Hisse senedi piyasalarında densizlik

Gözlemlenecek fon arz-talep dengesizliği, özellikle Avrupa ve gelişmekte olan piyasaların zorlanmasıyla sonuçlanabilir.

Dünya hisse senedi piyasaları henüz küresel kriz öncesi seviyelerini yakalayamadı. MSCI Dünya Borsaları Bileşik Endeksi halen 2007 Ekim ayındaki en yüksek seviyesinin yüzde 21 aşağısında. Dünya Borsaları Federasyonu (World Federation of Exchanges–WFE) verilerine göre küresel piyasalarda işlem gören hisse senetlerinin toplam piyasa değerleri 2010’dan 2011 yıl sonuna yüzde 13,6 değer kaybetmiş. Son zamanlarda ekonomik büyümeye dair olumlu haberler piyasaya geliyor. Ancak hisse senedi piyasalarına dair ‘orta ve uzun vadeli’ öngörüler pek de iç açıcı değil.
Hisse senedi piyasaları, uzun vadeli fon arz ve talebinin buluştuğu en önemli mecralardan biri. Şirketler yatırımları için ihtiyaçları olan fonları halka arzlar ve sermaye arttırımları yoluyla piyasadan talep ederlerken yatırımcılar da risk-getiri düzleminde uygun getiri sağlayabilecek hisse senetlerine yatırım yaparak sahip oldukları fonları şirketlere arz ediyorlar. McKinsey Global Institute (MGI) tarafından geçen aylarda yayımlanan bir rapor, küresel hisse senedi piyasalarında, talebe oranla arzın yetersiz kalacağına ve 2020 yılına kadar toplam fon açığının 12 trilyon doları bulacağına işaret ediyor. Raporda toplam mali varlıklar içerisinde 2010’da yüzde 28 olan hisse senedi payının 2020 itibariyle yüzde 22’ye düşeceği projeksiyonuna yer veriliyor. Yani yatırımcılar önümüzdeki senelerde hisse senetlerine yatırım yapmayı daha az tercih edecekler. Bunun sebepleri arasında, yaşlanan nüfusun birikimlerini daha güvenli olarak görülen sabit kıymetli varlıklara yöneltmesi, mali kurumların bilançolarında tutulan hisse senedi portföylerinin azaltılmasına yönelik yeni yasal düzenlemeler ve hisse senedi piyasalarının yükselen fiyat dalgalanmalarıyla oluşan risklerine karşılık istenen getiriyi sağlayamamaları sayılıyor. Son yıllarda ortaya çıkan şirket yönetim skandalları da hisse senedi piyasalarının yatırımcıların çıkarlarına uygun işlemediği kanısını yayıyor.
Diğer taraftan, şirketlerin fon talepleri devam edecek. Hisse senedi piyasalarına olan fon arzının yukarıda anılan sebeplerden dolayı azalacak olması, sermaye ihtiyacı olan şirketlerin fon kıtlığı ile boğuşmasına neden olacak. MGI hesaplamalarına göre 2010-2020 döneminde şirketler 37.4 trilyon dolar tutarında sermaye talep edebilecekken yatırımcıların hisse senedi piyasalarına aktaracağı fon tutarının 25 trilyon dolarda kalacağı öngörülüyor. Özellikle yeni sermaye yeterliliği limitlerini tutturması gereken bankaların hisse senedi piyasalarında fonları daha yüksek maliyetlerle bulacağı –örneğin yeni hisse senetlerini daha düşük fiyatlarla arz edeceği- öngörülüyor. 

İç acı geçmeyecek
Şirketler hisse senedi piyasalarında sağlayamadıkları fonları borçlanarak elde edebilecekler. Bu durum şirketlerin sermayelerine oranla daha yüksek tutarda borç tutmalarına ve faiz yükü nedeniyle net kârlarında oluşacak dalgalanmaların genişlemesine neden olacak. Şirket kârlılıklarındaki dalgalanma riski, hisse senedi piyasalarına da yüksek fiyat volatilitesi olarak yansıyacak. Arz-talep dengesizliği piyasaların riskini yükseltirken hisse fiyatlarının da ‘baskılanmasıyla’ sonuçlanabilecek. MGI raporu, kârlarından ayırdıkları yedek akçeleriyle yatırımlarını finanse edebilecek durumda olan şirketlerin ağırlıkta olduğu ABD’de fon açığı sorununun yüksek düzeyde yaşanmayacağını belirtiyor. Ancak hızlı büyümeden kaynaklanan finansman ihtiyaçlarının yüksek ve kârlılık oranlarının düşük olması nedeniyle yeterli iç kaynak üretemeyen şirketlerin barındığı ‘gelişmekte’ olan piyasalarda fon açığı daha ciddi tutarlarda hissedilecek. Avrupa’da ise demografik trendler ve bankacılık sektörünün sermaye ihtiyacı nedeniyle daha sınırlı ölçekte de olsa bir fon açığı yaşanacağı tahmin ediliyor. Sözün özü, 2010’lar, özellikle gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasaları ve bu piyasalardan fon sağlamaya çalışan şirketleri için pek iç açıcı geçmeyecek! Buna karşılık ‘karşılanamayan fon’ ihtiyacı bu ülkelerde kredi ve tahvil piyasalarının büyümesi sonucunu getirebilecek.