Kur hareketleri ve ihracat bağlantısı

Küresel değer zincirleri içerisinde gerçekleşen ticaretin artışı nedeniyle, bir ülkenin uluslararası ticaret dengesinin kur hareketlerine olan esnekliği azalıyor.

Siyasetteki belirsizlikler ve TCMB’nin faiz oranları konusundaki çekimser tavrı ile 1 ABD doları 3 TL sınırına dayandı. Yılbaşından bu yana ABD doları kurundaki artış yüzde 28’i buldu. TL’nin değer kaybının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi farklı açılardan irdelenebilir. Örneğin, kur hareketlerinin döviz cinsinden borçlanan şirketlerin mali yapıları üzerinde etkisi bulunuyor. Diğer taraftan, döviz fiyatlarındaki değişim, bir ülkenin ihraç mallarının diğer ülkeler tarafından üretilen ve uluslararası piyasaya sunulan muadil mallara olan göreceli fiyatını etkilediğinden, uluslararası ticaret hacmini de etkileyebilir. Bu yazıda, kur hareketleri ve uluslararası ticaret ilişkisine değineceğim.

‘J Eğrisi’ halen geçerli mi?

Ekonomi literatüründe, bir ülkenin para biriminin yabancı para birimlerine olan göreceli değeri ile uluslararası ticaret arasındaki ilişki ‘J-Eğrisi’ denilen bir kavramla açıklanıyor. ‘J Eğrisi’ne göre, ülkenin para biriminin değer kaybetmesi durumunda ithal malları ülkedeki tüketiciler için pahalanıyor ve ülkenin ihraç ettiği mallar alıcı ülkeler açısından ucuzluyor. İlk etapta miktarlar bu fiyat değişimlerine hızlı bir şekilde cevap vermeyerek sabit kalıyor. Ancak yerli para birimi cinsinden ihraç ve ithal fiyatlarının göreceli değişimi nedeniyle ithalat hacmi artmış, ihracat hacmi ise azalmış gözüküyor ve uluslararası ticaret dengesi kısmen kötüleşiyor. Bir müddet sonra pahalanan ithal mallara olan talep azalarak ithalat miktarı ve hacmi düşüyor, diğer taraftan ucuzlayan ihraç mallarına olan talep artarak ihracat miktarı ve hacmi yükseliyor. Bu teoriye göre, yerli para biriminin devalüasyonu yani değer kaybı uluslararası ticaret hacmine sonrasında olumlu olarak etki etmeye başlıyor. Ancak bu teori, ihracat ve ithalatın birbirinden bağımsız olarak hareket edeceğini varsayıyor. Gerçekte ihraç malları farklı düzeylerde ithal girdi içeriyor. Bu nedenle ihracattaki artış veya azalış, ithalatın hacmini de değiştirebiliyor. OECD ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) tarafından son yıllarda geliştirilen yeni bir yaklaşım ihracat ve ithalat arasındaki bu bağlantıyı dikkate alıyor.

Küresel değer zincirlerinde kurun etkisi

OECD ve WTO’nun yaklaşımı, küresel değer zincirleri üzerine yoğunlaşıyor. Küresel değer zincirleri (global value chains, GVCs) hammaddeden nihai pazarlara ve hatta satış sonrası hizmetlere kadar uzanan tüm üretim safhaları ve ekonomik ilişkileri özetliyor. Günümüz küresel ekonomisinde artık çok az ürün tek bir ülkenin ‘malı’ olması özelliğine sahip olmaya devam ediyor. Bir ürünün üretiminde birbirini takip eden safhalar, bu safhalarda uzmanlaşan farklı ülkeler arasında paylaşılıyor. Yüksek bilgi ve beceriye sahip ülkeler tasarım, Ar-Ge ve marka yönetimi gibi yüksek katma değerli safhaları üstlenirken, düşük bilgi ve beceriye sahip ülkeler üretime hammadde sağlayarak katkıda bulunuyor. Orta düzeyde bilgi ve beceriye sahip ülkeler ise üretim ve montaj gibi safhalarda yoğunlaşıyor. Bu görev paylaşımı nedeniyle, bir ürün hammaddeden pazara gelinceye kadar bir kaç kez ülke sınırlarını aşabiliyor. Ürünler artık belli bir ülkenin malı olmaktan çok ‘dünya malı’ (Made in the World) olarak nitelendiriliyor. Üretilen ürünün GVC’ler içindeki bu süreci, bir ülkenin uluslararası ticaretinde aynı ürünün farklı safhalarda hem ihracat hem de ithalatında gözükmesine neden olabiliyor. OECD ve WTO, aynı ürünle ilgili ihracat ve ithalat arasındaki bu bağlantının getirdiği 'mükerrerlik' sorununu aşmak üzere, uluslararası ticaret hacmindeki yerli ve ithal bileşenleri ayırıyor. Bu yaklaşım ‘katma değer ticareti’ (trade in value-added, TiVA) olarak adlandırılıyor. TiVA yaklaşmına göre, yeniden düzenlenen uluslararası ticaret verilerinin açıklanması bir hayli vakit alıyor o yüzden ancak gecikmeli olarak elde edilebiliyor. Gelişen ve gelişmiş ülkeler, küresel pazarlara erişebilmek için kaçınılmaz olarak üretimlerini giderek daha fazla ‘küresel değer zincirleri’ içerisinde gerçekleştiriyorlar. Küresel değer zincirlerine katılımı artan ülkelerin ihracat ve ithalat miktarları birbirinden bağımsız hareket etmiyorlar, aralarında etkileşim içinde oluyorlar. Dünya Bankası uzmanları tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir çalışma, küresel değer zincirlerinin uluslararası ticaretin yapısına getirdiği bu değişimler nedeniyle, kur hareketlerinin eskisi kadar uluslararası ticaret dengesini etkilemediğini istatistiki olarak gösteriyor. Çalışma, küresel değer zincirlerine daha fazla katılan - yani kendi ihracatı içerisinde daha fazla ithal payı veya başka ülkelerin ihracatları içerisinde daha fazla yerli üretim payları olan - ülkelerin ihracatlarının reel efektif döviz kurlarındaki değişimlere olan esnekliğinin azaldığını hesaplıyor.

Türkiye’nin katma değer ticareti

OECD ve WTO tarafından açıklanan TiVA istatistikleri, Türkiye’nin de sektörler itibariyle brüt ihracat hacimlerini yerli ve ithal bileşenlerine ayırıyor. En son 2011 yılı itibariyle yayımlanan istatistikler incelendiğinde, Türkiye’nin toplam mal ihracatının yüzde 25,7’sinin ithal katma değere sahip olduğu görülüyor. Sektörler itibariyle bu oranlar büyük farklılıklar gösteriyor. Örneğin, uluslararası bağlantılar içinde - yani küresel değer zincirlerinde - üretilmeyen ve bu nedenle ithal girdi oranı düşük olan tarım ve hayvancılıkta ihracatın içindeki ithal katma değer payı sadece yüzde 9,9. Madencilik ve gıda sektörlerinde de bu oran yüzde 20’nin altında gerçekleşiyor. Tekstil ve kağıt sektörlerinde ihracatın ithal katma değer oranı yüzde 20 ila 30 arasında oluşurken; kimya, petrol rafinerisi, plastik ve makine sektörlerinde yüzde 30 ile 40 arasında değiştiği hesaplanıyor. Metal, demir çelik ve motorlu taşıtlar sektörlerinde ise bu oranın yüzde 40 ila 50 arasında olduğu görülüyor. İhracatın içindeki ithal girdi oranının daha yüksek olduğu sektörlerde, TL’nin değer kaybının uluslararası ticaret dengesi üzerindeki net etkisi daha sınırlı oluyor. Bu nedenle söz konusu sektörlerde, döviz cinsinden borçlanmanın yüksek olmasının şirketlerin mali yapılarının üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması gerekiyor. Önümüzdeki hafta, şirketlerin döviz cinsinden borçlulukları nedeniyle maruz kaldıkları kur risklerini inceleyeceğim.