Ekonomide kadın ağırlığı

Türkiye'de ekonomi ve siyasette kadın-erkek eşitliği bulunmuyor.

Ülkelerin kalkınma performansı değerlendirmelerinde; kadınların toplum hayatında, ekonomide ve siyasi yönetimde daha fazla söz sahibi olmaları dikkate alınıyor. Türkiye’de, kadınlara 1930 yılında belediye seçimlerinde seçme ve seçilme, 1934 yılında ise genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı tanındı. Bu hakların kabul edilmesi Fransa, İtalya ve Japonya gibi bugünün gelişmiş ülkelerinden önce gerçekleşti. Bugüne gelindiğinde Türkiye’de kadınlar toplumun bir çok alanında faal olarak yer alıyorlar. Ancak, modern kriterler çerçevesinde gelinen seviye yeterli değil. Türkiye’de kadınların ekonomi ve siyaset dünyasındaki konumu ve katkısı sınırlı düzeyde.

EŞİTSİZLİĞİN ÖLÇÜLMESİ

Bir medeniyet ve kalkınma sorunu olarak kadın-erkek ‘eşitsizliğinin’ önemi; Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) gibi uluslararası kuruluşlar tarafından detaylı olarak irdeleniyor ve temel raporlara konu ediliyor. WEF’in ilk olarak 2006 yılında yayımladığı Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu (Global Gender Gap Report); ülkelerde kadın-erkek eşitsizliğini, ekonomik hayata katılım/ekonomik fırsat eşitliği, eğitim, sağlık ve siyasi hayatta söz ve temsil hakkı olmak üzere farklı boyutlar çerçevesinde değerlendiriyor. Sözkonusu çalışmada, sıralamalar kadın ve erkeklerin daha eşit durumda olduğu ülkelerden eşitsizliğin yüksek olduğu ülkelere doğru yapılmış. 2014 yılında yayımlanan son rapora göre, kadın-erkek eşitliğinin en gelişmiş olduğu ilk 5 ülkenin hepsi (İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka) Kuzey Avrupa’da bulunuyor. Toplam 142 ülke içerisinde, BRIC ülkeleri 71-114. sıralar arasında yer alıyorlar. Türkiye ise 125. sıra ile bir çok Afrika ve Ortadoğu ülkesinin de gerisinde bulunuyor. Türkiye ekonomik katılım bakımından 132., eğitim bakımından 105. ve siyasi hayatta söz ve temsil hakkında 116. sıra ile epey gerilerde kalmış! Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından hazırlanan İnsani Gelişme Endeksi kapsamındaki ‘Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde (Gender Inequality Index), ‘cinsiyet eşitliği’nin yüksek olduğu Slovenya, İsviçre ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri ilk sıraları paylaşırlarken, Türkiye en son yayımlanan 2013 endeksinde 69. sırada kendine yer bulabilmiş! Endeksin detay verilerine bakıldığında, ‘eşitsizliğin’ boyutu da göze çarpıyor: 25 yaş üstü nüfusta orta düzey ve üstü eğitime sahip bireylerin oranı erkeklerde yüzde 60 iken, kadınlarda bu oran sadece yüzde 39 olmuş! Yine aynı endeks verilerine göre, işgücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 70,8 iken, kadınlarda bu oran yüzde 29,4 olarak gerçekleşmiş. TÜİK’in daha güncel verileri de benzer bir sonuç veriyor: Türkiye’de 15 yaş ve üstü nüfusta işgücüne dâhil olan 8,7 milyon, işgücüne dâhil olmayan ve bir anlamda ‘evde oturan’ 20,1 milyon kadın bulunuyor. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 9 iken kadınlarda yüzde 11,9’a çıkıyor. Diğer bir olumsuz gelişme ise, kadınların ‘kendi kazandıklarını’ aile içi dinamikler nedeniyle istedikleri gibi kullanamamalarında gözlemleniyor. Dünya Bankası tarafından her sene yayımlanan Dünya Kalkınma Raporu’nun (World Development Report, WDR) cinsiyet eşitliği konusuna odaklanan 2012 basımına göre, Türkiye’de düşük gelir düzeyindeki ailelerde çalışan kadınların ‘dörtte biri’, kendi kazançlarını ‘istedikleri gibi’ harcayamıyorlar!

KADININ GÜCÜ

Türkiye’de geçmiş yıllar içerisinde kadınların güçlenmesi ve özgürlüklerinin artırılmasına yönelik adımlar da atıldı. Örneğin, WDR’de de belirtildiği üzere, 1979 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen ‘Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi'nin (CEDAW) hükümlerine uygun olarak, Anayasa Mahkemesi 1990 yılında kocaların eşlerinin çalışmaları için izin vermelerine yönelik Medeni Kanun hükmünü iptal etti. 1980’lerden itibaren kadınlar Türk siyaset sahnesinde de daha fazla rol alıyor, bakan hatta başbakan düzeyine kadar yükselebiliyorlar. UNDP’ye göre 2013 yılı itibariyle Avrupa ülkelerinde kadın parlamenter oranı yüzde 40’ın üstüne çıkıyor ve Çin’de bu oran yüzde 23,4 olmuş. Ancak, Türkiye’de kadın parlamenter oranı yüzde 14,2’de sıkışmış! Türkiye’de kadınların toplum, ekonomi ve siyasi hayatta daha özgür ve güçlü olmaları, Türkiye’nin bu alanlardaki gücünün de artması anlamına gelecek. Konuyu tartışmaya devam edeceğim.