Rüşvetin getirisi!

Rüşvete kurumsal yapısı zayıf ve gelir adaletsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde daha fazla rastlanması sürpriz olarak görülmemeli.

Rüşvet ve yolsuzluk, her ne kadar rekabet kurallarına ve adalete zarar verdiği düşünülse de dünya üzerinde iş yapma biçimlerinde ne yazık ki yadsınamaz bir yer kaplıyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International–TI) tarafından hazırlanan ‘Rüşvet Verenler Endeksi 2011’de (Bribe Payers Index 2011-BPI) de gözüktüğü üzere, 28 ülkeden şirketlerle yapılan ankette, şirketlerin ait olduğu hiçbir ülke tamamen temiz çıkmıyor ve az veya çok rüşvetle iş yapmaya çalışıyorlar. Hong Kong Baptist Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi’nden üç akademisyen tarafından hazırlanan bir çalışma ise ‘rüşvetin anatomisi’ni, kimler tarafından verildiğini ve ‘getirisinin’ ne olduğunu kapsamlı bir metodoloji ile tartışmaya açıyor. 

Rüşvetin anatomisi
Çalışma, dünya üzerindeki 20 adet hisse senetleri borsasında işlem görmüş ve görmekte olan 107 şirketten yola çıkıyor. Bu şirketlerin kamuoyuna yansımış 166 adet rüşvet vakasının konusu olan ihalelerin şirketlerin hisse senedi değerlerine olan etkilerini inceliyor. Veriler 1971-2007 yılları arasındaki uzun bir dönemi kapsıyor ve vakalar 52 farklı ülkede verilmiş olan rüşvetlerden oluşuyor. Çalışma rüşvet veren şirketlerin ve rüşvetlerin verildiği ülkelerin detaylarına da iniyor. Literatürde rüşvet ile ilgili olarak yer alan bazı ‘ilginç’ akademik görüşler, rüşvetin bürokrasinin getirdiği engelleri aşarak bürokrasinin ‘tekerleklerini yağladığını’ ve böylelikle rekabet ve verimlilik üzerinde olumlu etkileri olduğunu savunuyor! Anılan çalışmaya bakıldığında ise bu durumla çelişen bulgular yer alıyor. Öncelikle, daha düşük işletme performansına sahip şirketlerin daha büyük miktarlı rüşvetler ödediği tespit ediliyor. Toplamda ‘rüşvetin karanlık getirisi’ ise oldukça yüksek: Verilen 1 dolar rüşvete karşılık 10-11 dolar civarında bir ‘karanlık getiri’ sağlanıyor. Ancak daha yüksek rüşvet verdikleri bilinen ‘verimsiz’ şirketlerin rüşvetten elde ettikleri ‘karanlık getiri’, verimli şirketlere göre düşük seviyede kalıyor! Yani daha arkadan koşan atletlerin daha fazla doping yapıp buna rağmen hâlâ geride kalmaları –yani bir tür verimsizlik sarmalı– gibi bir durum söz konusu. Rüşvet alan ülkelere ilişkin verilere bakıldığında ise kişi başına milli gelirin düşük, gümrük vergilerinin ise daha ağır olduğu ülkelerde rüşvetin de arttığı gözlemleniyor. ‘Rüşvetin karanlık getirisi’ üzerinden gidildiğinde de politik hakların baskılandığı, gelir adaletsizliğinin yüksek ve gelirin yetersiz olduğu ülkelerde ‘rüşvetin karanlık getirisi’ de yükseliyor! Yani bu ülkelerde rüşvet maalesef ‘oyunun kuralı’ haline geliyor. 

‘Rüşvet ligi’
Şirketlerin çoğunun ‘doping’le öne çıkmaya çalıştığı bir ortamda, ekonominin dinamikleri gelişime uygun bir ortam bulamıyor ve bu tür ülkeler verimsizlik, fakirlik ve eşitsizlik sarmalına saplanıyorlar. Yukarıdaki çoğunluğu ‘mikro’ olan bulgulardan TI’nin ‘makro’ sıralamalarına gidersek: BPI’ye göre en az rüşvete bulaşmış yerlerin Hollanda, Belçika, Japonya gibi gelişmiş ülkeler, rüşvet batağındaki yerlerin ise Meksika, Çin ve Rusya gibi ‘kurumları oturmamış’ gelişmekte olan ülkeler olduğu göze çarpıyor. Üzülerek ifade edelim ki Türkiye bu sıralamada henüz ‘rüşvetçi’ ülkelere daha yakın duruyor. Ancak 2006’dan bu yana 27. sıradan 19. sıraya yükselmiş –yani yolsuzluğun göreceli olarak azalmış- olması, yolsuzlukla mücadelede olumlu gelişmeler olduğu yönünde yorumlanabilir. Şirketlerin ‘kötü yola’ düşmeden de verimli şekilde çalışabildikleri ve rüşvetin tespiti durumunda katlanılacak maliyetin ‘rüşvetin karanlık getirisinden’ fazla olduğu bir sistemde şirketler kendi güçleriyle ‘ipi göğüslemeyi’ tercih etmeye başlayacaklardır.