Yoksulluk ve umut

Yoksulluğu azaltma programları, 'yoksulluk sarmalı'ndan çıkmaya yönelik aşıladığı 'umut' ve motivasyonla da katkıda bulunuyor.

Ünlü bir atasözüne göre ‘umut fakirin ekmeği’dir. The Economist’in yer verdiği bir çalışmaya göre, ‘umutsuzluk’ faktörü de insanların ‘yoksulluk sarmalı’ndan çıkamamalarının en büyük nedeni! Ne yaparsa yapsın durumun pek değişmeyeceğini düşünen yoksul kesim, kendilerini daha ‘yukarıya taşıyacak’ adımları görmeyebiliyor veya bunun için çabada bulunmuyor! MIT’den Esther Duflo tarafından yapılan çalışmada, Bangladeş’teki bir mikrofinans programının sonuçları irdelenmiş. Mikrofinans sistemi, normal şartlarda bankacılık sistemine hiçbir şekilde erişimi olmayan çok düşük gelirli kesime, ufak ölçekli girişimcilik faaliyetlerinde bulunmak için sağlanan mali imkânlara verilen isim. Bu alanın öncülerinden Muhammed Yunus, mikrofinansa olan katkılarıyla 2006 yılında Nobel Barış Ödülü’nü aldı. Yani mikrofinansın dünya barışına ve huzuruna da önemli bir artısı olduğu düşünülüyor. Bangladeş’teki BRAC isimli mikrofinans kurumu tarafından aşırı yoksul ve açlık sınırının çok altında olduğu belirlenen bir kesime ‘nemasından’ faydalanabilecekleri inek, keçi veya tavuk gibi ‘canlı’ varlıklar veriyorlar. Bu varlıkların hemen satılmaması veya kesilip yenmemesi için de bir önkoşul bulunuyor. Çeşitli seminerlerle de bu hayvanların nasıl idame ettirileceği ve ev ekonomisine katkılarına dair bilgiler veriliyor. Sonuçlar gösteriyor ki destek programı sona erdikten çok sonra bile, bu programa dahil edilen ailelerin aldıkları gıda yüzde 15 oranında, aylık hanehalkı gelirleri ise yüzde 20 oranında artış sergiliyor. Hatta söz konusu grup tasarruf etmeye bile başlıyor. Bu iyileşme, sadece verilen hayvanların et, süt ve yumurtaları ile açıklanmıyor. Görülüyor ki bu programın sağladığı ‘umut’ ve motivasyon ile ailelerin fertleri, söz konusu ‘canlı hayvanlara’ verdikleri zamanın ötesinde ekonomik faaliyetlere yüzde 28 oranında daha fazla zaman ayırıyorlar – yani çalışma sürelerini arttırıyorlar. Ayrıca program katılımcıların ‘ruhsal sağlıklarına’ da büyük bir pozitif etki getiriyor ve depresyon oranları ciddi ölçüde düşüş gösteriyor.
Yoksulluk, asgari bir gelir düzeyinin elde edilmesi için gereken şartların bireylere sunulamamasından kaynaklanabileceği gibi, bireylerin, kendilerini bu durumun içinde ‘kalıcı’ olarak görmelerinden ve kendilerini ‘yukarı taşıyabilecek’ adımları atma motivasyonuna sahip olmamalarından da kaynaklanıyor. Bu durumda, yoksulluğu azaltma programlarının amaçlarından biri, gelir düzeyini ve yetenekleri arttırmak iken diğer bir amacı da bu durumdan kurtulmak için ‘pozitif tutumu’ aşılamak amacını taşıyor. Yapılan ‘gelir katkısı’ tek başına büyük bir ekonomik farklılık getirmiyor olabilir, ancak bunun sonucunda bireylerin çabalarındaki ve mevcut durumdan kurtulma arzularındaki güçlenmenin nihai etkisi çok daha önemli bir yer tutuyor. 

8 dolarlık bilet 100 dolar arttırıyor
Çalışmada bahsedilen başka bir uygulamada, iş imkânlarının yetersiz olduğu kırsal bir bölgede, ekim ve hasat zamanları arasında çoğunluk işsiz olarak yaşayan erkeklere, yakında bulunan ve iş imkânları daha fazla olan bir şehre gitmek üzere 8 dolarlık bir otobüs bileti yardımı yapılıyor. Bu 8 dolarlık katkı sayesinde, sezonluk olarak şehre göç eden bireylerin köydeki ailelerinin sezon boyunca tüketimi –yeni işinden arttırarak gönderdiği paralarla- 100 dolar artıyor, yani ilk yatırımın 12 katı daha fazla bir dönüş sağlanıyor. Benzer bir durum yoksul ebeveynlerin çocuklarının eğitimlerine bakış açısında gözlemleniyor. Ekonomik analizler, eğitim süresinde her bir senelik artışın gelire doğrudan pozitif etkisini göstermekle birlikte, yoksul aileler, çocuklarını, parasız eğitimde bile fazla tutmayarak çabucak ‘hayata atılmaya’ zorluyor. Bu durumu tersine çevirmek için çocuklarını daha uzun süre okula göndermeye teşvik eden programların da uzun vadede hanehalkı gelirlerine olumlu olarak yansıyacağı net olarak anlatılmalı ve insanlar ikna edilmeli. Sözün özü, dünya ekonomisinin her zaman gündemini teşkil eden başlıca konulardan biri olan yoksulluğun aşılması için politikacılar belli bir süre nakit yardımlar sağlamanın yanı sıra Konfüçyus’a atfedilen sözde olduğu gibi ‘balık tutmayı öğreterek’ yoksulluk çukurundan çıkılabileceğinin umudunu aşılamalılar.