'Hormonsuz' finansal sistem

ABD'de FED'in büyük bankalar için yeni düzenlemesi, bankalar için daha yüksek asgari sermaye yeterliliği oranları öngörüyor ve sağlıklı büyümeyi teşvik ediyor.

ABD Merkez Bankası Federal Reserve (FED), bankalar ile ilgili olarak bir süredir üzerinde çalıştığı bir düzenlemeyi geçtiğimiz günlerde ilan etti. Düzenleme ‘sistemik’ öneme sahip bankaların sermaye yeterlilikleri ile ilgili. Sistemik öneme sahip bankalar, finansal açıdan zor duruma düştüklerinde tüm sistemi olumsuz etkiliyorlar. FED, bu anlamda sistemik önem arz eden sekiz büyük ölçekli bankanın asgari sermaye gereksinimlerini artırma kararı aldı. Bu bankalar, en az 250 milyar ABD doları varlıklara veya 10 milyar dolar yabancı para cinsinden açık pozisyona sahip olan ve kısa vadeli ve riskli borçlanmaya ağırlık veren kurumlar. Bankaların risk yönetimleriyle ilgili olarak uluslararası geçerliliği olan Basel III kuralları, büyük bankalar için 2019 yılında yürürlüğe girmek üzere risk ağırlıklı varlıkların yüzde 7’si düzeyinde bir asgari sermaye oranı getiriyor. FED tarafından ilan edilen oranlar ise Basel III’teki sermaye yeterliliği oranının üstüne ekleniyor olacak. Bu bankaların yeni oranlara 2019 yılına kadar uyum sağlamaları bekleniyor. Söz konusu ‘tampon’ (buffer) sermaye oranları, her bir bankanın finansal analizine göre belirlenmiş ve risk ağırlıklı varlıkların yüzde 1’i ile yüzde 4,5’i arasında değişiyor. Düzenlemenin kapsadığı bankalardan en yüksek tampon sermaye gereksinimi JPMorgan Chase için risk ağırlıklı varlıkların yüzde 4,5’i olarak belirlenmiş. Citigroup için oran bu yüzde 3,5, Bank of America, Goldman Sachs ve Morgan Stanley için yüzde 3, Wells Fargo için yüzde 2, State Street için yüzde 1,5 ve Bank of New York Mellon için yüzde 1 olarak hesaplanmış. Bu oranlarla ve mevcut büyüklüklerle, sekiz banka için Basel III’ün getirdiği asgari sermaye yeterliliğinin 200 milyar dolar üstünde bir sermaye gereksinimi olduğu tespit edilmiş. Bir bankanın, daha yüksek bir asgari sermaye oranını sağlaması için iki seçeneği bulunuyor: Ortakların bankaya yeni sermaye koymaları veya varlıklarını azaltarak küçülmeleri! Ancak zaten, bu sekiz bankanın yedisi hâlihazırda yeni asgari sermaye gereksinimlerini karşılayacak sermayeye sahipler. Yani bu bankaların yeni düzenlemeden sonra sermaye yeterliliklerine ilişkin olarak ekstradan bir adımda bulunmaları gerekmiyor, sadece bundan sonraki büyüme planlarında yeni sermaye yeterliliği oranlarına uymaları zorunluluğu bulunuyor. Bu sekiz bankadan yalnız JPMorgan Chase’in sermayesi belirlenen asgari limitin 12,5 milyar ABD doları altında gerçekleşiyor ve bu açığı 2019 yılına kadar ya sermaye ekleyerek ya da küçülerek kapatması gerekiyor.

KRİZLER VE RİSK YÖNETİMİ

Bu yeni düzenleme, sadece ABD değil, tüm finansal sistemlerin sağlığının genel büyüme hızı performansından daha kritik olduğunu yeniden hatırlatıyor. Bankalar özsermayelerinin üzerine, bu özsermaye miktarının belli bir azami katı kadar mevduat ve borçlanma gibi dış fonlar ekleyerek varlık hacmi elde edebiliyorlar. Ancak; varlık fiyatları, faiz oranları ve kurlardaki aşırı dalgalanmalar veya batıklar olması halinde özsermayelerinin büyük kısmını kaybederek finansal açıdan tehlikeye girebiliyor ve hatta içinde bulundukları finansal sistemi de tehlikeye atabiliyorlar. Bir finansal sistemdeki asgari sermaye yeterliliği – ve benzer risk yönetim kuralları – tercihi, o sistemin birbirine bir ölçüde zıt olarak gelişen hızlı büyüme ve sağlıklı bir finansal yapıya sahip olma arasında seçilen konumunu belirliyor. Gevşek risk yönetim kurallarının uygulandığı bir finansal sistemde, ‘hormonlu’ ancak sağlıklı olmayan hızlı büyüme oranları yakalandığı gibi etkileri reel sisteme sıçrayan krizlerin yaşanması da olası hale geliyor. 2001 Türkiye krizi öncesinde, reel faizlerin uzun süre yüksek olduğu bir ortamda, topladığı mevduatı kamuya borç vererek kolay para kazanmanın rehavetine kapılan Türk bankacılık sisteminin varlık kalitesi oldukça düşüktü. Kredilerin geri dönmeme oranı yüksek ve kısa vadeli fonların önemli bir kısmı kârsız iştirakler ve atıl gayrimenkuller gibi gelir getirmeyen varlıklara bağlanmıştı. Finansal sistemde yıllar içinde biriken sorunların bir noktada patlaması sonrasında alınan yeni önlemler ve yeni bankacılık mevduatı sonrasında Türk bankacılık sistemi, zayıf halkalarından kurtulabildi ve sağlıklı bir büyüme sergileyebildi.

HIZLI YERİNE SAĞLIKLI BÜYÜME

Finansal sistemin sağlığı, sadece sistemin kendisi için değil reel sektörün sağlığı açısından da önem arz ediyor. ABD’deki yeni düzenlemede olduğu gibi, politika yapıcılar çok hızlı ve ‘hormonlu büyüyen’ bir finansal sistem yerine, daha yavaş büyüyen ancak sermaye yeterliliği ve diğer risk yönetim kriterleri açısından sağlıklı ve risklere dayanıklı bir finansal sistemi tercih ediyorlar.