Türkiye 2050'lerde nerede olacak?

Farklı kuruluşlarca yapılan uzun vadeli büyüme tahminleri Türkiye'nin en büyük ekonomiler sıralamasında yükseleceğini gösteriyor.

İnsanlar tarih boyunca geleceği tahmin etmeye çalışmışlardır. Önceleri yıldızların konumunu ve kahve telvesindeki şekilleri yorumlamışlardır. Ekonomi ve istatistik bilimlerinin gelişmesiyle, ekonomik olgular üzerine derlenen rakamları kullanarak geleceğe yönelik tahminlerde bulunmaya çalışmaya başlamışlardır. Çoğunlukla bu tahminler, ekonomik ve sosyal politikaları oluşturmak, geleceğe dönük yatırım kararlarını verebilmek, risk unsurlarını sayısal olarak tespit edebilmek için yapılmıştır. Bu çalışmaların bir kısmı uzun vadeye yöneliktir. İngiliz iktisatçı Keynes’in “Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız” sözü hatırlandığında, bir insan ömrü açısından ‘uzun’ vadenin ne olacağının çok da fark etmeyeceği kabul edilebilir. Ama toplumlar ve devamlılık arz eden diğer kurumlar açısından uzun vadeli öngörüler oluşturmanın önemi ortaya çıkar. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Başkanlığı DESA’nın 2004 yılında hazırladığı Dünya Nüfusu raporu 2300 yılına kadar olan dönemi içeriyordu! Ülkelerin ekonomik büyümesiyle ilgili de farklı kuruluşlar tarafından yapılmış çok sayıda tahmin bulunuyor.

IMF, Dünya Bankası, DESA ve çoğu yatırım kuruluşu tarafından yayımlanan büyüme tahminleri önümüzdeki iki ile altı seneye kadar uzanmaktadır. ABD’li araştırma kuruluşu The Conference Board’ın 55 ülke için yaptığı büyüme tahminleri ise 2025’e ulaşmaktadır. Danışmanlık kuruluşu PriceWaterhouseCoopers’ın 20 ülke, yatırım bankası Goldman Sachs’in 38 ülke ve mali kuruluş HSBC’nin 100 ülke için yaptığı büyüme tahminlerinin son tarihi ise 2050’dir. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) 40 ülke için yaptığı tahminler ise 2060 yılını kapsamaktadır! Bu çalışmalar her bir ülkeyle ilgili geleceğe dönük tahminler içermekle birlikte, daha önemli fonksiyonları, ‘büyük ekonomiler ligindeki’ olası değişimleri göstermeleridir. Günümüz dünyasında ekonomik gücün politik güce de yakın olduğu düşünülürse bu tahminler bir anlamda geleceğe dönük bir ‘güç dağılımı’ falıdır. Ülkeler bazında öngörüler farklılık gösterse de bu çalışmaların ortak özelliği, başta G7 (ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada) olmak üzere gelişmiş ekonomilerin büyüme hızının yavaşlamasıyla birlikte, ekonomik güç merdiveninde yerlerini başta birlikte BRIC olarak adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin olmak üzere çıkış yapan ülkelere bırakacaklarını göstermeleridir. Tüm çalışmalarda Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi haline geleceği ve bunu ise –sırası değişebilmekle birlikte– ABD ve Hindistan’ın takip edeceği öngörülmektedir. İlk 20 içerisinde, Endonezya, Meksika ve Türkiye’nin kademe atlayacağı, artık kimi kaynaklarca ‘gelişmiş’ kategorisine alınan Güney Kore’nin ise sıralamada yerinde sayacağı veya kısmen yükseliş göstereceği tahmin edilmektedir. Bu durumda Türkiye’nin ekonomik yarıştaki en yakın rakiplerinin Meksika ve Endonezya olacağı düşünülebilir. Farklı çalışmalar karşılaştırıldığında, G7 ülkelerinin uzun vadeli beklenen yıllık reel GSYİH büyüme oranları yüzde 0,6 ile yüzde 2,4, BRIC ülkeleri için beklenen büyüme oranları yüzde 1,8 ile yüzde 5,8 arasında yer almaktadır. Meksika için büyüme beklentileri yüzde 2,9 ile yüzde 3,5 arasında, Endonezya için ise yüzde 3,9 ile yüzde 4,3 arasında değişmektedir. Türkiye için çizilen büyüme beklentileri de yüzde 2,8 ile yüzde 4,3 arasında bulunmakta olup tahmin edilen bu büyüme oranları ile en büyük ekonomiler listesinde, mevcut durumdaki 17. sıradan 2050-2060 yıllarında 12. sıraya yükseleceği tahmin edilmektedir. 1980-2012 arasında Türkiye’nin yıllık ortalama yüzde 4,2 oranında büyüdüğü düşünüldüğünde, Hindistan, Endonezya ve Filipinler için öngörülen yüzde 5-7 arasındaki ortalama yıllık büyüme oranlarına yaklaşmak imkânsız değildir. Üzerinde çalıştığımız bir simülasyon çalışmasına göre, Türkiye sadece yıllık yüzde 5’lik bir ortalama büyüme ile 2041-2045 yılları arasında en büyük on ekonomi arasına girebilir. Bunun için uzun vadeli ekonomik büyümenin önünde engel teşkil edecek yapısal sorunların değerlendirilip çözümlenmesi ve uzun vadeli bir kaynak planlaması gereklidir.