İş yaratmayan büyüme

Küresel ekonomide büyümeye rağmen istihdamda artış olmaması, istihdam politikalarına yönelik tartışmaları canlandırıyor.

Küresel krizin en çok hissedildiği 2009 yılındaki yüzde 0,6’lık küçülmeden sonra, dünya ekonomisi 2010 yılında yüzde 5,3, 2011 yılında ise yüzde 3,9 büyüme sergiledi. IMF’nin tahminlerine göre bu büyüme önümüzdeki yıllarda tedrici bir artışla sürecek. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, krizden daha az hasar alarak çıkmaları nedeniyle büyümede en büyük pay sahibi oldular. Ancak makroekonomi politikalarında, GSYİH büyümesi tek hedef olarak verilmiyor. Büyümenin ve gelir artışının geniş bir tabana yayılması da önemli bir öncelik olarak görülüyor. Bu hedefe ulaşmak için büyümenin dengeli bir şekilde dağılması, reel ücretlerde artış ve işsizlik oranının azalmasına bağlı. Bu hafta, G20 ülkelerinin çalışma bakanlarının katılımıyla Meksika’da gerçekleştirilen toplantıda, OECD ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yapılan bir ortak açıklama, krizden çıkışın ekonomik büyümede görülmekle birlikte, henüz istihdam boyutuna yansımadığını ortaya koyuyor. 

İşsizlik oranları
ILO ve OECD’nin konu ile ilgili ortak çalışmasına göre, işsizlik oranları G20 ülkelerinin çoğunda krizin en şiddetli olduğu zamanki seviyelerini koruyor. Oranlar Güney Kore’de yüzde 3,4’e kadar inerken İspanya’da yüzde 24,1’e kadar yükseliyor. İşsizlik oranlarında dikkat çeken bir husus, 1 yıldan fazla süren yani ‘uzun süreli’ işsizlikteki artış oluyor. Bu durum özellikle Japonya, Güney Afrika, İspanya ve İngiltere’de daha belirgin. Uzun süreli işsizlik, bir müddet sonra, işgücünün istihdam piyasası açısından yetkinliklerini kaybetmesiyle birlikte kendini gösteren ‘yapısal işsizlik’e dönüşüyor ve işsizlik oranlarının uzun bir müddet yüksek seviyelerini korumasına neden oluyor. Bunun ötesinde durumun kalıcılığı yoksulluk riski, sağlık sorunları ve çocukların okuldan uzaklaşması gibi diğer sosyal konuları beraberinde getiriyor. Diğer taraftan nüfus ve ilintili işgücü artışı, işsizlik oranının kriz öncesi seviyeye gelmesi için gereken yeni istihdam sayısını gösteren ‘istihdam açığı’nı büyütüyor. Bu durum, ülkelerin ekonomilerinde açmaları gereken istihdam sahalarını daha önemli hale getiriyor. Kriz öncesi dönemde, hızlı teknolojik gelişme ve küreselleşme gibi faktörler, doğal olarak, daha yetenek sahibi olan işgücü kesiminin istihdamda tercih edilmesine ve ‘işgücünden çıkış yaşının’ –resmi emeklilik yaşından ayrı olarak- aşağıya inmesine yol açtı. Yani değişime ayak uyduramadığı düşünülen daha yaşlı işgücü kesimi bir müddet sonra iş bulmakta zorlanıyor. Diğer taraftan geçici ve göçmen işçiler ve daha deneyimsiz olduğu için işten çıkarılmaları büyük kayıp olarak görülmeyen işgücüne yeni katılmış gençler de işsizlik artışından en olumsuz etkilenen kesim oluyor. İşsizlik düzeyinin ötesinde, işgücü piyasasında var olan ücret eşitsizliği ve ücret düşüşü gibi dinamikler de ‘iş kalitesi’yle ilgili durumun kötüleşmesi sonucunu doğuruyor. 

‘Sosyal’ büyüme
G20 tarafından belirlenen ‘Güçlü, Sürdürülebilir ve Dengeli Büyüme Çerçevesi’, üye ülkeleri, büyümeye eşlik eden istihdam artışı ile ilgili inisiyatifler alınmasına yöneltiyor. ILO ve OECD, bu çerçeve dahilinde, sadece büyümeyi teşvik eden değil, ‘sosyal’ bir ekonomik büyümeyi ön plana alan politikaların uygulanmasına yönelik önerilerde bulunuyorlar. Altyapı yatırımlarının hızlandırılması, istihdamın önemli bir kısmını sağlayan KOBİ’lerin kredi ve benzeri finansal olanaklara erişiminin kolaylaştırılması, ürün piyasalarının serbestleştirilmesi, temel sosyal güvencenin kapsamının genişletilmesi ve gençlere okuldan iş hayatına ‘yumuşak geçiş’ yapmaları için ortam sağlanması sunulan öneriler arasında bulunuyor. ILO-OECD, ekonomik refahın tek boyutlu bir ‘GSYİH’ büyümesi kriteri ile ölçülemeyeceğine ve işgücü piyasaları, sosyal güvence ve çevre politikalarının da bir ‘büyüme paketi’ içerisinde değerlendirilmesine yönelik bir vizyonu savunuyorlar. Bu yaklaşımla beraber, optimal ekonomi politikalarının planlanması ve uygulanmasında ekonomi yönetimlerinin sosyal ve ekonomik çerçeveye çok boyutlu bir açıdan bakmaları ve performansın da bu çok boyutlu çerçevede ölçülmesi gerekecek. Sözün özü; sosyal boyutuyla, ekonomi, gidişatı sadece GSYİH büyümesinden görülemeyecek kadar karışık bir olgu!