Gelişen ülkelerden sermaye çıkışı

IIF'nin yeni raporu, 2015 yılında gelişen ülke piyasalarından rekor düzeyde net sermaye çıkışı olduğunu ve net çıkışın 2016 yılında da devam edeceğini gösteriyor.

Geçen sene Ekim ayında yayımlanan bir raporda, 1988 yılından bu yana ilk defa olarak, gelişen ülkelerden net sermaye çıkışı olacağı ve bunun düzeyinin 540 milyar ABD doları civarında gerçekleşeceği öngörülmüştü. Her sene küresel sermaye hareketleri ile ilgili istatistik ve raporlar yayımlayan düşünce kuruluşu Institute of International Finance (IIF) tarafından hazırlanan 2015 yılına dair ilk rapor net çıkış tahmininin tuttuğunu ancak boyutun çok daha büyük olduğunu gösteriyor: 735 milyar ABD dolar! Bu net çıkışın 676 milyar ABD doları ise Çin menşeli. Bu tutarın belli bir bölümü, Çin şirketlerinin uluslararası piyasalardan aldıkları borçları geri ödemelerinden kaynaklanıyor. Çin para birimi yuanın güçlü olduğu dönemde alınan kredilerin oluşturduğu yük, yuanın zayıflamaya başlaması ve önümüzdeki dönemde de bu zayıflama trendinin devam edeceği beklentisi ile hafifletilmeye çalışılıyor. Ayrıca, Çin’in zayıflayan ekonomik büyümesinden dolayı, belli bir net sermaye çıkışı daha bekleniyor. Bu çıkışların bir kısmı katı sermaye kontrolünü aşmak için geliştirilen by-pass mekanizmaları yoluyla gerçekleşiyor. Örneğin, Çin’e yapılan ihracatın faturalarının şişirilmesi bu mekanizmalardan bir tanesi. Bu ve buna benzer yöntemlerle gerçekleşen ve net hata ve noksana yansıyan sermaye çıkışlarının toplamının 2015 yılında 216 milyar ABD doları olduğu öngörülüyor. Gelişen ülke sermaye piyasalarından bu boyutta bir ‘net’ çıkışın oluşmasının diğer bir nedeni de, sermaye girişlerinin önemli ölçüde azalması. 2010-2014 ortalaması 1.2 trilyon ABD doları olan gelişen ülkelere sermaye girişleri, 2015 yılında 231 milyar ABD dolarına kadar gerilemiş durumda. Özellikle emtia ile ilgili sektörlerde, emtia fiyatlarının düşmesine paralel olarak doğrudan yatırımların zayıfladığı görülüyor. Ek olarak, portföy yatırımları da 41 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşerek önceki senelerin neredeyse yedide birine inmiş. Çin dışındaki gelişen piyasalardan da net çıkışlar olması, bu trendin Çin’e özel olmadığını işaret ediyor. Gelişen ülkelerin büyüme performansı ve şirketlerinin yüksek borçluluk düzeylerine ilişkin endişeler küresel yatırımcıların kaçışında etkili oluyor. Bu faktörlere ilaveten, özellikle ödemeler dengesi açığı veren ülkelerin sermaye kaçışı anlamında büyük oranda tehlike sinyali verdikleri belirtiliyor.

2016 BÜYÜME BEKLENTİLERİ

IIF’nin beklentisi, 2016 yılında gelişen piyasalardan net sermaye çıkışlarının devam edeceği yönünde. Sermaye girişi tahmini 490 milyar ABD doları ve net sermaye çıkışı tahmini ise - net hata ve noksanla beraber - 448 milyar ABD doları. Asya’da Tayland’a, Avrupa’da Ukrayna ve Macaristan gibi ülkelere sermaye girişlerinin artacağı bekleniyor. 2016 yılına dair, büyüme beklentilerinde de bazı revizyonlar gerçekleştirildi. IIF’nin 2016 küresel büyüme beklentisi %0,1 oranında düşürülerek %2,7 beklentiye çekildi. Bu arada, gelişen ülkelerin büyüme beklentisi 2015 yılındaki %3,6 düzeyinden %4’e yükseltildi. Ekonomik durgunluktan çıkacağı beklenen gelişen ülkelerin büyümelerinin bu artışta etkisi bulunuyor. Ancak Çin’in büyüme beklentisi 2015 yılındaki % 6,9’dan sonra 2016’da %6,4 düzeyine çekilmiş durumda.

2016’YA DAİR RİSK UNSURLARI

2016 yılında gelişen ülke sermaye piyasalarının kaderini belirleyecek önemli bir faktör, FED’in faiz artırım kararlarının devam edip etmeyeceği ve faizlerin ne düzeye kadar çıkacağı olacak. Petrol fiyatlarındaki düşüş trendinin ne kadar devam edeceği de, petrol ihraççısı gelişen ülkelerin makroekonomik dengeleri ve yatırımcı risk algıları üzerinden sermaye akışlarının seyrinin belirleyicilerinden olacak. IIF’nin raporunda 2016 yılında net sermaye çıkışları bakımından en çok risk altında olduğunu beyan ettiği ülkeler arasında ise Türkiye, Brezilya, Güney Afrika, Endonezya ve Kolombiya bulunuyor. Türkiye, hem yüksek cari işlemler açığı ve dış finansmana bağımlılığı, hem de özel sektörün yüksek borçluluğu nedeniyle, ne yazık ki risk çemberinin içinde kalıyor. Özel sektör borçlarının dövize bağlı olması faiz oranlarının artması durumunda şirketlerin mali sağlığını zora düşürebilir. Arjantin, Brezilya ve Rusya gibi ülkelerde ise maliye disiplini ve para politikaları kredibilitesinin zayıflığı gibi unsurlar ekonomik şartları zorlaştırıyor ve sermaye hareketlerini kırılgan hale getiriyor. Sözün özü, önümüzdeki seneler 2015 yılı düzeyinde olmasa da paranın yönünün gelişen ülkelerden uzaklaştığı bir dönem olacak. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişen ülkeler küresel sermaye üzerinde rekabetini yoğunlaştıracak ve zorlaştıracak!