İnsan kaçakçılığı ve 'modern kölelik'

Güney sahillerine vuran ve tüm kamuoyunu derinden üzen çocuk bedeni, aslında küresel ölçekte büyük bir modern 'kölelik' ve insan kaçakçılığı sorununun Suriye açmazı üzerinden bir yansıması.

Çarşamba günü, sıklıkla karşılaşılan ancak genellikle fazla ‘önemsenmeyen’ bir haber tekerrür etti: Suriye’deki savaştan ve ekonomik koşullardan tekneyle ya da her an patlayabilecek şişme botla Avrupa’ya kaçarak kurtulmaya çalışan göçmenleri taşıyan bir tekne battı ve çok sayıda insan maalesef vefat etti. Aslında son dönemlerde, bu tür 'umuda yolculukların' trajik sonuna ilişkin olarak kamuoyu nedense biraz hassasiyetini kaybetmişti. Yüksek gelirli bireylerin tercih ettikleri ve lüks otelleriyle meşhur bir tatil beldemizin bir kumsalında görüntülenen masum bir çocuğun cansız bedeni ise, basın ve sosyal medyada geniş yankı buldu. Belki de Suriye’den kaçan insanların karşı karşıya kaldıkları zor koşullar ve lüks bir tatil beldesinin yansıttığı zenginlik arasındaki tezat ve bu tezadın insanların arasındaki fırsat eşitsizliğinin adeta bir haykırışı olması, kamuoyunun duyarlılığının artmasına neden oldu. Kişisel olarak, o çocuğun kısa pantolonu ve ayakkabısıyla o kumsalda oynuyor olabilmesini ne kadar çok isterdim! Geçen ay, oğlum Yaman Ege'nin hazırladığı sosyal sorumluluk projesi kapsamında, sınırdaki bir mülteci kampını ziyaret ettik. İnanın, oradaki çocukların masumiyeti, sevimliliği ve gözlerindeki enerji hepimizi mutlu etti ancak çaresizliği anne ve babalarının gözlerinde görünce hüzünlendik. Bu tür insanlık trajedileri yaşanırken, çaresiz ve vatansız kalan insanların durumlarından, onların hayatını hiçe sayarak, yararlanmaya çalışan 'insan kaçakçılığı' yapan insafsızlar da bulunuyor.

KAÇAKÇILIK VE KÖLELİK FAALİYETLERİ

Birçok uluslararası rapor ve inceleme, dünyada insan kaçakçılığının boyutlarını ve dehşetini gözler önüne seriyor. 2014 yılında Türkiye’nin Ege sahillerinde sadece yakalanan teknelerden ‘kurtarılan’ kaçak göçmen sayısı 13 bin. Yine 2014’te Akdeniz ve Ege’den Avrupa’ya ‘geçebilen’ göçmen sayısının ise en az 170 bin olduğu tahmin ediliyor ancak istatistikler sorunun gerçek boyutunu yansıtmıyor. 2015 yılının ilk sekiz ayında, Türkiye’nin Ege sahillerinde kurtarılan kaçak göçmen sayısı 42 bin’i geçti. Uluslararası Göç Örgütü IOM istatistiklerine göre, 2014 yılında Akdeniz’i aşmaya çalışırken hayatlarını kaybeden toplam kaçak göçmen sayısı 3.279 iken bu yılın ilk yedi ayında bu sayı 2 bin sınırına ulaşmış durumda. Hayatta kalabilenlerin durumları da pek iç açıcı değil. Genel hatlarıyla, kaçakçılığın konusunu oluşturan insanlar, yeni ve daha rahat bir hayata kavuşabilmek umuduyla gittikleri ülkelerde, insan kaçakçıları tarafından modern zaman köleleri haline getiriliyor! İnsanların nasıl kandırıldıklarına örnek bir çalışma ilanı, bir raporda şu şekilde veriliyor: 'Uluslararası kruvaziyer gemi hattı, yolcularını karşılamak üzere çekici ve maceraperest hostesler arıyor. Dünyayı görün, yeni insanlar tanıyın ve istikrarlı bir gelire sahip olun'! Endonezya’dan Etiyopya’ya kadar uzanan bir coğrafyadan ev hizmetlerinde çalışmak vaadiyle getirilip köle yapılan veya fuhuşa zorlanan insanlar bulunuyor. Ayrıca, insan kaçakçılığı ciddi bir suç ekonomisini de tetikliyor. Sadece kaçırılma aşamasında, kullanılan teknenin türüne ve kaçırılma noktasında göre kaçak göçmenlerden kişi başına 1.000 ila 6.000 ABD doları arasında bir para alınıyor. Her bir seferinde tıka basa doldurulan tekneler, tek bir seferde kendi maliyetlerini fazlasıyla çıkarabiliyor! Birçok durumda, masum insanların canları pahasına! Ne yazık ki, daha sonraki aşamalarda kaçakların çalıştırılması ile elde edilen yasa dışı gelirler, bu yasa ve ahlak dışı faaliyetin ekonomik boyutunu daha da cazip hale getiriyor.

İNSAN KAÇAKÇILIĞININ KÜRESEL BOYUTU

İnsan kaçakçılığı ve 'modern köleliğin' uluslararası boyutları dehşet verici boyutlarda gelişiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2012 yılındaki bir çalışmasına göre, dünya ölçeğinde bakıldığında insan kaçakçılığına maruz kalan ve 'modern köleler' olarak 'kullanılan' nüfus 21 milyonu aşmış durumda. Bu nüfusun yaklaşık 19 milyonu şahıslar ve şirketler tarafından işçi olarak çalıştırılırken, geri kalan 2 milyon kişi hapishanelerde tutuluyor veya devletler hatta ayrılıkçı örgütler tarafından silahlı güç olarak kullanılıyor. ILO’nun 2014 yılındaki başka bir çalışmasına göre, ‘zorunlu çalışma’ (forced labour) olarak tanımlanan 'modern kölelikten' elde edilen yıllık gelir, küresel ölçekte, 150 milyar ABD dolarına ulaşıyor! Bu tutarın 51 milyar ABD doları fuhuş dışı zorunlu çalışmadan, 99 milyar ABD doları ise fuhuştan elde ediliyor. 'Zorunlu çalışmada', işverenler pasaporta el koyma ve benzeri yöntemlerle yaptıkları tehditler sonucunda bireyleri ücretsiz ya da çok düşük ücretlerle çalıştırıyorlar. İnsan kaçakçılığı ve zorunlu çalışma faaliyetlerinden, Asya-Pasifik bölgesinde 52 milyar ABD doları ve AB ve diğer gelişmiş ekonomilerde 47 milyar ABD doları kazanılıyor. Interpol, insan kaçakçılığı faaliyetlerini sınır ötesi ölçekte gerçekleştirilen en büyük suçlar arasında sayıyor. Bu yıl içinde yayımlanan ve çıkış ve varış ülkeleri itibariyle insan kaçakçılığının nedenlerini araştıran bir makaleye göre, ülkelerde genel suç oranlarının yüksekliği insan kaçakçılığını ortaya çıkaran en önemli nedenler arasında sayılıyor. Ancak insan kaçakçılığı sadece ‘suçun’ önlenmesi ile kontrol altına alınabilecek basit bir faaliyet olarak da görülmüyor. Arka planında ekonomik faktörler ve gelir eşitsizliği yer alıyor! Örneğin, çıkış ve varış ülkelerindeki gelir düzeyi farklılıkları kaçakçılığı yönlendiren en önemli etkenler arasında bulunuyor. Tarım ve diğer kayıt dışı alanlarda iş gücüne olan talep düzeyi de insan kaçakçılığının belirleyicilerinden biri olarak tespit ediliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2014 yılındaki bir raporuna göre, dünyada yıllık olarak gerçekleştirilen 114 bin organ nakli, toplam ihtiyacın ancak yüzde 10’unu karşılayabiliyor ve geri kalan organ nakil ihtiyacı da insan kaçakçılığı ve kölelik faaliyetlerinin artışına sebep oluyor.

KÜRESELLEŞME VE MODERN KÖLELİK

Uluslararası insan kaçakçılığı ve 'zorunlu çalışmanın' bu denli artışı, ‘küreselleşmenin’ yan etkilerinden biri olarak da yorumlanıyor. Küreselleşme sonucunda, ekonomik faaliyetler ülkeler arasında paylaştırılırken, ülkeler toplam katma değerden farklı düzeylerde pay alıyorlar ve bunun sonucunda ülkeler arası gelir uçurumu daha da derinleşiyor. Diğer taraftan, küreselleşmenin sınır ötesi bilgi, para, ürün ve hizmet akışlarını hızlandırması, sınır ötesinden yasa dışı iş gücüne olan talebi de artırıyor. İnsan kaçakçılığı ve 'modern köleliğin' önüne geçilmesi, salt cezai önlemlerle önüne geçilebilecek bir olgu olarak görülmüyor. Çocuklu bir ailenin, küçük çocukları için – büyük ihtimalle pasaportu rehin altında olan - yurt dışı kökenli bir çocuk bakıcısı tutması gibi masum görünen ve yaygın bir işlem bile aslında küresel ölçekteki insan köleliği faaliyetine bilmeden de olsa bir katkı sağlayabiliyor. ‘Yasa dışı’ iş gücüne olan talep ve küresel gelir adaletsizliği gibi hususlar, basit önlemlerle düzeltilebilecek veya kontrol altına alınabilecek konular olmadığından, 'modern zaman köleliği', Yeniçağ’ın ilk yüzyıllarındaki köle ticaretine benzer bir şekilde ve insanların ‘gözleri önünde’ ne yazık ki büyüyen bir sorun olarak kalıyor!