Gelişen ülkelerin finansal girişleri

Türkiye'nin yurt dışından sağladığı finansal girişlerin önemli bir bölümünü kredi alımları ve portföy girişleri oluşturuyor.

Ekonomileri halen hızlı bir büyüme sergileyen ancak henüz yüksek kişi başına gelir seviyesine ulaşamamış olan ülkeler ‘gelişen ülkeler’ olarak adlandırılıyor. Gelişen ülkeler, ekonomik büyümelerinin finansmanı için iç tasarruflarının yanısıra, finansal girişlerle küresel ölçekteki tasarruflardan da pay almaya çalışıyor. Ülkelerin finansal giriş çekebilme kapasiteleri ve bu finansal girişlerin türleri ödemeler dengesi hesaplarından takip edilebiliyor. Yaygın bir kanı, ödemeler dengesi altında bulunan ‘finans hesabı’ dengesi tutarını, ülkenin finansal giriş kapasitesinin bir ölçütü olarak kabul etmek oluyor. Ancak daha doğru bir analiz yapabilmek için net denge tutarının detaylarına inmek gerekiyor.

IMF BOP istatistikleri

IMF tarafından her yıl yayımlanan ‘Ödeme Dengesi İstatistikleri Yıllığı’ (Balance of Payment Statistics Yearbook), ülkelerin dış dünya ile gerçekleştirdikleri ticari ve finansal işlemlerin detaylı bir dökümünü veriyor. Yıllık; dış dünya ile ekonomik ilişkilerin bir tür ‘gelir tablosu’ olarak görülebilecek ‘ödemeler dengesi’nin yanısıra, dış dünya ile olan karşılıklı varlık ve yükümlülükleri de gösteren bir ‘bilanço’ olan ‘uluslararası yatırım pozisyonu’ tablolarını da gösteriyor. Yıllığın içerdiği detay seviyesi, yüzeysel analizlerin ilerisine geçmeyi mümkün kılıyor. Ödemeler dengesinin ana kalemlerinden biri olan ‘finans hesabı’ dengesi, bir ülkenin yerleşik kişi ve kurumları ile dünyadaki diğer kişi ve kurumlar arasındaki finans varlık ve yükümlülük hareketlerini özetliyor. Genel finans hesabı dengesi, uluslararası doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve ağırlıklı olarak kredi ve borç enstrümanı hareketlerini gösteren diğer yatırımlar ile ilgili varlık ve yükümlülük hareketlerini bir araya getiriyor. Bu üç ana finansal hareket türünün sadece ‘yükümlülük’ tarafındaki işlemleri, bir ülkenin dış dünyadan finans kaynağı çekebilme gücünün bir göstergesi olarak görülüyor. ‘Yükümlülük’ ve ‘varlık’ ile ilgili hareketlerin ayrımı bir örnekle daha net olarak açıklanabilir: Yabancı yatırımcıların yurt içi sermaye piyasalarından hisse senedi satın alması portföy yatırımlarının ‘yükümlülük’ tarafını oluştururken, yurt içi yatırımcıların yurt dışı piyasalardan hisse senedi alması ise ‘varlık’ tarafını oluşturuyor.

Finansal girişlerin karşılaştırılması

IMF istatistiklerine göre, Türkiye’nin 2006-2012 arasındaki dönemde finans hesabı altındaki yükümlülüklerin toplam değişimi 357 milyar ABD dolar olarak gerçekleşmiş ve aynı dönemdeki GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 7,4’üne tekabül ediyor. Bu oranı, en büyük ölçekli gelişen ülkeler olan BRIC ülkeleri ile karşılaştırmak önemli bir fikir verebilir. Aynı dönemdeki finansal girişlerin GSYİH’ye oranı, Brezilya için yüzde 6,0, Rusya için yüzde 5,7, Hindistan için yüzde 5,6 ve Çin için yüzde 6,2 olarak gerçekleşmiş. Bu oran karşılaştırması, Türkiye’nin ekonomik büyüklüğüne oranla yurt dışından finansal giriş çekebilme kapasitesinin, BRIC ülkelerinden yüksek olduğu izlenimini veriyor. Ancak analizin bir alt detayında, finansal girişlerin hangi türde olduğunun incelenmesi başka sonuçları gösteriyor. ‘Uluslararası doğrudan yatırımlar’ (UDY; foreign direct investment, FDI), diğer türlere göre daha uzun vadeli ve kalıcı finansal girişleri olarak kabul ediliyor. UDY yükümlülükleri (veya içeri UDY işlemleri) yurt dışında bir kurumun, yurt içindeki bir şirketin yönetiminde önemli ölçüde söz sahibi olmasına yol açan sınır ötesi yatırım işlemi olarak tanımlanıyor. 2006-2012 döneminde Türkiye’nin UDY girişi / GSYİH oranı yüzde 2,3 olarak gerçekleşmiş. Aynı oran BRIC ülkelerinde Hindistan’da yüzde 2,1 ile Çin’de yüzde 4,2 arasında değişiyor. UDY’ye göre daha kısa vadeli ve istikrarsız bir finansal giriş türü olan ve yabancı yatırımcıların yurt içindeki halka açık hisse senedi ve tahvil işlemlerinden oluşan portföy yükümlülük hareketlerinin (veya portföy girişleri) GSYİH oranı Türkiye’de yüzde 1,9 olarak gerçekleşmiş. Yani Türkiye’de UDY’ye yakın bir tutarda portföy girişleri gerçekleşmiş. BRIC ülkelerinde ise bu oran yüzde 0,2 (Rusya’da) ila yüzde 1,7 (Brezilya’da) arasında değişiyor. Türkiye’nin portföy girişlerine olan bağımlılığının BRIC ülkelerinden daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Son olarak ağırlıklı olarak kredi ve borç enstrümanı işlemlerinden oluşan diğer finansal girişlerin GSYİH’ye oranı 2006-2012 döneminde Türkiye’de yüzde 3,3 olmuş. BRIC ülkelerinde ise bu oran yüzde 1,4 (Çin’de) ila yüzde 2,8 (Rusya’da ) arasında değişiyor. Türkiye’de yüzde 3,3 oranındaki diğer finansal girişlerin büyük ölçüde özel sektör şirketleri ve bankaların yurt dışından kredi edinme işlemlerini yansıtıyor.

Sözün özü, bir ülkenin yabancıların uzun vadeli ekonomik büyüme ve istikrarıyla ilgili görüşlerini daha fazla yansıtan içeriye UDY işlemlerinde Türkiye, BRIC ülkelerinin göreceli olarak gerisinde, daha kısa vadeli ve istikrarsız olan kredi ve portföy işlemlerinde ise önünde bulunuyor. Türkiye’nin GSYİH’ye oranla finansal girişlerin toplam tutarının ötesinde, kompozisyonunda da uzun vadeli ve istikrarlı olan UDY işlemlerine ağırlık vermesi ve kredi ve portföy işlemlerine olan bağımlılığını azaltması gerekiyor.