'Kurumsal küçülme' trendi

1990 ve 2000'lerde büyüyen şirketler 'yönetim hantallıklarıyla' boğuşmaları nedeniyle bölünerek verimli olma yoluna gidiyor.

Sinerji, farklı parçaların bir araya gelerek oluşturduğu bütünün parçalarının toplamından daha büyük olması anlamına geliyor. Özellikle ekonomik faaliyetlerde sinerji kavramı öne çıkıyor: Birbirini tamamlayıcı işler yapan ekonomik birimler bir aradayken tek başına olduklarından daha fazla değer üretebiliyorlar. Finans ile ilgili ders kitaplarında da kurumlararası sinerjilerden ve kurumsal birleşmelere dayanak oluşturduğundan bahsedilir. Bir şirket ‘değer zincirinde’ müşterisi veya tedarikçisi konumunda bulunan başka bir şirket ile birleşerek ‘dikey’ sinerji sağlayabilir: Örneğin bir bilgisayar donanım şirketinin bir yazılımcı firmayı satın alması gibi. Şirketler ayrıca aynı faaliyet dalında farklı pazarlara girmesini sağlayacak ortaklıklarla ‘yatay’ sinerji sağlayabilirler: Örneğin bir bölgesel gıda şirketinin, daha geniş bir pazara açılım yapmasını sağlayacak ulusal bir şirketle ortaklığa girmesi gibi. Sinerjiler, teknoloji aktarımı, pazar paylaşımı, fiziki varlıkların kapasitesinin daha yoğun kullanılması, yönetimsel ve finansal yeteneklerin taşınması gibi farklı şekillerde oluşabiliyorlar. 1990’larda hız kazanan ve 2000’lerin başında zirvesine ulaşan ‘kurumsal satın alma ve birleşme’ trendinde, şirketler, verimlilik artışı sağlamak, yeni pazarlara girmek ve yoğun rekabet ortamında ‘ölçek büyüterek’ avantaj sağlamak için hemen her sektörde, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki diğer şirketleri almak için yoğun bir yarışa giriştiler. Mali piyasalardaki gelişmeler, ‘parayı bastırıp’ şirket satın almak için çok sayıda imkân yaratsa da asıl sorun, alınan şirketlerin, mevcut faaliyetlere ve şirket stratejilerine katılarak beklenen artı değere erişilememesiydi. Kurumlararası ‘kültür farklılıkları’, organizasyonun büyümesinden kaynaklanan ‘yönetim hantallıkları’ gibi sebepler bu ‘birleşme sonrası entegrasyon’ sürecinin genelde sıkıntılı olmasına yol açtı. Birleşmenin ne kadar ‘sinerji’ yarattığı da bu anlamda sorgulandı. Son birkaç yıldır, şirketlerin iştirak satın almalarla büyüme yerine eldeki iştiraklerin çıkarılması yönünde farklı bir trend gözlemleniyor.
Söz konusu ‘kurumsal küçülmeler’, iştirak olarak yatırım yapılan bir şirketin satılması şeklinde olabileceği gibi, tek bir tüzelkişilik altındaki farklı bir faaliyet biriminin bağımsız bir şirket altına alınarak satılması şeklinde de olabiliyor. Bu tür işlemler ‘ayırma’ (spin-off) veya şirketin tamamen iki veya daha fazla parçaya dağıtılması durumunda ‘bölünme’ (split-off) olarak gerçekleştirilebiliyor. Bölünmeler gıda, medya, ilaç, internet gibi çok farklı alanlarda gerçekleşebiliyor. Bu bölünme trendinin nedeni olarak iş dinamiklerindeki değişme gösteriliyor. Şirketlerin başka şirketler satın alarak genişlemeye çalışmasının en önemli nedenlerinden biri, sektörlerinde daha büyük oyuncular olarak, mal alırken ve satarken pazarlık güçlerini arttırmaktı ve sinerji üretileceğine inanılıyordu. Bugün artık küçük şirketler, stratejik işbirlikleri veya alternatif pazarlama ve tedarik kanalları yoluyla benzer pazarlık gücüne ve sinerjilere sahip olabiliyorlar. ‘Büyük şirket’ olmanın ölçek avantajları –en azından çok yüksek sermaye yatırımı gerektirmeyen sektörlerde– yok oluyor. Diğer taraftan, büyük şirket olmanın getirdiği ‘yönetim hantallıkları’, artık çok hızlı değişen koşulların olduğu pazarlarda stratejik esneklik ve manevra kabiliyetini ortadan kaldırıyor. Bölünerek veya iştirak satarak küçülen şirketler daha belirgin bir faaliyet alanına odaklanarak asıl işlerini ‘daha iyi’ yapabilir hale geliyorlar. Bölünen şirketlerin nakit karşılığı satılması durumunda elde edilen fonlar, kalan faaliyetlere odaklanarak gelişme sağlamak için de kaynak sağlıyor. Yeni bölünme trendinde, ana şirketin de bölünme sonucunda oluşan yavru şirketin de borsa değerlerinin yükselmesi, ‘küçülmenin’ sağladığı avantajların sinyali olarak görülüyor. Bu sinyali şöyle de yorumlayabiliriz: 2010’ların iş dünyasında her işi yapmaya çalışan ‘transatlantiklerden’ çok, manevra kabiliyeti yüksek ‘hücumbotlar’ daha başarılı olacaklar. Sermaye piyasalarının mesajına ses veren başka şirketlerin de bundan sonraki dönemde rekabette avantaj sağlamak için bölünüp küçülmesi ve bu trendin zaman içerisinde, aynı küresel rekabet koşullarında faaliyet gösteren gelişmekte olan piyasalara da sıçraması beklenebilir.