Dijital küreselleşme

Ülkeler arası dijital veri akışlarının artmasıyla ortaya çıkan 'dijital küreselleşme', şirketlerin ve çalışan bireylerin dışa açılmalarına ve küresel GSYİH'nin artmasına yardımcı oluyor.

Küreselleşme özellikle 1970’lerden itibaren, haberleşme teknolojilerindeki gelişmeler, ulaştırma sektöründe maliyet düşüşleri ve sınır ötesi ticari ve sermaye hareketlerinin yoğunlaşmasıyla hız kazandı. 1990’ların sonundan itibaren internetin yaygınlaşmasıyla beraber, ‘dijital küreselleşme’ (digital globalization) olgusu ön plana çıktı. Dijital küreselleşme, insanların birbirleriyle daha bağlantılı hale getiriyor, şirketlerin sınırların ötesine açılma şekillerini ve genel olarak ekonomik verimliliği etkiliyor. Küresel danışmanlık şirketi McKinsey’nin düşünce kuruluşu olan ‘McKinsey Global Institute’ (MGI), dijital küreselleşmenin sosyal hayat ve ekonomi üzerindeki etkilerini ‘Dijital Küreselleşme: Küresel Akımların Yeni Dönemi’ (Digital Globalization: The New Era of Global Flows) isimli kapsamlı bir raporda irdeliyorlar.

Dijital otobanın büyümesi

MGI raporu, dijital küreselleşmenin yaygınlaşma hızına dair çarpıcı rakamlar sunuyor. Örneğin 2005 yılından bu yana sınırlar ötesindeki veri aktarımı için kullanılan bant genişliği kapasitesi yaklaşık 45 katına yükselmiş. 2014 itibariyle küresel ölçekte toplam veri hareketi saniyede 210 terabit düzeyine ulaşmış durumda (örnek olarak, evlerdeki bağlantı hızları 8-16 megabit/saniye düzeyinde. ‘Mega’ milyon, ‘tera’ ise trilyon anlamına geliyor). 2005 yılında ise bu yoğunluk 4,7 terabit/saniye düzeyindeydi. Önümüzdeki 5 sene içinde de dokuz kat daha artması bekleniyor. Bu artışın arkasında, bilgi paylaşımı, iletişim, bilgi arama, video izleme, ticari alış verişler, şirketler arası bilgi iletişimi gibi veri kullanımları yatıyor olacak. Dijital bilgi akışının, mal ve hizmet hareketleri ve insan yolculukları/hareketleriyle de yakından bir bağlantısı bulunuyor. Bugün artık mal, hizmet ve insan yolculukları/hareketlerin önemli bir bölümünün, internet üzerinden bir ürün satın almak veya uçak ve otel rezervasyonlarını internet üzerinden yapmak gibi dijital bir boyutu bulunuyor.

E-ticaret ve dijital bağlantılılığın yükselişi

Dijital küreselleşme öncesinde, ticaret daha çok gelişmiş ekonomiler ve bu ekonomilerde yerleşik büyük ölçekli şirketler tarafından gerçekleştiriliyordu. Bugün ise dijital küreselleşme sayesinde, gelişen ekonomiler, bu ekonomilerdeki küçük veya yeni kurulan şirketler ve tüm bireyler, sınır ötesi mal ve hizmet hareketlerinin tarafı olabiliyorlar. Bu küçük ölçekli şirketler ve bireyler, Alibaba, Amazon, eBay gibi platformlar üzerinden birer ihracatçı haline gelebiliyorlar. Bugün artık küresel ticaretin yüzde 12’si e-ticaret şeklinde yapılıyor. Çok küçük şirketler bile, küresel ölçekteki şirketlerle rekabet edebilecek duruma gelebiliyorlar. MGI’nın bir anketine göre teknoloji sektöründeki yeni kurulan şirketlerin yüzde 86’sı, ‘doğuştan küresel’ olarak adlandırılıyor, yani kuruldukları andan itibaren sınır ötesi ticari ilişkiler yapmaya başlıyorlar. Bireyler açısından bakıldığında, 900 milyon birey, sosyal medya ağları üzerinden sınır ötesi bağlar kuruyorlar. 360 milyon birey ise sınır ötesi e-ticaretin tarafı oluyor (alıcı veya satıcı olarak). Dijital küreselleşme istihdam piyasalarını da etkiliyor: Gerek iş akdi bazlı istihdam gerekse proje/iş bazlı ‘freelance’ istihdam için kurulan dijital platformlar küresel bir istihdam piyasasının oluşmasına yardımcı oluyor.

‘Dijital’ verimlilik artışı ve ‘bağlantılılık endeksi’

Dijital küreselleşme sayesinde, mal ve hizmet akışlarındaki küreselleşmenin getirdiği verimlilik artışları daha belirgin hale geliyor. Yine MGI’ya göre, son on yıl içerisinde veri, mal, hizmet ve diğer her türlü sınır ötesi akışlarının küresel GSYİH üzerindeki kümülatif etkisinin yüzde 10,1 düzeyinde olduğu öngörülüyor. 2014 itibariyle bu etki 7,8 trilyon ABD doları olarak hesaplanıyor ve sadece veri akışlarının son on yılda GSYİH üzerindeki kümülatif katkısının 2,8 trilyon ABD doları olduğu hesaplanıyor. Ancak her ülke dijital küreselleşmeden aynı ölçüde yararlanamıyor. MGI tarafından hazırlanan, toplam 139 ülkeyi kapsayan ve her ülkenin sınır ötesi mal, hizmet, finansal, insan ve veri hareketlerini ölçen ‘bağlantılılık endeksi’, ülkelerin farklı türlerdeki sınır ötesi akışlarda ne ölçüde farklılaştıklarını ölçüyor. Sınır ötesi dijital veri akışının yoğunluğunu ölçen ‘veri bağlantılılığı’ boyutunda, ilk sıralarda Hollanda, Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, Singapur, ABD, Belçika, İrlanda ve Finlandiya bulunuyor. BRIC ülkelerinden Çin, genel ‘bağlantılılık endeksinde’ 7. sıradayken, ‘veri bağlantılılığında’ 38. sırada ve göreceli olarak daha geride bulunuyor. Yazılım alanında son yıllarda önemli bir atılım kaydeden Hindistan ise, şaşırtıcı bir şekilde ‘veri bağlantılılığında’ 70. sıra ile oldukça geride kalıyor. Bu sıralamalarda, Rusya 25., Brezilya ise 30. sırada yer alıyor. Türkiye tüm farklı sınır ötesi akışların düzeyini gösteren genel sıralamada 41. iken, veri bağlantılılığında 29. sırada bulunuyor. Türkiye’nin ‘hizmet bağlantılılığında’ 40., ‘finans bağlantılılığında’ 53. ve ‘insan bağlantılığında’ 38. olduğu düşünüldüğünde, 28. olduğu ‘mal bağlantılılığı’ ile birlikte küreselleşme yolunda en hızlı gelişme kaydettiği alanın ‘veri bağlantılılığı’ olduğu görülüyor.

Dijital küreselleşme ve ‘dijital’ şirketler

Türkiye’nin ‘veri bağlantılılığında’ miktar düzeyinde sağladığı bu gelişmeyi, kalite ve yükselen şirket değeri düzeyinde de artırması gerekiyor. Kısaca, küresel e-ticaretin ‘tüketicisi’ olma konumundan ‘üretici ve satıcısı’ olma konumuna geçilmeli. Bugün piyasa değeri itibariyle Türkiye’nin en değerli şirketlerine bakıldığında, ilk sıralarda yaklaşık olarak 11 milyar ABD doları ile bir holdingin, 10 milyar ABD doları ile iki bankanın ve 8 milyar ABD doları ile bir telekom şirketinin olduğu görülüyor. En değerli sanayi şirketi ise 6 milyar ABD doları değere sahip. Bu şirketlerin yaşları ise en az 20 yıl ve çoğu 50 yıldan daha fazla. Küresel ölçekte piyasa değeri en yüksek internet şirketlerine bakıldığında ise, 2015 yılı itibariyle 1998 yılında kurulan Google 502,5 milyar ABD doları, 1994 yılında kurulan Amazon 259 milyar ABD doları piyasa değerine sahipler. 2004 yılında, genç bir psikoloji ve bilgisayar öğrencisinin kurduğu Facebook’un piyasa değeri ise 2015 yıl sonunda 306 milyar ABD doları düzeyinde. 2003 yılında İsveç’te kurulan ve mesajlaşma programına dayalı Skype 2011 yılında Microsoft tarafından 8,5 milyar ABD dolarına satın alındı. Küçük bir ekip tarafından kurulan ve ağırlıklı olarak dijital varlıklardan oluşan sekiz yıllık bir şirket, temeli 55 sene öncesinde dayanan ve milyonlarca metrekare arazi üzerinde devasa fiziki tesislerden oluşan Türkiye’nin en değerli sanayi şirketinden çok daha pahalı olabiliyor. Türkiye’nin de ‘dijital küreselleşme’ içerisinde yakaladığı hızı, katma değere dönüştürmeyi öğrenmesi gerekiyor.