Yapısal 'reformun tanımı'

Ülkelerin kaynak dağılımlarının daha verimli hale getirilmesine yönelik uygulamalar olan yapısal reformların, genel politikalardan ayırt eden özellikleri bulunuyor.

Bir ülke ekonomisi ve kurumsal yapısının önemli atılımlar atması veya kritik eksiklerini ortadan kaldırabilmek için, ‘kurumsal reformların’ (structural reforms) hayata geçirilmesi gerekliliği çoğunlukla dile getirilir. Peki bu ‘kurumsal reform’ kavramı tam olarak neyi ifade etmektedir, temel özellikleri ve diğer politika adımlarından farkları nedir? The Economist dergisi, 'kurumsal reformları' en kısa tabiriyle hükümetin işleyişindeki değişiklikler olarak tanımlıyor. Yolsuzluklara karşı alınan önlemleri ve işgücü piyasalarının esnekliğini artıran düzenlemelere ilişkin örnekleri bu çerçevede sıralıyor. OECD ise, 2000’lerin ortalarında ‘Ülke Çalışmaları Direktörü’ (Director for Country Studies) olan Koromzay’ın bir sunumunda kullandığı daha kapsamlı bir tanımı kullanmayı tercih ediyor: Kurumsal veya ekonomik reform ‘bir ekonomide kaynak dağılımının etkinliğini/verimliliğini iyileştirmeyi hedefleyen politika değişikleridir’. Bu tanıma göre, kaynak dağılımının verimliliğini sağlamak için ekonomi içinde belli çevrelerin haksız kazandıkları ‘rantın’ ortadan kaldırılmasına çalışılıyor. Koromzay’ın sunduğu örnekler arasında, büyük tröstler karşısında daha küçük şirketlerin de piyasada tutunmalarını sağlayacak şekilde 'rekabetçilik politikalarının' geliştirilmesini ve vergi tabanının genişletilerek vergi oranlarının aşağı çekilmesini sağlayan reformlar yer alıyor. ‘Rant’ı ortadan kaldırarak, ekonomide oluşan kârın daha adaletli dağılmasını hedefleyen yapısal reformların iki büyük sorunu bulunuyor. Birinci olarak; ‘çıkarları’ zedelenen çevreler bu tür reformların aleyhinde ciddi çalışmalar yapıyorlar. İkinci olarak, verimlilik artışından uzun vadede yararlanacak geniş kitleler, bu tür çalışmaların faydalarını kısa vadede pek algılayamıyorlar ve yapısal reformlara yeterince destek vermiyorlar. Bu tür reform çalışmalarının kısa vadede de benimsenebilmesi için, örneğin 1980'lerde Thatcher reformları öncesi İngiltere'nin durumu gibi, ekonomide bir anlamda 'acil durum hissiyatının' (sense of urgency) oluşması gerekiyor.

OECD’YE GÖRE 'YAPISAL REFORM’

OECD’nin 2009 yılında yayımladığı ‘Reformların Politik Ekonomisi’ (The Political Economy of Reform’) başlıklı kapsamlı çalışması; 10 OECD ülkesinin emeklilik sistemlerini, ürün ve işgücü piyasalarında uygulamış oldukları reformlardan çıkan sonuçları özetliyor. Bu sonuçlara göre, yapısal bir reformun başarıya ulaşabilmesi için ilk şart, söz konusu reformun hayata geçirilmesini kolaylaştıracak bir şekilde, kamuoyundan demokratik teamüllere uygun olarak bir yetkinin alınması oluyor. Öncesinde kamuoyu desteği alınmadan ‘sessizce’ uygulanmaya çalışılan veya aniden ortaya çıkan ‘sürpriz’ reformlar, ancak çok hızlı bir şekilde görünür faydalar sağladığında başarı geliyor. Ancak yapısal reformlarda bu kadar kısa sürede fayda sağlanamıyor. Bahsedilen kamuoyu desteği için ‘iletişim’ boyutu ön plana çıkıyor: Reformun etkileyeceği paydaşlar ve seçmenlere reformun gerekliliğinin ve reformun yapılmaması durumunda ortaya çıkacak maliyetlerin etkin bir şekilde anlatılması zorunluluğu bulunuyor. Fayda-maliyet eksenindeki böyle bir etkin iletişim kampanyası için, detaylı araştırma ve analizler içeren kapsamlı bir arkaplan çalışmasının yapılması gerekiyor. OECD çalışmasının kurumsal reformlarla ilgili son saptaması; Koromzay’ın tespitlerine paralel olarak, mevcut durumun büyük ölçüde bozulduğu ortamlarda reformların başarıyla yürütüldüğü ancak mevcut işleyişin oturmuş olduğu ya da benimsendiği durumlarda bu tür reform çalışmalarının uygulanmasının daha zor olduğunu vurguluyor.

APEC VE DÜNYA BANKASI'NA GÖRE 'YAPISAL REFORM'

Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü APEC, yapısal reformların uygulama alanlarını devletin reform yapılacak alanlardaki rolüne göre sınıflandırıyor. İlk olarak, devletin rekabet politikaları gibi ‘hakem’ rolü üstlendiği alanlar; ikinci olarak, eğitim gibi devletin ‘hizmet’ sunduğu alanlar ve son olarak, regülasyon gibi devletin hem hakem hem de hizmet sunucu görevi üstlendiği alanlar söz konusu oluyor. Dünya Bankası’na göre; yapısal reformların uygulandığı alanlar arasında ekonomik istikrar, büyüme ve refah, ekonominin dışa açıklığı, şeffaflık/hesap verebilirlik, kaynak dağılımında verimlilik, özel sektörün gelişimi ve politika yapıcı/uygulayıcı kurumların güçlendirilmesi yer alıyor. APEC ve Dünya Bankası’nın kurumsal reformlara ilişkin ortak bir çalışması itibariyle, ülkelerin uluslararası rekabetçiliklerinin geliştirilmesi ana hedef olarak gündeme geliyor. Münferit reformlar ancak çok daha geniş bir program içerisinde icra edildiğinde daha etkili hale gelebiliyor ve bu düzenlemelerin uygulanabilirliği (enforcement) önem arzediyor. Bu yüzden bu reformlar için kamu görevlilerinin genel yaklaşımlarının ‘emredici’ değil ‘hizmet sunucu’ olması gerekiyor. Önümüzdeki hafta yapısal reformlar konusuna devam edeceğim.