'Para' hep 'mutlu' eder mi?

Sosyal bağlamda kazanımlar sağlayan politika adımları, insanları parasal kazanımlar kadar mutlu edebiliyor!

Ekonomik sistemlerin ve faaliyetlerin nihai amacı, toplumlar ve bireylerinin kazanç ve aktivitelerinden elde ettikleri toplam faydaya denk düşen refahlarını yükseltmektir. Ancak ‘fayda’nın öznel ve ölçülmesi zor doğası nedeniyle, ekonomik karar vericiler daha kolay bir kriter olan ‘parasal’ ölçütlerin maksimizasyonunu dayanak alırlar. Yılsonu kârı, GSYİH ve ücret artışı bu ‘parasal’ kriterler arasındadır. Ancak parasal ölçütler ‘fayda’yı ‘tek başına’ tanımlayamazlar. Bireylerin sağlık durumları, yaşadıkları yerdeki güvenlik koşulları, çevre temizliği, psikolojik rahatlık ya da gerginlik gibi unsurlar, kişinin kazandığı gelirin ne düzeyde fayda sağlayacağında etkili olurlar ve bunun ötesinde de pozitif veya negatif fayda sağlarlar.
Kanadalı akademisyen John. F. Helliwell, yeni bir çalışmasında ‘sosyal bağlam’ın (social context) ‘refah’ (well-being) düzeyi üzerindeki etkisini inceliyor. Sosyalliğin son derece önemli olduğu insan için, parasal kazanç kadar, sosyal ihtiyaçların karşılanmasının da önceliği bulunuyor. Bir ekonomik ve sosyal sistemde, ‘çalışanlara’ yönelik politika adımlarının da sadece ‘maaş’ odağında değil, insanın sosyal gereksinimlerine de karşılık verebilecek türde olması gerekliliği savunuluyor. Helliwell’in de iştirak ettiği 2010 tarihli diğer bir çalışmada, anket sonuçlarına göre, -‘sosyal bağlama’ dahil olan- çalışanların yöneticilere olan ‘güveninde’ 10 puanlık bir skala üzerinden 1 puanlık artışın maaş düzeyinde üçte birlik artış ile aynı fayda sağladığı sonucu çıkartılıyor. Farklı çalışmalar da, aidiyet duygusu, mutluluk, yaşam tatmini gibi ‘öznel’ boyutları katarak, ‘sosyal bağlamın’ parçası olan ‘öznel refahı’ (subjective well-being) ölçmeye çalışıyor. Bu yöntem, parasal kazanç dışındaki diğer faktörlerin ‘telafi edici’ parasal denkliklerinin hesaplanmasına imkân tanıyor. Yani bireyler için ‘para’ tek ‘fayda unsuru’ değil!
Makro karar vericiler açısından ‘sosyal bağlamın’ önemi iki şekilde görülebilir: Birinci aşamada ‘sosyal bağlamı’ kuvvetlendiren ve insanların ‘öznel refahlarını’ yükselten adımların gelir artışıyla kıyaslanabilir etkisi bulunuyor. Bu yüzden bütünlükçü bir yaklaşım, bu boyutların da dikkate alınmasını gerektiriyor. İkinci aşamada, ‘sosyal bağlamı’ kuvvetlendiren adımlar, bireylerin mutluluğunu, dolayısıyla motivasyonunu, aynı zamanda ‘sosyal birlikteliği’ ve ‘kolektif iş yapma ve başarma’ iradesini yükseltiyor. Sonuçta bireylerin ve toplumun verimliliği artıyor – yani sonuçta parasal olmayan faktörlerdeki iyileşme, dolaylı olarak parasal ölçütlere de pozitif dönüş sağlıyor. Helliwell’in çalışması, küresel mali kriz sonrasında Güney Kore’nin ‘sosyal bağlam’ın kuvvetlenmesini gözeten makroekonomi politikalarının başarısından da bahsediyor. Bu program sayesinde, ekonomik aktörlerin birbirlerini, ‘küçülen bir pastadan’ dilim koparmak için yarışan rakipler değil, tüm toplumun fayda sağlayacağı bir amaca ulaşmakta ‘çözüm ortağı’ olarak görmeleri sağlanmış. İşsizliği azaltmak, daha ‘yeşil’ bir Kore’ye ulaşmak ve böylelikle insanları daha iyi ‘yaşamlara’ kavuşturmak amacındaki program, olumlu ekonomik sonuçlar vermiş. Sözün özü, ekonomik sistemler, sadece ‘doğrudan’ parasal getiriyi değil, insanların ‘parasal’ olmayan ‘sosyal’ ihtiyaçlarını da göz önüne alarak çözümler ürettiğinde, gerçek ‘refah’ artışının sağlanması amacına hizmet edebiliyor.