler, yeri geldiğinde ‘liberal kapitalizmin’ araçlarını da kullanıyorlar ve örneğin sermaye piyasaları ile entegre olabiliyorlar. Kamu sermayeli şirketlerin hisse değerlerinin toplam hisse senedi piyasası içindeki payları, Çin’de yüzde 80, Rusya’da yüzde 62 ve Brezilya’da yüzde 38’e ulaşıyor. Zaman içerisinde, ekonomideki itici güçleri arttıkça ve sağlamlaştıkça, bu şirketlerin sistem üzerinde birer kambur olmaktan çıkarak kâr merkezi haline geldikleri de tespit ediliyor. Örneğin Çin’de kamu sermayeli şirketlerin ortalama aktif kârlılığı 1990’ların sonunda yüzde 1’in altındayken 2000’lerin ortalarında yüzde 6’nın üzerine çıkmış. Ayrıca kamu sermayeli şirketler birer ‘ulusal şampiyon’ olmanın ötesine geçerek sınırötesi şirket satın almaları ile uluslararası arenaya da sıçramışlar. Yani bir nevi küreselleşmenin antitezi olarak görülebilecek ‘devletçilik’, bir yandan küreselleşmenin içine ‘entegre’ olmuş.
Devlet kapitalizminin zararları neler?

Ekonomik büyümeye katkı anlamında, kamu sermayeli şirketlerin büyük faydaları bulunuyor. Ancak bir yandan kendine has ‘yöntemleri’ ve özellikleri nedeniyle bu şirketler mevcut serbest piyasa sisteminin işleyişini de aksatabilecek riskler ortaya çıkarabiliyor. The Economist dergisi bu şirketlerin ‘zararlı’ taraflarına da değiniyor. Kamu sermayeli şirketlerin, doğrudan veya örtülü olarak devletten destek alarak arkalarını ‘sağlama’ yaslamaları ve piyasayı düzenleyen merci olan devlet tarafından sahip olunmaları nedeniyle (bir nevi bir hakemin, kendi çocuğunun oyuncu olduğu bir spor müsabakasını yönetmesi gibi) rekabet koşullarındaki eşitliği bozdukları öne sürülüyor. Diğer taraftan, kamusal sermayeli şirketlerin olduğu bir ortamda, devletin ‘ekonomik’ ağırlığının artması suiistimale ortam hazırlıyor. Kamu sermayeli şirketlerin ekonomide daha fazla paya sahip olduğu ülkelerin ‘şeffaflık liginde’ alt sıralarda yer aldıkları ve rüşvetin başını alıp gittiği Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından belgeleniyor. Son olarak, kamu sermayeli şirketlerin maliyet kontrollerinin daha zayıf olması ve kimi zaman ticari önceliklerle çelişecek şekilde sosyal ve politik amaçlara hizmet eden adımlar atabilmeleri nedeniyle önemli birer oyuncusu oldukları sermaye piyasalarının yatırımcıları için ‘tehlike’ arz edebiliyorlar. Sözün özü, dünya ekonomisinin bunalımlardan tam anlamıyla kendini sıyıramadığı dönemde, kamu sermayeli şirketler emniyet supabı olarak kapitalizmin ayakta kalmasına katkıda bulunuyorlar. Ancak faaliyet gösterdikleri piyasalarda gittikçe güçlü hale gelmeleri, ‘torpilli’ statülerinin sistemin sağlığı ve adaletine ters yönde işlemesine yol açıyor. Yani dünya ekonomisi ‘ne onlarla ne de onlarsız’ yapabileceği bir dönemece doğru ilerliyor...