Vergiden 'haksız kaçınma'

Mevcut vergi kurallarının daha etkin uygulanması yönündeki uygulamalar küresel krizle beraber yaygınlaşıyor.

2007’de başlayan küresel kriz sonrasındaki dönemde, ülkelerin ekonomi ve maliye yönetimleri önemli bir ikilem arasında kaldılar. Söz konusu ülkeler, ekonomik krizin derinleşmesini önlemek için kamu harcamalarını arttırmak ancak bunun sonucu olarak bütçe dengesi ve borç yükünün kötüleşmesi ile yüzleştiler. Uluslararası sermaye üzerindeki rekabet ve kayıtdışı ekonomi riski, vergi oranlarının hızla yükseltilmesini de akılcı bir çözüm olmaktan çıkardı. Uluslararası danışmanlık kuruluşu Ernst&Young tarafından hazırlanan ‘Küresel Vergi Politikalarına 2013 Yılı Bakışı’ raporu, 60 ülkedeki vergi politikalarının gidişatını ve 2013 yılı beklentilerini derliyor.

Bu rapora göre, kurumlar vergisi oranları açısından bakıldığında, 2013 yılı itibariyle incelenen ülkelerin 13’ünde vergi yükünün artması, 18’inde ise vergi yükünün azaltılması beklentisi bulunuyor. Gelir vergisi oranlarına bakıldığında ise 16 ülkede verginin yükünün artacağı, 15 ülkede ise azalacağı bekleniyor. Yani beyana tabi vergi oranlarında ‘bariz’ bir artış trendi olduğunu söylemek zor. Ancak, vergi otoriteleri, mevcut vergi düzenlemelerini daha iyi uygulayarak vergi ‘kaçaklarını’ en aza indirgeyerek vergi gelirlerini arttırmayı hedefliyorlar. Örnek olarak beyana tabi vergilerdeki vergi avantajları ve istisnaların ‘haksız’ kullanımını engellemeye yönelik oluşturulan ‘Genel Vergiden Kaçınma Karşıtı Kurallar’ın (General Anti-Avoidance Rules-GAAR) hayata geçirilmesi gösterilebilir.

GAAR’ı tanımlamadan önce, bir kavram karışıklığının önüne geçmek gerekiyor: Kurum ve şahısların vergi yükünü azaltmak için başvurduğu başlıca iki yöntem bulunuyor: Vergi ‘kaçırma’ (tax evasion) ve vergiden ‘kaçınma’ (tax avoidance). Vergi ‘kaçırmada’, yasanın dışına çıkılırken –geliri beyan etmemek gibi- vergiden ‘kaçınma’ mevzuatın çizdiği ‘sınırları zorlayarak’ gerçekleşen ‘suiistimale’ yakın uygulamalar olarak tanımlanıyor. Örneğin şahsi bir harcamayı şirket harcaması olarak göstermek veya ‘transfer fiyatlaması’ ile kârlı şirketten zarardaki şirkete kazanç aktarıp toplam vergi yükünü azaltmak gibi!

Ernst&Young, geçen aylarda yayımladığı ‘Genel Vergiden Kaçınma Karşıtı Kuralların Yükselişi’ raporunda, GAAR’ları ‘Bir ülkenin vergi mevzuatında, vergiden kaçınma yönündeki faaliyetleri azaltmak için başvurulan genel kurallar bütünü’ olarak özetliyor. Bu kuralların yaklaşımı daha çok, kullanılmak istenen bir vergi avantajı veya istisnasının, ilgili işlemin ticari nitelikte olmadığı veya ilgili mevzuatın amacına uymadığı gerekçesiyle reddedilmesi şeklinde işliyor. GAAR kuralları özellikle 1980’lerden sonra yaygınlık kazanmaya başladı. GAAR çerçevesine giren düzenlemeleri olan ülkeler arasında Çin, Brezilya, Almanya, Fransa, Hollanda, Singapur, Kanada ve Güney Kore bulunuyor. Ancak diğer ülkelerde de kimi mevzuat hükümlerinin ‘vergi avantajlarındaki suiistimali azaltma’ ruhu nedeniyle -örneğin ABD- GAAR benzeri uygulamalar bulunduğu kabul ediliyor ve son yıllarda bu yöndeki uygulamalar artıyor.

GAAR’ların etkin bir şekilde yürürlüğe konmasıyla vergi gelirlerine anlamlı bir katkı yapabileceği görülüyor ancak bu konudaki istatistiklerin yetersizliği nedeniyle tam etkisinin tespiti şimdilik zor. Çin’in 2011’de yayımladığı rapor, GAAR çerçevesinde açılan 250’ye yakın davanın sonucu olarak 4 milyar dolar civarında bir tahsilat yapıldığını gösteriyor. Sözün özü, ülkelerin ekonomik büyümeye olan destek için harcamalarını önemli ölçüde kısamadığı ve vergi oranlarını sınırsızca arttıramadığı bir dönemde, mevcut vergilerinin peşine düştüğü ve özellikle vergi avantajlarının ‘haksız kullanımını’ önlemeye çalışmaya artan bir önem verdiği gözlemleniyor.