Servetin küresel dağılımı

Allianz'ın 'Küresel Servet Raporu' ülkeler arasında net mali servetteki uçuruma dikkat çekiyor.

Ekonomik tartışmalarda, daha çok gelir üzerine odaklanılır. Ancak gelirin ne şekilde kullanıldığı da dikkate alınmalıdır. ‘Harcanabilir gelir’, bireyler tarafından ya tüketime yönlendirilir ya da tasarruf edilir. Tasarruf özellikle gelirin azaldığı hayatın ileri safhalarında belli bir yaşam standardını devam ettirmek için kritik hale gelir. Cari tasarrufların birikip getiri sağlayan varlıklarda değerlendirilmesiyle şahsi ‘servet’ oluşur. Dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden Allianz tarafından hazırlanan 2012 yılı ‘Küresel Servet Raporu’ (Global Wealth Report), ülkeler, bölgeler ve mali varlık türleri itibariyle toplam ve kişi başına mali servetin dağılımını vererek ülkelerarası servet ‘uçurumunu’ ve mali krizin servetin gelişimi üzerindeki etkileşimini gösteriyor.

Allianz çalışması, başlıca üç mali varlık türünü kapsıyor: Mevduat, menkul kıymetler ve sigorta poliçeleri (hayat ve özel emeklilik). Anılan mali varlıkların toplamından oluşan ‘brüt servet’in ötesinde, hanehalkı borçlarının düşülmesiyle ulaşılan ‘net servet’ rakamları da raporlanıyor. Ülkeler, ‘net servet’ büyüklüklerine göre ‘yüksek’, ‘orta’ ve ‘düşük’ servet gruplarında değerlendiriliyor. Rapora göre 2011 yılında küresel brüt mali varlıkların toplamı 103,3 trilyon euro, net servet ise 71,5 trilyon euro olarak gerçekleşmiş. Kişi başına net servet, yüksek servet grubunda 70.590 euro, orta servet grubunda 10.240 euro, düşük servet grubunda ise 2.040 euro olarak hesaplanmış. Üst ve alt servet gruplarının kişi başına düşen servetleri arasındaki 35 kat fark, dünyada gelir adaletsizliğine eşlik eden ‘servet’ adaletsizliğine işaret ediyor. Ancak bu fark 2000’lerin başında 141 kat idi. Yani kısmen de olsa düşük servet grubundaki ülkeler yüksek servet grubuna yaklaşmış durumdalar. Bu durum, mali servetin, varlık türleri itibariyle dağılımıyla açıklanabilir. Yüksek servet grubunda, brüt servetin yüzde 37’si menkul kıymetlerde ‘saklanırken’ sadece yüzde 28’i banka mevduatlarında tutuluyor. Düşük servet grubunda ise mevduatın oranı yüzde 63 iken servetin sadece yüzde 19’u menkul kıymetlerde bulunuyor. Özellikle 2007 sonrasında oluşan mali krizin, mali varlıklarda yol açtığı erime nedeniyle, yüksek servet grubu, servet açısından krizden daha fazla etkilenmiş. 2000-2011 döneminde gözlemlenen önemli bir başka trend ise küresel ölçekte yüksek risk grubundaki varlıklardan düşük risk grubundaki varlıklara geçiş olarak belirtiliyor. 2000 yılında küresel brüt mali varlıkların yüzde 41’i menkul kıymetler, yüzde 28’i mevduatta tutulurken 2011 yılında bu paylar sırasıyla yüzde 35 ve yüzde 33 olmuş. Bu durumun neticesinde, mevcut tasarruf oranları ile birikimlerin düşük risk-düşük getirili varlıklarda değerlenmesi durumunda bireyler emekliliklerinde hayat standartlarını devam ettirecek düzeyde bir gelire sahip olamayabilecekler.

Türkiye, kişi başına GSYİH büyümesinde hızlı bir trend yakalamış olmakla birlikte, 2.998 euro kişi başına brüt servetle dünyada 44., 1.659 euro kişi başına net servetle ise 43. sırada. Türkiye, çalışmada birlikte ele alındığı Doğu Avrupa ülkelerinin 14.049 euroya kadar çıkan kişi başına net servetlerinin arasında da yetersiz bir düzeyde bulunuyor. Bu durum birkaç sebeple açıklanabilir. Birincisi, Türkiye’de tasarruf oranları, Dünya Bankası verilerine göre, yüzde 12 ile dünya ve Doğu Avrupa ortalaması olan yüzde 19’un epey altında bulunuyor. Diğer bir sebep olarak, hızlı büyüyen Türkiye nüfusunda ekonomik olarak aktif olmayan genç nüfusun toplama oranının, nüfus artış hızı neredeyse durma noktasına gelen Doğu Avrupa’ya göre daha yüksek olması gösterilebilir. Başka bir olası açıklama ise Türkiye’de tasarrufların önemli bir kısmının yöneldiği, gayrimenkul ve altın gibi varlıkların servet hesaplamasına katılmaması, ancak gayrimenkul finansmanı için alınan kredilerin borç hesabına dahil edilmesi olabilir. Sözün özü, ‘gelir liginde’ kaydettiğimiz ilerlemeyi ‘servet liginde’ de sağlamak için ekonomiye katılımın arttığı, tasarruf oranlarının yükseldiği ve tasarrufların yüksek getiri oranları ile değerlendiği uzun bir sürece tanık olmak gerekiyor. Bireyler ancak hayatlarını sonuna kadar devam ettirebilecek servete sahip olduklarında geleceğe umutla bakabilirler!