Türkiye'de 'cinsiyet uçurumu'

En önemli yapısal ekonomik ve sosyal sorunlardan biri, kadınların ekonomik sistem içerisinde hak ettikleri konuma kavuşamaması.

Hızlı ekonomik büyüme gösteren bir ülkenin aşamadığı yapısal sorunlarının olmasını, kas gücü artan bir sporcunun tansiyon, kalp, şeker gibi kronik sağlık sorunları olmasına benzetebiliriz. Türkiye, özellikle 2001 krizinden bu yana sergilediği hızlı ekonomik büyüme performansıyla ‘yıldız ekonomiler’ arasına girdi. Ancak işsizlik, cari işlemler açığı, gelir dağılımı adaletsizliği gibi bazı yapısal sorunlarını henüz halledemedi. Türkiye, kadın-erkek arasındaki ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri belirten ‘cinsiyet uçurumu’ konusunda da henüz ‘sınıfı geçemedi’. Dünyanın en önemli düşünce kuruluşlarından olan Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Türkiye’nin ‘cinsiyet uçurumu’ konusundaki yetersiz performansını ve bunun aşılması için yapılabilecek önerileri dile getirdi. 

Türkiye ve eğitim verimliliği
‘Cinsiyet uçurumu’ konusunda en kapsamlı çalışmalardan biri olan, WEF’nin ‘2011 Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda derlediği ‘Cinsiyet Uçurumu Endeksi’nde Türkiye çalışmaya dahil edilen 135 ülke arasında 122. sırada yer alıyor (Yani Türkiye, cinsiyet eşitliğinde son sıralarda). 2006 yılında ise Türkiye 13 sıra daha yüksekteydi; yani WEF’ye göre geçen altı sene içerisinde Türkiye’de kadın-erkek arasındaki uçurum açıldı. WEF hazırladığı bir sunumda, Türkiye’nin dünyanın 16. büyük ekonomisi olmasına rağmen cinsiyet eşitliğindeki yetersiz performansını masaya yatırdı. WEF, cinsiyet uçurumunu dört ana eksende irdeliyor: Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği, eğitim, sağlık ve politikada etkinlik. Bu eksenler itibariyle bakıldığında, Türkiye ekonomik katılım ve fırsat eşitliği bakımından 132. (Yemen, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan evvel, sondan dördüncü); eğitim eşitliği bakımından 106., sağlık eşitliği bakımından 62. ve politikada etkinlik eşitliği bakımından 89. sırada yer alıyor. Bu resme bakıldığında en büyük uçurumun ekonomik katılım ve fırsat eşitliği konusunda yaşandığı tespit ediliyor. Endeksin alt detaylarına girildiğinde teşhis imkânı kolaylaşıyor. İşgücüne katılım oranlarına bakıldığında, Türkiye’de erkekler için söz konusu oran yüzde 74 iken, kadınlar için sadece yüzde 26’da kalıyor yani ekonomiye katılım açısından bakıldığında neredeyse bire üçlük bir fark bulunuyor. Ücret eşitliğinde ise Türkiye kadın/erkek ücret oranı bakımından yüzde 58 ile yine en alt sıralarda yer alıyor. Yönetici kadroda yer alan kadın/erkek sayısının oranı ise yüzde 11 ile yine endekse dahil edilen ülkelerin arasında en düşük düzeyde. Profesyonel ve teknik istihdam –yani kalifiye çalışanlar– içerisinde kadın-erkek oranı yüzde 54. Türkiye’de kadın-erkek okuryazarlık oranları arasındaki fark büyük ölçüde kapanmış olmakla birlikte, yukarıdaki rakamlara göre, ekonomik olarak aktif yaş grubundaki dört kadından sadece biri işgücüne katılıyor, aynı işlerde erkeklerin yaklaşık yarısını kazanıyor ve daha çok kalifiye olmayan işlerde çalıştırılıp daha az terfi ettiriliyor! 

Uçurumu kapatmak!
WEF, Türkiye’nin cinsiyet uçurumunu kapatmasını, 59. sırada yer aldığı ‘Küresel Rekabetçilik Endeksi’nde yükselmesi için en önemli gereksinimlerden biri olarak değerlendiriyor. Bu konuda atılabilecek adımları ise kadın istihdamı için vergi teşvikleri getirilmesi, babalar için doğum izni hakkı (‘paternity leave’) verilmesi (böylelikle anneler yenidoğanın yükünü paylaşarak kariyerlerinden daha az uzaklaşabilecekler), üst düzey pozisyonlarda kadınların daha fazla görevlendirilmelerine (‘CEO leadership’) ve yönetim kurullarında daha fazla bulunmalarına (‘boardroom parity’, ‘yönetim kurulu eşitliği’) öncülük edilmesi, tedarik zincirlerine kadın girişimcilerin daha fazla dahil edilmesi (‘inclusive supply chains’, ‘kapsayıcı tedarik zincirleri’) ve yönlendirme programlarının (‘mentorship programs’) hayata geçirilmesi olarak sıralıyor. Her durumda, Türkiye’nin, ekonomik gelişimini tamamlaması ve sosyal adaleti sağlaması için kadın-erkek uçurumunu azaltıcı uzun vadeli önlemleri alması gerekiyor.