'Vosvosun' oyunları

Volkswagen'ın küresel otomotiv pazarındaki liderlik hırsı, şirketi gerçek gaz salınım değerlerini saklayan yazılım hilelerini devreye sokmaya kadar götürdü.

Duyulduğunda ağızları açık bırakan ve film senaryosu olabilecek ‘zekilikte’ bir sahtekarlık hikayesi dünyayı sallıyor. Dünyanın en büyük otomotiv üreticilerinden Volkswagen’ın, ürettiği otomobillerin zararlı gaz salınımıyla ilgili olarak büyük ölçekli bir 'kandırma' süreci içinde olduğu ortaya çıkarıldı. Otomobillerde doğaya zararlı olan nitrojen oksit salınımının belli limitlerin altında gerçekleşmesi için devreye giren bir filtre bulunuyor. Ancak bu filtrenin devreye girmesi otomobilin verimliliğini ve ürettiği gücü düşürürken yakıt sarfiyatını da artırıyor. Volkswagen'n sözde 'dehaları', yasal nitrojen oksit salınımı limitlerine takılmadan güç artışı ve yakıt sarfiyatını sağlayacak bir çözüm buluyorlar! Nitrojen oksit salınımı testlerde tespit ediliyor ve bu testlerde otomobiller sabit hızda gitmelerini sağlayacak merdaneler üzerine yerleştiriliyor. Artık biliyoruz ki, geçmiş zamanın otomobillerinde mekanik yollarla gerçekleştirilen birçok işlem artık otomobilin ‘beyni’ olarak adlandırılan bilgisayarın, otomobilin çeşitli yerlerinde bulunan sensörlerden aldığı sinyalleri yorumlayarak çeşitli bileşenlere gerekli sinyalleri göndermesiyle yapılıyor. Volkswagen’ın yazılım ekibi de beyne yükledikleri bir program ile, otomobilin belli bir süre sabit hızlarda gidiyor olmasını ‘salınım testinde’ olduğu şeklinde 'yorumlatarak' nitrojen oksit filtresini bu beyin vasıtasıyla devreye sokuyor. Böylelikle salınım seviyeleri, 'kağıt üzerinde' daha doğrusu bilgisayar ekranında yasal limitin altına inmiş oluyor. Normal yol koşullarında ise beyin ‘test’te olmadığını anlayarak filtreyi devre dışı bırakıyor. Otomobil daha fazla güç üretiyor ve daha az yakıt sarfediyor. Ancak nitrojen oksit seviyesi testteki sayının 40 katına çıkıyor! 2009’dan bu yana dile kolay, 11 milyon otomobil bu şekilde piyasaya çıkmış ve salınım testlerinde hiçbir sorun olmadan kandırma gerçekleşmiş. Ancak 2014 yılında bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir ABD kuruluşu olan Uluslararası Temiz Ulaşım Komisyonu’nun (International Council on Clean Tranportation, ICCT) Avrupa’da yol şartlarında – yani sabit hızda olmadan - yapmış olduğu testlerde, yapay zekanın sınırlarına ulaşılmış ve beyin ‘testte’ olduğunu anlamadığından yüksek düzeydeki nitrojen oksit salınımı kayıtlara geçmiş. 2015 Eylül ayında, ABD’nin Çevre Koruma Ajansı EPA, ICCT’nin bulgularını teyit ederek Volkswagen skandalını dünyaya duyurdu.

KÜRESEL ŞİRKETLER REKABETİ

Otomobillerin verimliliğini düşürmeden salınım düzeyini limitlerin altında tutan sistemler de bulunabiliyor. Örneğin Mercedes otomobillerinde kullanılan BlueTec sistemi 2007 yılına kadar Volkswagen tarafından da kullanıldı. Ancak Volkswagen bu sistemin Mercedes markası ile özdeşleşmiş olması nedeniyle sistemi kullanmaktan vazgeçti ve kendi sistemine! ağırlık verdi. Tabi bu kararın arkasında BlueTec sisteminin çok daha maliyetli olması da sayılabilir. Aslında Volkswagen’ın, ortaya çıkması durumunda ‘intihar’ olarak nitelendirilebilecek böyle bir riske girmesinin ardında yatan neden tamamen ‘duygusal’!. Otomotiv sektöründe yoğun bir rekabet söz konusu. Bir otomobilin üretim maliyetinin artık çok daha büyük bir kısmını yeni teknoloji ürünleri oluşturuyor ve bu alanda rekabet edebilmek için yüksek tutarlı Ar-Ge bütçeleri ayrılıyor. Ölçek ekonomisine ulaşamayan şirketler sabit maliyetlerini karşılayamayarak geri planda kalıyor. Ölçeğin bu denli önemli olduğu bir sektörde üreticiler de üretim sayılarında en üst sıralara yerleşebilmek için amansız bir yarışa giriyorlar. Volkswagen, 2015 yılının ilk yarısında küresel ölçekte 5,04 milyon adet otomobil satışı ile az bir farkla da olsa lider Toyota’yı geride bıraktı. Geçtiğimiz dönemlerde küresel ölçekteki şirketlerin ekonomi içerisindeki artan önemlerine değindiğim yazılarım olmuştu. Küresel ölçekteki şirketler, genel merkezlerinin bulunduğu ülkelerde ekonomik büyümenin önemli iticilerinden biri oluyorlar. Ancak bu şirketlerin aşırı büyüme ve rekabette öne geçme hırsları bazen riskli ve yanlış işlere girmelerine de ne oluyor. Kurumsal ölçekteki yanlış işler ise sonsuza kadar saklı kalmıyor ve geçmişteki Enron ve Worldcom skandallarında olduğu gibi ifşa oluyor. Beni şahsen bu olayla ilgili olarak en çok şaşırtan konu ise, 11 milyon otomobilin, hilesinin anlaşılmadan bu güne kadar testlerden rahatlıkla geçebilmiş olması ve bu hilenin bu kadar geç ortaya çıkması.

VOLKSWAGEN VE ALMAN EKONOMİSİ

Volkswagen skandalı, sadece CEO’nun istifa etmesiyle ‘geçiştirilebilecek’ bir olay değil. Görünüyor ki, bu olayın Almanya ile irtibatlandırılmaması için, Almanya büyük çaplı bir soruşturma ile sorumluları cezalandırma yoluna gitmek durumunda kalacak. Volkswagen, mecburi olarak 11 milyon otomobilini geri çağırma kararı aldı. Bu kararın firmaya maliyeti on milyarlarca doları bulabilecek. Volkswagen şimdiden sermaye piyasalarında hisse senedi değerinin önemli bir kısmını kaybetti. Marka imajındaki düşüşlerle önümüzdeki dönemde kayıplar daha da artabilecek. Ancak bu skandalın ekonomik etkileri sadece Volkswagen ile sınırlı kalmayacak. CNN’e göre otomotiv sektörü Almanya’nın en büyük sanayisi ve GSYİH’nin yüzde 2,7’si bu sektörden elde ediliyor. Almanya ihracatının yüzde 20’sini otomotiv sektörü oluşturuyor. 2014 yılında Almanya’da yurtiçi otomobil satışları ve ihracatının toplam değeri 368 milyar avro yani yaklaşık 411 milyar ABD doları düzeyindeydi. Bu tutarın yarısından fazlası olan 202 milyar avro Volkswagen’ın satışlarından kaynaklanıyor. Volkswagen’ın ürettiği 10 otomobilden 7’si Almanya dışında satılıyor. Volkswagen’ın küresel çalışan sayısı 600 bin. Almanya’da ise yaklaşık 800 bin kişinin çalıştığı otomotiv sektöründe çalışanların üçte birini Volkswagen istihdam ediyor. Şu an için Mercedes-Benz’in bağlı olduğu Daimler ve BMW, bu olaydan etkilenmediklerini beyan ettiler. Bazı ekonomistler, bu olayın Almanya GSYİH’sinde çok büyük bir yavaşlamaya neden olmayacağını savunuyorlar. Ancak Almanya Maliye Bakan Yardımcısı geçtiğimiz hafta bu olaydan dolayı Alman ekonomisi için endişelendiğini belirtti.

REKABET VE 'BEL ALTI' OYUNLARI

Sözün özü, küresel şirketlerin pazar payı, net kâr ve hisse değerlerini artırma çabaları, adil bir şekilde yapıldığı müddetçe, ülkelerin ekonomik büyümelerine de önemli katkılarda bulunuyor. Ancak küresel şirketler arası rekabetin haddinden fazla artması ve daha fazla kâr yapma hırsı, kurum yöneticileri tarafından ‘bel altı’ oyunların devreye sokulması sonucunu doğuruyor. Sonucunda da, sonsuza kadar saklanamayacak bu tür 'kısa vadeci hilelerin' maliyeti, hem şirketlere hem de ekonomilere büyük oluyor.