'Üretim sofistikasyonu' ve büyüme

Sofistike olarak tanımlanan ürün ve hizmet gruplarındaki ihracata ağırlık vermek, ekonomide hızlı büyüme oranları yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ekonomik performans sonuçları açısından tüm ürünler aynı değildir. Bazı ürünlerde uzmanlaşmak, diğerlerinde uzmanlaşmaya göre daha fazla büyümeye yol açar.” Bu sözler, ekonomistler R. Hausmann, J. Hwang ve D. Rodrik tarafından 2007’de yayımlanan bir çalışmanın mihenk noktası olarak belirtilmişti. Geçen günlerde IMF nezdinde yayımlanan ve R. Anand, S. Mishra ve N. Spatafora tarafından yazılan ‘Yapısal Dönüşüm ve Üretimin Sofistikasyonu’ başlıklı çalışmada da aynı yoldan ilerleyerek ne üretip satıldığının ekonominin genel büyüme hızı üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde analiz ediliyor. 

İhracat sofistikasyonu
Yazarların belirtmiş olduğu ‘ihracat sofistikasyonu’ konusuna girmeden önce öncelikle ‘sofistikasyon’ kavramının ne olduğunu anlamak gerekiyor. ‘Sofistike’ sıfatını ‘karmaşık’, ‘gelişmiş’, ‘kaliteli’, ‘üstün’ kelimelerinin bir bileşkesi ile açıklamak mümkün. Daha somut hale getirirsek, sofistike olan ile olmayan ihracat arasındaki fark, uç örneklerde, ‘yazılım’ ve ‘buğday’ ihracatları ile gösterilebilir. Bahsedilen makalede öncelikle ‘ihracat sofistikasyonu’ için bir ölçüt oluşturulmuş: Farklı ürün ve hizmet gruplarının hangi refah seviyesindeki ülkeler tarafından ihraç edildiği ve prodüktiviteleri (yani üretim çıktılarının girdilerine oranı) belirlenmiş. Kişi başına geliri yüksek ülkeler tarafından daha çok üretilen ve belirli bir girdiye (insan kaynağı, hammadde vs.) oranla daha yüksek değerli çıktı alınabilen ürün ve hizmetler yüksek ‘sofistikasyona’ sahip olarak işaretleniyor. İhraç edilen hizmet gruplarına bakıldığında, örneğin finansal hizmetlerin sofistikasyon endeksinin inşaat hizmetlerinin endeksine göre 2.5 kat yüksek olduğu görülüyor. Ülkelerin gelişmişlik ve gelir düzeyleri arttıkça ihraç etmiş oldukları ürün ve hizmetlerin sofistikasyon düzeyleri de ‘sınıf atlıyor’. Az gelirli ülkeler daha çok hammadde ve kaynak ihracatı yaparken yüksek gelirli ülkeler teknolojik ürün ihracatına yöneliyor. Ancak tersten de bakılabilirse, bir ülkenin ne üretip satmaya çalıştığı büyüme ve gelir seviyesinin de belirleyicisi olabiliyor.
En hızlı büyüme sağlayan Çin, Hindistan ve diğer Asya kaplanlarında, zaman içerisinde ‘ihracat sofistikasyonunun’ yükseldiği; ekonomik anlamda yerinde sayan Sahara-altı Afrika’nın ise sofistikasyonda hiçbir ilerleme kaydedemediği tespit ediliyor. İstatistiki sonuçlara göre, ürün ve hizmet sofistikasyonunda elde edilen yüzde 1’lik bir artışın yıllık kişi başına gelir büyüme oranlarında yüzde 0.6 (üründe) ve yüzde 0.4 (hizmette) seviyesinde kalıcı bir artışa yol açtığı hesaplanıyor. Sofistikasyonu yüksek ürünlerde uzmanlaşmanın getirdiği bilgi birikimi ve değer zinciri, ekonomik üretimin diğer alanlarına da olumlu katkıda bulunuyor.
Çalışmada, ihracat sofistikasyonunun düzeyini belirleyen faktörler arasında insan kaynağının kalitesi, makroekonomi politikalarının etkinliği ve bilgi akışının yaygınlığının sofistikasyonu arttırdığı sonucuna varılmış. Özetle, bir ülke eğitim sistemi üzerinden insan kaynağının kalitesini arttırdıkça ve bilgi akışının yaygınlaşmasına önayak oldukça, makroekonomik istikrar ortamında daha sofistike ürün ve hizmet üretimine ve ihracatına yönelebiliyor. Bu sofistikasyon düzeyi ise ekonominin genelinde gelirin daha hızlı artmasına neden oluyor. Aradaki ilişkiyi, daha ‘düzgün’ bir işe giren bir kişinin, giyimine, sağlığına, genel yaşantısına daha fazla dikkat ettiği ve ortamından etkilenerek kendini sosyal bilgi ve beceri anlamında daha fazla geliştirdiği bir durumla da benzeştirebiliriz. Bahsedilen çalışmada, ülkelerin genel sofistikasyon düzeylerinin karşılaştırmasında, Kuzey Avrupa ülkeleri skalanın üst tarafında yer alırken Afrika ülkelerinin çoğu skalanın düşük tarafına sıralanıyor. Türkiye ise ortalarda. TÜİK’e göre Türkiye’nin ihracatını teşkil eden en önemli kalemler arasında, sofistike ürünlerin de payı olmakla birlikte, demir-çelik, giyim, plastik ve mamulleri, meyve ve madenlerin payı yüzde 40’a yaklaşıyor. Önemli bir büyüme performansı yakalamış olmakla birlikte, Türkiye’nin kişi başına gelirde gelişmiş ülke seviyelerini yakalaması için önce insan kaynağı ve bilgiye yatırım yapması, sonra da sofistike ürün ve hizmetlerde yoğunlaşması gerekiyor.