Düşük faiz oranları ve küresel büyüme

Küresel ölçekte merkez bankaları tarafından uygulanan geniş para - düşük faiz politikaları, ekonomik büyümeye olumlu etki yapmıyor ve finans piyasalarındaki istikrarsızlığı da artırıyor.

ABD Merkez Bankası FED’in başkanı Yellen, ABD Kongresi’nde bu hafta içinde yaptığı konuşmada, mevcut durumda faizlerin negatif düzeye çekilmeyeceğini vurguladı. Aslında son günlerde FED’in faizleri daha fazla düşürebileceğine yönelik spekülasyonlar yapılmaya başlanmıştı. Dünyanın ekonomik merkezlerinin genelinde bir süredir genişlemeci para politikaları ve buna eşlik eden düşük faiz düzeyleri gözlemleniyor. Bu politikaların büyümeye ne kadar olumlu etkide bulunduğu ise tartışılıyor.

NEGATİF FAİZ ORANLARI

Bazı ülkelerde faiz düzeyleri negatif seviyelere indi. İsveç, İsviçre, Danimarka ve son olarak Japonya merkez bankaları negatif faiz uyguluyor. Bu demek oluyor ki, mali kurumlar, fonlarını bu merkez bankalarında saklamak için faiz almak yerine, üzerine saklama/takas ücreti veriyor olacaklar. Japonya Merkez Bankası’nın şu andaki faiz düzeyi eksi yüzde 0,1! Merkez bankalarının negatif faiz uygulamalarının gerekçesi, ticari bankaları, paranın alternatif maliyetini düşürerek daha fazla  - daha düşük maliyetli - kredi vermeye teşvik etmek. Gelecekle ilgili belirsizlikler nedeniyle bankalar kredi vermek istemiyorlar, bu durum da şirketlerin hem büyümeleri hem de tüketimdeki artışı destekleyici kredi verme mekanizması tam çalıştırmıyor. Bunun sonucunda da, geniş para - düşük faiz politikalarının asıl amacı olan ekonomik büyümeye yeterince katkı sağlayamadıkları gözlemleniyor. Bazı analistler büyük ölçekli merkez bankalarının ellerindeki cephanelerini tükettiği yönünde yorumlarda bulunuyorlar. Düşük faiz politikasının etkisizliği ‘uyuşturucu’ bağımlılığına benzetiliyor. Aynı etkiyi elde etmek için gittikçe daha fazla müdahaleye yapmaya ihtiyaç duyuluyor. Merkez bankaları çok büyük ölçekli bono alımları ile piyasalara likidite sürüyor. Ancak bu parasal genişleme kredi kurumları tarafından bu fonları kullanarak ekonomiyi büyütmeye sağlayacak birim ve kurumlara aktarılmıyor. İşte, negatif faiz oranları ile kredi vermek yerine parasını merkez bankalarında ‘park eden’ finansal kurumlar cezalandırılmak isteniyor. Diğer bir ifade ile, fonlarını kredi şeklinde değerlendirmeyip merkez bankalarında tutanlara ‘ceza kesiliyor’. Tabii ki, bu kurumlar belki de ‘sütten ağızları yandığı için yoğurdu üfleyerek yiyorlar’. Sorunlu kredilerin hızla arttığı bir süreçte, finansal kurumların fonlarını kullanmamaları ve hatta ‘ceza ödemeyi’ kabul etmeleri de kimseyi şaşırtmamalı!

‘ÇİRKİN ÜÇLÜ’ VE ERKEN UYARI SİNYALLERİ

Dünya ekonomisinin kronik sorunları olan verimlilik artışının yavaşlaması ve yüksek işsizlik sorunlarına faiz politikaları çözüm olmuyor. Uluslararası Takas ve Saklama Bankası BIS yöneticilerinden Claudio Borio bu hafta Çarşamba günü yapmış olduğu bir sunumda, gevşek para - düşük faiz politikaları ile, artan borç stokları ve sorunlu krediler ortamında, ekonomik büyümeye bir katkı sağlanamayacağını belirtiyor. Ayrıca, bu düzeyde faiz oranları ile ekonomik koşulları yönlendirebilecek/manevra yapabilecek bir para politikası alanı kalmadığını da vurguluyor. Borio, mevcut durumu çok yüksek borç düzeyi, çok düşük verimlilik artış hızı ve çok sınırlı ekonomik politika manevra alanından oluşan ‘çirkin üçlü’ (ugly three) şeklinde tanımlıyor. 2007 yıl sonunda küresel ölçekte yaklaşık yüzde 170 düzeyinde olan kamu ve özel toplam borç /GSYİH oranı 2015 yıl sonunda yüzde 200’ü geçmiş durumda. Gelişmiş ülkelerde kişi başına üretimin yıllık artışı 2015 yılında 2003 yılındaki seviyenin yüzde 40 aşağısında. Borio’ya göre mevcut para politikaları finansal piyasalardaki döngülerin genişliğini - yani iniş ve çıkış düzeylerini - artırararak sistemik riskleri daha belirgin hale getiriyor. Bu finansal piyasa döngülerinin, kalıcı üretim ve verimlilik kayıplarına neden olduğu istatistiki çalışmalarda ortaya konuluyor. BIS verilerine göre, aşırı parasal genişlemenin sonucu ekonomilerde bankacılık sektörü ‘erken uyarı’ vermeye başlıyor. Kredi hacmi / GSYİH oranı uzun vadeli ortalamalardan sapıyor. Özellikle Asya’da, Almanya’da ve Japonya’da ise gayrimenkul fiyatlarının şişmiş olduğu görülüyor. Küresel ölçekte istikrar bozucu trendlerin önüne geçilebilmesi için, ekonomik büyümeye etki yapmayan ve aşırı fiyat ve borç şişmesine neden olan genişlemeci politikalardan uzaklaşıp, finansal piyasaların istikrarını koruyucu ve finansal piyasa döngülerinin aşırılıklarını kontrol edecek para politikaları uygulamalarına ihtiyaç duyulacak. Ayrıca verimliliği ve istihdamı kalıcı olarak artırıcı uzun vadeli büyüme politikalarına ağırlık verilmesi gerekecek. Sözün özü, küresel büyümenin anahtarı artık salt genişlemeci faiz politikaları uygulayacak merkez bankalarının elinde olmayacak!

http://www.radikal.com.tr/150988315098830

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.