Ortadoğu'da terör ve ekonomi

Ortadoğu'daki terör sorununu ekonomik, sosyal ve kurumsal yapıyla ilgili faktörler besliyor.

Fransa ve ABD’deki terör olaylarından sonra, Ortadoğu’daki terör örgütlerinin faaliyetleri, bölgeyi olduğu kadar Batı ülkelerini de artık daha fazla ilgilendiriyor. Batı’nın geçmişte El Kaide’ye ve bugün DEAŞ’a karşı hareket planları sadece askeri müdahale çerçevesinde gerçekleşmişti. Bu müdahaleler bölgedeki sorunu ne yazık ki halledemedi. Tek bir örgütün yokolması, terörün beslendiği kaynakları ortadan kaldırmadığından başka örgütler doğdu. Ve Batı’nın sert müdahaleleri Ortadoğu’daki baskılanmayı artırarak teröre olan desteği zımni olarak artırıyor. Terörün artışı, mensuplarının eylemlerini dayandırdığını ileri sürdüğü İslam dinine de zarar veriyor: Batı, terör eylemleri sonucunda, sadece bu eylemleri planlayan ve destekleyen küçük bir kesime değil, İslam dünyasının tamamına karşı tavır almaya başlıyor. Ortadoğu’nun gidişatı, Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’nı destekliyor, ancak bu arada bölgede terörü besleyen asıl sorunlar gözden kaçıyor.

ORTADOĞU'DA GELİR DAĞILIMI VE İNSANİ GELİŞMİŞLİK

Ortadoğu’nun ekonomik, sosyal ve kurumsal koşulları, ülke toplumlarının içinde ve bu ülkeler ile dünyanın geri kalanı arasında eşitsizlikler ve uçurumlar içeriyor. ‘21. Yüzyılda Kapitalizm’ kitabının yazarı Piketty’nin bir çalışmasına göre, ülkelerde nüfusun en zengin yüzde 1’inin toplam ülke geliri içindeki payı Fransa ve İsveç’te yüzde 9, İngiltere’de yüzde 13 iken Ortadoğu’da yüzde 26 oluyor! Gelir dağılımındaki adaletsizliğin ötesinde, başta kaosun içinde olan Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu ülkelerinin çoğunda insani gelişmişlik düzeyi de oldukça geride kalıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP, insani gelişmişliği yaşam süresi, eğitim süresi ve gelir düzeyinin bir birleşimi olarak tanımlıyor. 2015 yılında yayımlanan son sıralamaya göre, 188 ülke arasında Suriye 134. ve Irak 121. sırada. Bu ülkelerde insanlar dünyanın geri kalan ülkelerinde yaşayanların çoğunluğuna göre daha az yaşıyor, daha az eğitim görüyor ve daha az kazanıyor. Sadece eğitim düzeyine baktığımızda bile koşulların kötülüğü belli oluyor: UNESCO’ya göre, Suriye’de lisans düzeyinde eğitim alanların toplam nüfusa oranı yüzde 6 iken bu oran, örneğin Türkiye’de yüzde 13 olarak gerçekleşiyor. Hiç bir düzeyde eğitim görmeyenlerin oranı Suriye’de yüzde 21 iken, bu oran Türkiye’de yüzde 6 olarak hesaplanıyor. Kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik sarmalı da dikkat çekici boyutta gelişiyor. UNDP’ye göre Suriye’de en az lise düzeyinde eğitim görenlerin toplam nüfusa oranı erkeklerde yüzde 40,5 iken kadınlarda bu oran sadece yüzde 29,5 seviyesinde kalıyor. İşgücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 76, kadınlar’da ise yüzde 14 olarak hesaplanıyor.

ORTADOĞU'DA KURUMSAL YAPI KALİTESİ

Ekonomik ve sosyal koşulların ötesinde, terörün kucağındaki ülkelerde kurumsal yapı kalitesi ve toplumun devletle olan ilişkilerinin gelişmişliği de gerilerde kalıyor. Dünya Bankası’nın yönetişim göstergeleri bu durumu net olarak ortaya çıkarıyor. ‘Yönetimde söz sahibi olma ve hesap verebilirlik’ kriterine göre 2014 itibariyle 215 ülke arasında Suriye en kötü yüzde 3, Irak ise en kötü yüzde 14 arasında sıkışıp kalıyor. ‘Hukukun üstünlüğü’ kriterine göre ise Suriye en kötü yüzde 7 ve Irak en kötü yüzde 6 arasında yer alıyor.

ASKERİ MÜDAHALELERİN ETKİSİ

Ortadoğu’da Batı’nın askeri müdahaleleri ancak kısmi, kısa soluklu ve geçici bir rahatlama getirdi. Ancak, Ortadoğu’nun ekonomik, sosyal ve kurumsal yapı bakımlarından ‘makus talihi’ hiç değişmedi. 2003’te ABD, Saddam Hüseyin’i devirerek Irak’a hesapta ‘demokrasi’ ve ‘barış’ getirdi! İnsani gelişmişlik endeksine bakıldığında, müdahale sonrasında da Irak’ın sürekli olarak gerilediği gözlemleniyor. Hukukun üstünlüğü kriteri incelendiğinde, Irak’ın 2014’teki durumun 2003’teki durumdan bile geride kaldığı görülüyor. Batı tipi askeri müdahalelerin Ortadoğu’nun sorunlarını çözeceğini sanmak, ağrı kesici ile kanseri tedavi etmeye inanmaya benziyor. Bölgenin ekonomik ve sosyal gelişmişliğini ve kurumsal yapı kalitesini artırmaya yönelik müdahaleler olmadan, kalıcı ve tüm nüfusu kapsayıcı demokratik bir hükümet ve insanları söz sahibi yapan, hesap verebilir ve hukukun üstünlüğünü ön planda tutan bir yönetim yapısına geçilmeden, Ortadoğu’da terör sorunu kökten çözülemez!