Dünyada şirketlerin kontrolü kimde?

Sermaye piyasalarında, on milyonlarca tasarruf sahibinin payı bulunmakla birlikte, çokuluslu şirketlerin kontrolü 'az sayıda' büyük ortağın elinde.

19. yüzyılın vahşi kapitalizminin aksine, 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyıldaki modern ‘popüler kapitalizmin’ ideallerinden biri, çok sayıda ‘küçük’ tasarruf sahibinin birikimlerini sermaye piyasaları vasıtasıyla şirketlerin sermayelerine aktarmaları ve böylelikle sermayenin tabana yayılmasıdır. Bu ‘demokratik’ modelde, şirketlerin hisse değer artışları ve şirketlerin yönetim kontrolleri toplumun geniş bir kesimiyle paylaşılmış olacak ve az sayıda hâkim ortağın hegemonyası baskın olmayacaktır. Ancak gerçek acaba böyle midir? 2011 yılında Stefania Vitali, James Glattfelder ve Stefano Battiston tarafından yapılan bir akademik çalışma, durumun farklı olduğunu ortaya koyuyor.
Bahsedilen çalışma, 43 bin adet çokuluslu şirketin ortaklık yapıları ve birbirleri arasındaki ‘çapraz ortaklık’ bağları üzerinden konuyu tartışıyor. Ortaklık bağından kasıt, şirketlerden birinin diğerinin sermayesinde belli bir paya sahip olması! Bu şirketlerin arasında, karmaşık bir ‘ağ’ oluşturan, bir milyon adetten fazla çapraz ortaklık bağı ortaya çıkarılıyor. Bu ağda, doğrudan ortaklık bağları uç uca eklendiğinde dolaylı ortaklık payları elde ediliyor. Yani A şirketinin B, B şirketinin C şirketinde doğrudan ortaklık payı varsa A şirketinin C şirketinde dolaylı ortaklık payı oluşuyor. Bir şirketin sermayesinin yüzden 50’sinden fazlasına sahip olan bir ortağın o şirket üzerinde ‘mutlak kontrole’ sahip olduğu kabul ediliyor. Ancak kimi zaman çok daha küçük sermaye payları ile de kontrol sağlanması mümkün olabiliyor. Bazı durumlarda tek bir sermaye sahibi, doğrudan hiçbir sermaye payı olmadığı bir şirket üzerinde bile, doğrudan kontrol ettiği farklı şirketlerin bu şirket üzerindeki payları üzerinden mutlak kontrolü ele geçirebiliyor. Söz konusu çalışma gösteriyor ki sermaye piyasalarına birikimlerini yönlendirmiş on milyonlarca yatırımcı olsa bile, küresel ekonominin en önemli aktörleri olan ve en yoğun ekonomik değeri üreten çokuluslu şirketlerin değer bazında yüzde 80’ini sadece 737 ana ortak kontrol ediyor! İşin ilginci, ‘portföy dağılımının’ bu düzeyde yoğun olmaması! Yani bahsedilen büyük ortaklar, toplam birikimlerinin ölçeğinin ötesinde –çalışmaya göre on katı- bir ekonomik değere hükmediyorlar. Bir ortak, 10 liralık sermayeyle yarısından fazlasına sahip olduğu 20 lira sermayeli bir şirketin kontrolünü elde edebilir. Bu şirket ise 40 lira sermayeli başka bir şirketin kontrolüne sahip olabilir. Bu zincir devam ettirildiğinde kaldıraç oranının yükseldiği görülebilir. Şirketlerin kullandıkları kredi ve tahvil gibi yabancı kaynaklar kaldıracın ölçeğini arttırabilir. Peki, sermayeyi kontrol eden bu ortaklar kimler? Kümülatif kontrolün yüzde 40’ına sahip olan ilk 50 ortak daha çok Barclays, Axa, JPMorgan Chase, UBS, Merrill Lynch, Deutsche Bank, Credit Suisse, Goldman Sachs, Morgan Stanley gibi, büyük hisse portföylerine sahip olan veya yöneten mali kuruluşlardan oluşuyor.

Kontrol yoğunluğu

Çalışma, bu kurumsal kontrol yoğunlaşmasının iki sonucunu vurguluyor: Az sayıda kuruluşun çok geniş çapta bir sermayeye hükmetmesi, piyasaların ‘sistemik riskini’ –mali ve ekonomik sistemin tamamını tehdit eden risk- arttırıyor. Bu kritik ortaklardan birinin faaliyetlerinde oluşabilecek bir aksaklık, ‘domino etkisi üzerinden’ şirketlerin önemli bir kısmını zora sokabilir. Diğer bir sonuç ise ‘hâkim ortaklar’ tarafından oluşturulabilecek sermaye bloklarının rekabet bozucu etkisi olarak gösteriliyor. Sözün özü, çok sayıda yatırımcının iştirak ettiği sermaye piyasalarında, toplam sermaye tabana yayılmış görünse de, ekonomik güç, az sayıdaki kurumsal ‘hâkim’ tarafından kontrol ediliyor.