Kalkınma bankası savaşları

Çin önderliğinde kurulan AIIB, yeni bir kalkınma bankası olmasının ötesinde, küresel ölçekte ekonomik etki alanı savaşında Çin'in ABD ve Japonya'ya karşı yeni ekonomik silahı olarak görülüyor.

2013 yılından beri Çin’in liderliğinde kurulması gündemde olan ‘Asya Altyapı Yatırım Bankası’ (Asian Infrastructure Investment Bank - AIIB) iki hafta önce resmen faaliyete geçti. Bankaya ortak olma niyetini belli eden ve/veya esas sözleşmeyi imzalayan ülkeler ‘olası’ kurucu üye (prospective founding member, PFM) olarak nitelendirilirken, sözleşmeyi meclislerinden geçiren veya yetkili organlarına onaylatan ülkeler tam üye haline geliyor. AIIB, 100 milyar ABD doları ödenmiş sermayesi ve sayısı 50’yi geçen ‘olası’ kurucu üyeleri ile şimdiden Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası (Asian Development Bank, ADB) gibi finansal kuruluşların, kimilerine göre ‘tamamlayıcısı’, kimilerine göre ise ‘rakibi’ olarak görülmeye başlandı. AIIB’nin kuruluşu, gündeme geldiği günden bu yana yol açtığı politik tartışmalarla, bir finansal kurumun teşekkülünden daha fazla anlam taşıyor.

AIIB’nin kuruluş süreci

Merkezi Filipinler’de bulunan Asya Kalkınma Bankası’nın 2010 yılında yaptığı bir çalışmaya göre, 2010 ile 2020 yılları arasında Asya’da toplam altyapı yatırım ihtiyacı ile öngörülen mali kaynaklar arasındaki açık 8 trilyon ABD doları olarak hesaplanmış, yani Asya’nın inşası için her yıl ortalama 800 milyar ABD doları tutarında mali kaynak bulunması gerekiyor. İşte AIIB, yatırım için bulunması gerekli bu kaynak açığı sorununa çözüm bulmak üzere kurulmuş. Çalışma şeklini ‘yalın, temiz ve yeşil’ (lean, clean, green) olarak tanımlıyor: ‘Yalın’ çünkü küçük ve etkin bir yönetim takımına sahip olacak, ‘temiz’ çünkü yolsuzluğa hiç tahammülü olmayan etik bir örgüt olarak faaliyet gösterecek ve ‘yeşil’ çünkü doğal çevreye saygı üzerine kurulu olacak. AIIB, bilgiye dayalı bir kurum olarak, enerji, ulaştırma, kırsal alan altyapısı ve tarım kalkınması, su tedarik ve temizliği, doğal çevre korunması, kentsel alan kalkınması gibi alanlara finansman desteği sağlamayı planlıyor. 2013’te ortaya atılan fikir, 2014 yılının Ekim ayında 22 Asya ülkesinin temsilcilerinin Pekin’de yaptıkları bir toplantıda imzalanan ilk anlaşma ile somut hale geldi. İlk etapta, üyelerinin sadece Asya ülkeleri ile sınırlı kalması düşünülen banka, kuruluş hazırlıkları döneminde bölgeselden küresele taşındı ve Asya dışındaki ülkeleri de kabul etmeye başladı. Ancak bankanın sermayesinde Asya ülkelerinin toplam payının yüzde 75, Asya dışı ülkelerin payının ise yüzde 25’te tutulması kararlaştırıldı, yani kontrolün ağırlıklı olarak Asya kıtasında kalması sağlanmış oldu. Bu üçe bir oranının dahilinde her bir üyenin sermaye payı ise GSYİH büyüklüklerine göre belirlenecek. 2015 Haziran ayında aralarında Türkiye’nin de olduğu 50 ‘olası’ kurucu üye ülkenin temsilcileri esas sözleşmeye imza attılar. Bu üyelerin tam üye haline gelebilmeleri için, ülke meclislerinde veya yetkili organlarında sözleşmeyi 2016 yılsonuna kadar onaylatmaları gerekiyor.

ABD cephesinden tepkiler

AIIB’nin kuruluşuna ABD cephesinden ve özellikle Dünya Bankası’ndan temkinli bir tepki geldi. Görünürde faaliyet alanları benzeşen yeni bir kurumun kurulmasına, ‘işbirliği olanakları’ bakımından sıcak bakıldı. Ancak kalkınma bankalarının yatırımcılarına ve kamuoyuna yönelik açıklık ve şeffaflık ilkelerini yerine getirip getirmeyeceği konusunda şüphelerin olduğu dile getirildi. Çin menşeli ve büyük ölçekli bir mali kurumla ilgili bu tür şüphelerin olması yersiz değil. Çin’in aşırı şişmiş mali sektöründe, verilen kredilerin amaçlanan alanlar dışında kullanıldığı, altyapı projeleri için verilen kredilerin geri dönüşü olmayan dev ölçekli ve atıl konut inşasında kullanıldığı geçmiş yıllarda gözlemlendi.

ABD-Çin ekonomik mücadelesinde AIIB

AIIB’nin kuruluşu aslında, Çin’in küresel güç yarışında, ABD önderliğindeki Dünya Bankası ve Japonya’nın etkili olduğu Asya Kalkınma Bankası’nın karşısına ‘ben de varım’ diyerek çıkması olarak değerlendiriliyor. Örneğin Asya Kalkınma Bankası’nda Japonya’nın yüzde 13 olan oy oranı Çin’in yüzde 5.5 olan oy oranının iki katından fazla ve bu kurumun başkanı genellikle Japonya’dan seçiliyor. Gelişen ülkelere verilen kalkınma kredileri, bu finansal kurumlar üzerinden, kurumlarda söz sahibi olan ülkelerin küresel etki gücünü artırma aracı haline geliyor. Çin, ulaştığı ekonomik büyüklüğe rağmen mevcut çok taraflı kalkınma bankalarında yeterince oy hakkına sahip olmadığı için kendi liderliğindeki bir bankanın kurulmasına ön ayak oldu. ABD ve Japonya davet gönderilen ülkeler arasında olmakla birlikte, şimdilik somut bir adım atmayarak, geride duruyorlar. Bunun ötesinde ABD, AIIB fikrinin ortaya atılmasından itibaren yakın müttefikleri olan Avustralya ve Güney Kore gibi ülkelerin bu oluşuma katılmamaları yönünde ‘etki gücünü’ kullandı. Ancak ABD’nin isteğinin aksine, Avustralya ve Güney Kore, AIIB kuruluş sözleşmesine imza atarak ve kendi meclislerinden kabul ettirerek AIIB’nin kesinleşmiş ilk ortakları arasında yer aldılar! ABD’nin kayıpları bu iki ülkeyle sınırlı kalmadı. İngiltere de Çin’in yükselen para birimi yuan’ın Asya dışındaki ilk büyük merkezi olmak amacıyla, olası kurucu üye ülkeler arasında yer aldı ve sözleşmeyi yetkili organlarına tescil ettirdi. İngiltere’yi Avrupa’nın diğer büyükleri olan Almanya, Fransa ve İtalya takip etti ancak henüz bu ülkeler sözleşmeyi henüz tescil ettirmediler ABD’nin AIIB’ye karşı olan tavrına ülke içinden tepkiler geldi. Tepki gösterenler arasında Dünya Bankası’nın eski başekonomisti ve Nobel Ekonomi ödülü sahibi ‘muhalif’ Joseph Stiglitz dikkat çekiyor. Stiglitz, AIIB’nin çok sayıda ülke tarafından kabul görmesini bir ‘uluslararası kutlama’ vesilesi olarak değerlendiriyor. Stiglitz, ABD yetkililerinin İngiltere’yi Çin’e sürekli olarak ‘yüz vermekle’ itham etmelerini ve bazı ülkeleri ‘aba altından sopa göstererek’ AIIB’nin dışında tutmaya çalışmalarını ise eleştiriyor.

Küresel ekonomik güç savaşları ve AIIB

Sadece bir ‘kalkınma bankası’ olarak değerlendirildiğinde, AIIB kuruluşu ile gelişen ülkelerin kalkınması için önemli bir adım ve aynı amaçtaki diğer kuruluşları destekleyici bir girişim olarak görülebilir. Diğer taraftan, AIIB; küresel güç savaşının araçlarından biri olarak değerlendirildiğinde, ekonomik etki alanı bakımından güç dengelerini değiştirmeye aday bir adım ve küresel ekonomik güç savaşında yeni bir cephe açıyor. Askeri savaşların artık çok maliyetli olduğu 21. yy’da, savaşlar, ticaret blokları ve hatta kalkınma bankaları gibi oluşumlar üzerinden sürdürülecek gibi gözüküyor.