Kıt kaynaklar ve 'kaynak yönetimi'

21. yüzyılda üretimde kullandığı kaynak verimliliğinde başarı sağlayan firmalar ve ülkeler ekonomik başarı sağlayabilecek.

Kişi başına sınai üretimin düşük, nüfusun az olduğu ‘eski’ dönemlerde, ekonomik faaliyetler için ne kadar kaynak tüketildiğinin pek bir önemi yoktu. Hızlı ekonomik büyüme, nüfus artışı ve tüketim patlaması, kimi zaman üretim için gerekli doğal kaynakların kullanıma sürülme hızının talebin gerisine düşmesine yol açtı. 1970’lerdeki petrol krizi, her ne kadar politik ve stratejik arkaplanı da olsa, kaynakların doğal nedenlerle de yetersiz kaldığı durumlarda ne gibi sonuçlara yol açabileceğine dair ‘acı’ bir ‘deney’ oldu. Petrol ürünlerinin fiyatlarının hızlı bir artışa sahne olduğu bu krize cevap olarak, daha az yakıt tüketen küçük motorlu otomobil modelleri piyasaya sürüldü. Küresel iklim değişikliklerinin beklenmedik kuraklıklara yol açtığı tarım bölgelerinde, açık su kanalları kururken, suyu daha idareli kullanarak, buharlaşmayı asgariye indiren damla sulama sistemleri, kaynak kullanımına akılcı yaklaşan idarelerce tercih edildi.

Tarımın başladığı 10-15 bin yıl öncesinden beri, tabiatın kaynakları ‘sınırsızmış’ gibi davranan insanoğlu, 21. yüzyılın başında, artık kaynakların ‘sınırlı’ olduğu ve daha verimli kullanılmaları gerektiği gerçeğiyle yüz yüze geldi.

Toplam kaynak getirisi

Uluslararası danışmanlık kuruluşu BCG’nin yeni bir raporu, kaynakların sınırlı hale geldiği yeni dönemde, ‘kaynak yönetiminin’ stratejik önemini vurguluyor. Kaynak yönetimi, ekosistemin ve toplumun sürdürülebilirliği açısından olduğu kadar, şirketlerin rekabetçi kalabilmesi açısından da öneme sahip.

Önümüzdeki 20-30 yıllık dönemde doğrudan ya da dolaylı olarak ‘insan’ eliyle sebep olunmuş bazı ekolojik mega trendlere şahit olacağız: Hammadde kıtlığı, su kıtlığı, küresel iklim değişikliği ve artan atıklar! Sınai üretimde kullanılan çeşitli doğal kaynaklar –yeni rezervler ve ikamelerin bulunmadığı ve geri dönüşüm artmadığı müddetçe- şu andaki kullanım hızlarıyla en fazla yüz sene içerisinde tamamen tükenecekler.

Emtia fiyatları uzun vadede hızlı bir yükseliş sergileyebilecekler; sera gazlarının salınımı ve katı atıklar ağır ‘cezalara’ maruz kalabilecek. Bundan sonra küresel rekabette, şirketlerin kaynak kullanım verimliliği stratejik bir unsur olarak daha fazla öne çıkacak. Kaynak verimliliği, belli bir birim üretim için daha az doğal girdi kullanımı (enerji verimliliği, firenin azaltılması), doğaya salınan atıkların azaltılması ve geri dönüşümün yaygınlaşmasıyla gerçekleşebilir. BCG’nin yıllık olarak gerçekleştirdiği yönetici anketi, özellikle ‘kaynak yoğun’ endüstrilerde, kaynak yönetiminin rekabetçilikte artan önemine işaret ediyor. Şirketler, artık aktif ve özkaynak getirisi kadar, ‘toplam kaynak getirisini’ de stratejik yönetim ölçütleri arasına katıyorlar. Örneğin elektrik enerjisi üreten şirketler, bir megavatlık enerji üretimi için daha az fosil yakıt kullanan teknolojilere daha fazla yatırım yapmaya başlıyorlar.

Toplam kaynak getirisinin yükseltilmesi, bir yandan kaynak tüketimini optimize ederken diğer taraftan üretim çıktılarının çevreye olan olumsuz etkilerinin de asgariye indirilmesinde etkili oluyor. Uzun vadede kaynak kullanımını optimize ederek toplam kaynak getirisini yükseltebilen şirketler, hem maliyet avantajları ve toplumsal imajları ile mali performans ve stratejik açıdan güçlü kalabilecek hem de ekosistemin ve toplumun geleceğine daha iyi hizmet edebilecekler.