Yapısal reform performansı

OECD'nin 'reform cevap verebilirliği' göstergesi, ülkelerin yapısal reformları uygulamaya koyma başarısını ölçüyor.

Geçen hafta, ‘yapısal reformların’ (structural reforms) tanımından ve özelliklerinden bahsetmiştim. Özetle yapısal reformlar, ekonominin genelindeki verimlilik artışı ve ekonomik kârın dağılımındaki adaleti hedefleyen, hükümet ve kurumların işleyişlerindeki kapsamlı değişiklikleri içeriyor. Yapısal reformların başarılı olabilmesi için, detaylı ön hazırlık ve incelemelerin yapılması ve iletişimle kamuoyu desteği alınması gibi ön şartlar sıralanıyor. Yapısal reformlar, işlerin ‘tıkırında’ gittiği durumlardan çok, kriz zamanlarında yeni bir işleyişe ihtiyaç duyulması durumunda daha fazla benimseniyor ve başarıya ulaşma şansı artıyor. OECD tarafından 2005 yılından bu yana düzenli olarak hazırlanan ‘Büyümeye Doğru’ (Going for Growth) raporu, OECD ülkelerinin yapısal reformlar konusundaki ilerleme ve performanslarını özetliyor. Raporun 2015 yılındaki yeni basımına göre, son iki yılda gelişmiş ülkelerde yapısal reformlar yavaşlamış durumda. Küresel kriz sonrasında, özellikle Avro Bölgesi’ndeki kamu borcu sorunsalıyla birlikte, reform çalışmalarının hız kazanmış olduğu vurgulanıyor. Başlıca gelişen ülkelerde ise, büyümenin önündeki engelleri aşmak, emtia fiyatları ve sermaye akışlarındaki dalgalanmalara karşı güçlenmek için reformlar yoğunlaşıyor. Bu tür faaliyetler, reformların kriz veya ekonomik sorunlara karşı ihtiyaç olarak ortaya çıktığı ve sürdürüldüğü tezini destekliyor. Yapılan reformların çoğunlukla bilgi ve beşeri sermayeleri güçlendirmek üzere eğitim ve istihdam piyasaları alanında yapıldığı gözlemleniyor. OECD’nin yapısal reformlara ilişkin analizlerine göre, 2000’lerin başından bu yana yapısal reformlar, OECD ülkelerinde kişi başına potansiyel –yani tam istihdam durumunda sağlanacak- GSYİH düzeyini yüzde 5 düzeyinde yükseltmiş. Bu artış büyük oranda verimlilik artışlarından kaynaklanıyor.

‘Reform cevap verebilirliği’ göstergesi

OECD, ülkelerin yapısal reformlar konusundaki performanslarını, ‘reform cevap verebilirliği’ göstergesi  (reform responsiveness indicator) ile değerlendiriyor. Bu gösterge; ülkelerde, hükümetlere yapılan politika önerilerinin ne kadarının uygulamaya geçirildiğini ölçüyor ve iki yıllık dönemler için hesaplanıyor. OECD geneline bakıldığında 2007-2008 döneminde gösterge 0,293 düzeyinde gerçekleşmiş, diğer bir ifade ile OECD ülkelerinde 100 politika adımı önerisinin 29,3’ü önemli ölçüde hayata geçirilmiş. Gösterge, 2011-2012 döneminde 0,435’e yükselmiş. Küresel krizden çıkışa yönelik önlemler bu yükselişte etkili olmuş. 2013-2014 döneminde ise gösterge, 0,320 düzeyine gerilemiş. Türkiye, ‘reform cevap verebilirliği’ göstergesi itibariyle 2011-2012 döneminde 0,300 ile 35 ülke arasında 24. sırada kendine yer bulabilmiş ancak, 2013-2014 döneminde 0,143 ile 35 ülke arasında 32. sıraya gerilemiş. 2013-2014 döneminde göstergenin en yüksek olduğu ülkeler 0,700 ile Yunanistan, 0,583 ile Meksika ve 0,500 ile Portekiz olmuş. Bu ülkelerin ortak özellikleri, son dönemlerde ekonomik performanslarının başarısız olması! Yunanistan'da küresel krizden 2014 yılına kadar ekonomik daralma söz konusu; işsizlik oranları yüzde 30’lara yaklaşıyor ve kamu net borcu / GSYİH oranı yüzde 170’in üzerinde gerçekleşiyor. Meksika borçluluk ve işsizlik alanlarında başarılı olmuş, ancak 2010-2012 arasında hızlı seyreden ekonomik büyüme 2013’de yüzde 1,4 düzeyine gerilemiş. Portekiz de 2011-2013 arasında negatif büyüme hızı, 2013 yılında yüzde 16’ya kadar yükselen işsizlik oranı ve yüzde 120’lere ulaşan kamu net borcu / GSYİH oranı ile, ekonomik açıdan zor günler geçiren ülkeler arasında bulunuyor. Yunanistan ve Portekiz’in reform performansı büyük ölçüde ‘kurtarıcı’ Avrupa Birliği’nin gözetimi ile açıklanabilir. Meksika örneğine bakıldığında; ekonomik büyüme ve kişi başına gelir düzeyinin OECD geneline göre düşük olduğu ve bunu düzeltmek için işgücü verimliliğini artırmaya yönelik reformların yapılmaya çalışıldığı görülüyor. Örneğin, iletişim sektörü rekabete daha fazla açılarak yabancı sermaye girişi ve altyapı yatırımları teşvik ediliyor. Meksika’nın başlıca yapısal sorununun, eğitime katılım oranı ve eğitim kalitesinin düşüklüğü olduğu görülüyor. Buna yönelik olarak 2013 yılında öğretmen performansları için standartlar belirlenmiş ve 2014 yılında ilk performans değerlendirmeleri yapılmış. Hukuki sistemin zayıflığı nedeniyle sözleşmelerin uygulanma yeteneğinin azalması ve mülkiyet haklarının korunamamasına karşı, yeni ceza muhakemeleri usulü kanunu kabul edilmiş ve bu sayede yargılamalar hızlandırılmış. Ayrıca, adil rekabetin güçlendirilmesine ilişkin olarak 'Rekabet Kurulu’nun yetkilerini artıran yeni bir kanun çıkarılmış.

Türkiye’de reformlar

OECD çalışmasının Türkiye’ye ilişkin değerlendirmesinde, 2014 yılında kabul edilen ve eğitim-istihdam ilişkisini güçlendirme, işgücü piyasasında güvence ve esnekliği artırma, istihdama sosyal koruma sağlama gibi amaçları gözeten ‘Ulusal İstihdam Stratejisine’ ve rekabetin geliştirilmesine yönelik olarak elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmelerine yer verilmiş. OECD’nin Türkiye’ye yönelik reform önerileri arasında okullar ve üniversitelere daha fazla özerklik tanınarak bu kurumların aralarındaki kalite uçurumlarının ortadan kaldırılması, bölgesel asgari ücret uygulamasının tesis edilmesi, işsizlik sigortası kapsamının genişletilerek istihdam güvencesinin yükünün şirketlerden bu yeni sisteme aktarılması ve tarım desteklerinin taban fiyattan doğrudan desteğe döndürülmesi gibi kapsamlı reformlar bulunuyor. Türkiye, 2023 vizyonu çerçevesinde ekonomide verimliliğin artırılmasına yönelik plan ve programlar hazırlamış durumda. Ancak, OECD tarafından hazırlanan 2013-2014 ‘reform cevap verebilirliği’ göstergesinin Türkiye değerinin düşüklüğü bu planların henüz yeterince hayata geçirilemediğini gösteriyor. Siyasi istikrar ve kararlılık ile bu reformların uygulanması, Türkiye’nin uzun vadeli büyümesine katkıda bulunabilecek.