Sosyal hizmetlerin gelir etkisi

Devlet eliyle verilen sosyal hizmetlerin harcanabilir hanehalkı geliri ve gelir dağılımı üzerine önemli etkileri bulunuyor.

Sosyal refah devleti’ kavramı, vatandaşlarının ekonomik ve sosyal refahının korunması ve arttırılmasında aktif bir görev üstlenen devletler için kullanılan bir tabirdir. ‘Sosyal refah devleti’nin kökeni 19. yüzyıl Almanyası’nda işçi sınıfının desteğini kazanmak üzere Şansölye Otto von Bismarck’ın getirmiş olduğu sosyal güvenlik reformlarına kadar gitmektedir.
‘Sosyal refah devleti’nin sunduğu hizmetler arasında eğitim, sağlık, sosyal amaçlı konut edindirme, çocuk bakımı ve yaşlıların bakımı sayılabilir. Sosyal hizmetler, genelde ekonomik denklemlere ve istatistiklere tam olarak yansımasa da hanehalklarının harcanabilir gelirleri üzerinde önemli bir pozitif etki doğurmaktadır. Bu yılın başlarında OECD bünyesinde yayımlanan bir çalışma, farklı ülkelerde sosyal hizmetlerin gelir ve dağılımı üzerindeki sonuçlarını istatistiki olarak özetliyor. 

Farklı bir kavram: ‘Genişletilmiş’ gelir
Çalışmada, alışılagelmiş gelir tanımından farklı bir kavram üzerinden gidiliyor: ‘Genişletilmiş gelir’ (extended income). Bu hesaplamada ‘ayni’ yani nakdi olmayan transferlerin maddi değerleri de gelire katılıyor. ‘Ayni transfer’ teşkil eden bu sosyal hizmetlerin ekonomik karşılıklarına maliyetten değil de piyasa değerleri üzerinden gidilerek ulaşılıyor. 2000-2007 dönemi verileriyle OECD ülkeleri geneline bakıldığında, devletlerin bu ‘ayni’ katkıları/transferleri/yardımlarının ekonomik değerinin, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 13’üne kadar ulaştığı görülüyor. OECD ülkelerinin yıllık ortalama hanehalkı harcanabilir geliri bu yöntemle 22 bin dolardan 28 bin dolara kadar yükseliyor! Ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunuyor.
Örneğin ortalama yüzde 13 olan toplam ‘ayni transferlerin’ GSYİH içindeki oranı Türkiye, Şili, Güney Kore ve Meksika gibi gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10’un altında kalırken İzlanda, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi gelir düzeyi yüksek ülkelerde yüzde 15-20 arasına yükseliyor. Ortalama harcanabilir geliri arttırmasının ötesinde ‘ayni transferler’in önemli bir gelir dağılımı etkisi de gözlemleniyor. Ortalamada ‘ayni transferler’ Gini katsayısını beşte biri oranında azaltıyor – yani gelir adaletsizliğini düşürüyor. Daha büyük bir olumlu etki ise yoksulluk sınırında sağlanıyor.
OECD genelinde, ‘ayni transferler’ ortalama gelirin fakirlik sınırının ne kadar altında olduğunu gösteren ‘yoksulluk aralığı’nı yüzde 80 oranında azaltıyor. Bu durumda ‘ayni transferler’in özellikle en düşük gelirli kesim için daha büyük bir refah artışı sağladığı söylenebilir. 

Eksik ‘ayni transferler’
Ancak sosyal yardımların önemli bir yer tuttuğu Türkiye için ‘ayni transfer’/gayri safi yurtiçi hasılaya oranının OECD ülkeleri arasında en düşük düzeyde hesaplanmış olması, bu yardım ve hizmetlerin çalışmada tam olarak kapsanamamış olması ihtimalini akla getiriyor. Yerel yönetimler eliyle sunulan hizmetler, çalışmanın esas alındığı OECD veri tabanlarında kapsanmamış olacağı gibi, Türkiye’nin kültüründen ve geleneklerinden ötürü ‘sosyal yardımlar’ın ‘hissettirmeden’ yapılmaya çalışılması istatistiklerden kaçmasına neden olabiliyor.
Çalışmanın orijinalinde ‘ayni transferler’in Türkiye’deki gelir dağılımına etkisinden bahsedilmemekle birlikte, Türkiye’nin ‘kendine has’ dinamikleri nedeniyle bu durumun da istatistiklere yeterince yansımamış olması beklenebilir. Devlet eli dışında yapılan ve özellikle ramazan ayı ve dini bayramlarda yoğunlaşan ‘sosyal yardımlar’ın etkisinin gelir dağılımı üzerinde önemli bir olumlu etkisinin olacağı kesindir. Türkiye’de ‘ayni transferler’in toplam harcanabilir gelir ve gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin OECD’nin hesaplamalarından daha yüksek olması mümkündür.