Potansiyel büyümenin seyri

Gelişmiş ve gelişen ülkelerde toplam faktör verimliliği artışı geriliyor ve demografik sebeplerle potansiyel büyüme hızı, küresel kriz öncesindeki döneme göre yavaşlıyor.

‘Ölçülen’ GSYİH değerleri, bir ülkenin ekonomik büyüklüğünün istatistiki kesinlikteki boyutunu vermekle birlikte, bir ölçüt olarak ekonomi politikalarının oluşturulmasında yeterli olamıyor. GSYİH, uzun vadede beşeri ve fiziki sermaye gibi üretim faktörlerinin miktarı ve toplam faktör verimliliğinden (total factor productivity, TFP) etkilenirken, istikrar koşullarına bağlı olarak kısa vadede de dalgalanabiliyor. ‘Potansiyel üretim’ kavramı, deflasyon veya enflasyona sebep olmadan, diğer bir ifade ile ‘ekonomik istikrarı’ bozmadan elde edilebilecek üretim seviyesini gösteriyor. Gerçekleşen üretimin potansiyel üretimden sapması ve ikisi arasında bir ‘üretim boşluğu/açığı’ (output gap) oluşması, ekonomik politika yapıcılarına ekonomik istikrara yönelik önlemler alınması ile ilgili sinyaller veriyor. IMF’in her sene iki kez yayımladığı, ‘Dünya Ekonomik Görünümü’ (World Economic Outlook) raporunun bu hafta içerisinde tanıtılan yeni basımı, gelişen ve gelişmiş ekonomilerde küresel kriz öncesi ve sonrası dönemlerde potansiyel üretim artışının seyrini tartışmaya açıyor. IMF, potansiyel üretim değerlerini, ‘Phillips Eğrisi’ ile tanımlanan enflasyon - işsizlik ilişkisinden ve enflasyonu artırmayacak düzeydeki bir işsizlik oranı (nonaccelerating inflation rate of unemployment, NAIRU) tahmininden yola çıkarak hesaplıyor. IMF’nin analizinin en temel sonuçlarına göre, kriz öncesi dönemdeki potansiyel üretim büyüme artışı gelişmiş ülkelerde yavaşlamaya başlamış. Kriz sonrasında ise, hem gelişmiş hem de gelişen ülkelerde potansiyel büyüme oranları kriz öncesine göre yavaşlamış. IMF’nin hesaplamalarına göre gelişmiş ekonomilerde, potansiyel büyüme hızı 2001-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 2,25 iken, 2008-2014 döneminde yüzde 1,3 olarak gerçekleşmiş. 2015-2020 tahmini ise yüzde 1,6. Gelişen ekonomilerde 2001-2007 döneminde yüzde 7,4 ve 2008-2014 döneminde yüzde 6,5 olarak gerçekleşen potansiyel büyüme hızının, 2015-2020 döneminde yüzde 5,2’ye düşmesi bekleniyor. IMF, çalışmanın devamında potansiyel büyüme hızı seyrini etkileyen beşeri sermaye, fiziki sermaye artışı ve TFP gibi faktörleri irdeliyor.

Yavaşlayan potansiyel büyüme

IMF’ye göre, gelişmiş ve gelişen ülkelerde potansiyel büyüme hızının yavaşlamasının sebepleri farklılaşıyor. Gelişmiş ülkelerde, 2001-2007 döneminde tespit edilen potansiyel büyüme hızındaki düşüş ile TFP artışındaki yavaşlamanın ilişkili olduğu belirtiliyor. Gelişmiş ülkelerde teknolojik bilgi seviyesinin ‘teknoloji sınırına’ yakın olması, yeni teknolojik gelişmelerle TFP artışını zorlaştırıyor. Örneğin, ABD’de büyüme hızının en çok yavaşladığı sektörler bilgi ve iletişim teknolojilerini en yoğun kullanan sektörler olarak tespit edilmiş. Gelişmiş ülkelerde ayrıca kaynakların bilişim gibi yüksek verimliliğe sahip sektörlerden inşaat gibi verimliliğin düşük olduğu sektörlere kayması da TFP’nin yavaşlamasında etkili olmuş. Zaten yaşlı ve büyüme hızı yavaşlamış nüfuslara sahip olan bu ülkelerde, demografik faktörlerin yavaşlama üzerindeki etkileri ise sınırlı bulunmuş. Yine 2001-2007 dönemi için yapılan analizde, gelişmiş ekonomilerin aksine teknoloji sınırının henüz altında olan gelişen ekonomilerde, TFP artışı devam ediyor. Gelişen ülkelerde TFP artışının arkasında, bu ülkelerin küresel değer zincirleri içerisinde daha faal olmalarından dolayı teknoloji ve bilgi transferinin hızlanması, kaynakların daha yüksek verimliliğe sahip sektörlere kaydırılması, ihracatta ürün çeşitliliğin geliştirilerek ürün kalitesinin yükseltilebileceği sektörlere ağırlık verilmesi ve gerçekleştirilen yapısal reformlarla kurumsal yapıda sağlanan gelişmelerin etkili olduğu vurgulanıyor. Gelişen ülkelerde; kriz öncesindeki dönemde finans piyasalarından rahat fon sağlama imkânlarının varlığı nedeniyle yatırımların hızlanması, fiziki sermaye artışını da hızlandırmış. Ancak demografik faktörler gelişen ekonomilerde potansiyel büyüme hızının önündeki en belirgin engel olarak duruyor. Gelir artışına bağlı olarak doğurganlığın azalması nüfus artış hızını düşürürken, yaşam beklentisinin uzaması da toplam nüfus içerisinde çalışma yaşındaki nüfusun oransal olarak gerilemesine yol açıyor. Küresel kriz döneminde, fiziki yatırımların ve AR-GE harcamalarının azalması ve yüksek işsizlik oranları nedeniyle potansiyel büyüme hızı da önemli ölçüde azalmış. Kriz sonrasındaki dönemde, gelişmiş ekonomilerde potansiyel büyüme hızı yatırımların azalmasına bağlı olarak yavaşlıyor. Gelişen ülkelerde potansiyel büyümenin yavaşlamanın temel sebebi olarak, bu ülkelerin önceki dönemlerde sağladıkları hızlı teknolojik gelişme nedeniyle, teknoloji sınırına yaklaşmış olmaları ve bu nedenle TFP’deki artış imkânlarının azalması gösteriliyor. Gelişen ülkelerde önümüzdeki dönemde de TFP artış hızının kriz öncesindeki dönemin altında kalması bekleniyor. Teknoloji sınırına daha fazla yaklaşan Çin gibi ülkelerde TFP hızındaki yavaşlamanın etkisinin daha belirgin olacağı tahmin ediliyor.

Türkiye ve teknoloji sınırı

Cornell, INSEAD ve WIPO tarafından hazırlanan ve bilgi sermayesinde gelinen düzeyi gösteren ‘Küresel Yenilik Endeksi’ çalışmasına göre 143 ülke arasında Çin 29. Türkiye ise 54. sırada bulunuyor. Türkiye’nin ‘teknoloji sınırına’ Çin’den daha uzak olması sebebiyle, henüz TFP artışını sürdürecek bir hareket alanı bulunuyor. Küresel ekonomide büyüme hızlarının yavaşladığı bir dönemde Türkiye, uzun vadeli ekonomik hedeflerine ulaşabilmek için bilgi ve beşeri sermayesine yaptığı yatırımları artırmalı ve ağırlıklı olarak TFP artışıyla büyüme hızını mevcut düzeyinin üstüne çıkarmalı.