Ah şu bizim Osmanlı çocukları!..

Türkiye'nin kamu ve oyunu yapıcı iki faktör, siyasal iktidar ve muktedir medya, yine geldi Fransız gazabına, yine bindi Fransız küplerine, verip veriştiriyorlar bir gün dost, ertesi gün düşman ilan ettikleri Fransa'ya.

"Şu genişleme hikâyesi çok saçma. Şimdi de Türkiye adaymış. Yarın da Zimbabve herhalde."
Jacques CHİRAC (RMC Radyosu, Forum programı 25 Nisan 1980)


Türkiye'nin kamu ve oyunu yapıcı iki faktör, siyasal iktidar ve muktedir medya, yine geldi Fransız gazabına, yine bindi Fransız küplerine, verip veriştiriyorlar bir gün dost, ertesi gün düşman ilan ettikleri Fransa'ya. Hedefte cumhurbaşkanı eskisi Valery Giscard d'Estaing ile yenisi Jacques Chirac var. Sebepte ise birincinin bir mektubu, ikincinin bir demeci.
Bu satırlarda halkının kendisini kısalttığı VGE rumuzuyla anacağımız eski Fransa cumhurbaşkanı ve AB Anayasası Komisyonu Başkanı d'Estaing; Türkiye dahil 15 ülke basınına AYNI GÜN gönderdiği mektupta özetle, 72 milyon çocuklu Anadolu'nun AB'ye tam üyelikle girmesi halinde fazla yer işgal edeceğini, hatta baş köşeye yayılıp oturacağını, oysa binbir meşakatle kurulan AB'de dağdan gelenin bağdakini kovmasına izin verilemeyeceğini, dolayısıyla Türkiye'nin AB'ye tam üyelikle değil, 'ayrıcalıklı ortaklık'la bağlanmasını öneriyor. VGE, rasgele bir adem değil. 17 Aralık'a birkaç gün kala, yanlış ve doğrularıyla üzerinde tartışılması gereken bu mektup, gönderilmiş olduğu halde bizim basında yer bulmuyor. Avrupa'da yayımlandığı günün ertesi de sözü edilmiyor. Ne zaman ki İngiliz Financial Times gazetesi, VGE'nin görüşlerini eleştirdiği bir başyazı yayımlıyor, bizim medya ancak galeyana geliyor ve dört gündür aldırmadığı makaleye İngiliz gazetesinin tepkisi veriliyor. Tepki verilen makaleden habersiz Türk okurunun içine, manşetten 'Mösyö'ye yanıt başyazardan' diye sular serpiliyor (Hürriyet). 'Fransız şovenizmi'ne esilip kükreniyor, hatta okur bilincine, VGE'nin 'Türkiye AB üyesi olursa İslam fundamentalizminin Avrupa'ya gireceği şeklindeki VÜLGER korkuyu da tahrik ettiği' de saplanıyor damardan (Milliyet). Böylece Türk okuru, Financial Times'ın 'Mösyö'ye ağzının payını verdiğini öğrenip rahatlıyor, ancak AB'ye 'vülger' korkular saçan Mösyö, eski Fransa cumhurbaşkanının, ne dediğini, ne yazdığını hâlâ bilmiyor...
İşte böyle hazırlanıyoruz sayın seyirciler, Avrupalı olmaya. Daha doğrusu, kamu ve oyunu belirleyici iki muktedir faktörden medya, böyle hazırlıyor Türkiye'yi AB'ye girmeye.
Bir de Türkiye'yi AB'ye sokmaya hazırlanan siyasal erk, AKP'nin 'errrkek' muktedirleri var. Bunlardan en 'başgöz etme', en 'düğün dernek' meraklısı Kürşad Tüzmen, öyle zeki, öyle nüktedan, öyle ince benzetmeler yapıyor ki Türkiye ile AB ilişkileri arasında, kafayı evlilikten çok 'gerdeğe' taktığı hiç anlaşılmıyor, maşallah! O da Chirac'ın peşinde koşuyor, bir yakalasa kündeye getirecek zaten, amma velakin Fransa cumhurbaşkanının, Türkiye'nin Avrupalılığını vurgulamak amacıyla söylediği 'Hepimiz Bizans'ın çocuklarıyız' sözlerine fena bozulmuş. O da Tunus'ta galeyana gelip Türk basınına Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirirken (!), 'Biz Osmanlı çocuğuyuz, Avrupa ne çocuğu olduğunu bilir!' deyivermiş. Heyt be! Doğru söze ne denir? Hemen tüm Osmanlı padişah analarının Despina'lar, Mara'lar, Katrina'lar, hatta Helga, Veronica, Nadya vb. oldukları düşünülürse Kürşad Tüzmen gibi Osmanlıların da 'ne olduğunu bilmeyen Avrupa çocukları'yla akrabalığı aşikâr. Ama genç irisi zeki devlet bakanımız Tüzmen, tarihten çok izdivaçla kafayı bozduğundan bunları akıl edemiyor tabii, hızını alamayıp devam ediyor: Aralıkta Türkiye AB ile nişanlanıp düğün tarihini belirleyecekmiş, üyelik bir 'aşk' evliliğiymiş, ama nedense, 'Çocuklar ortada. Onlar evlilik dışı' olacakmış! (Hürriyet, 27 Kasım) Bu ne ince üsluptur sayın seyirciler, bu ne devlet adamı ağızlarıdır, bu ne zekâdır, takdirinize bırakıyorum; ama bu gerdek meraklısı siyasal erkin, Türkiye'yi AB'ye sokacağı hakkaten açık artık! Açık olmayan, Tüzmen'in zihni. Osmanlının Avrupalı analarını tanımadığı gibi, 1963 yılında Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan Ankara Anlaşması'nı İsmet İnönü'nün bir İngiliz dergisine, 'Osmanlı İmparatorluğu Bizans'ın devamıdır," diye gerekçelendirdiğini de bilmiyor. Daha da kötüsü, Turgut Özal'ın aynı gerekçeyi, 1988 yılında Gündüz Aktan'ın kaleme aldığı 'Avrupa'da Türkiye' kitabında kullandığından da habersiz!
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de bilmiyordum İsmet İnönü ve Turgut Özal'ın Türkiye'nin Avrupalılığını Bizans'a dayandıran bu sözlerini. Ali Sirmen'in 18 Kasım'da Cumhuriyet'te yayımlanan nefis makalesinden öğrendim. Ancak ben, Bizans'ın çocukları olmaktan gocunmuyorum bir, Türkiye'yi Avrupa'ya 'sokacak' devlet adamı değilim iki, abuk sabuk konuşmuyorum üç.
Ve ne yazık ki Türkiye'yi tam da işte bunlar, 'üyelik'ten 'geyik', 'birlik'ten 'gerdek', zaten 'gerdek'ten de 'errrkek'lik anlayanlar AB'ye 'sokamayacaklar'!
Türkiye'ye 2006 yılında müzakere tarihi verilecek, üyelik yerine 'ayrıcalıklı ortaklık' önerilecek ve gerçek tam, eşit üyelik için, ÖNCE bunların iktidardan gitmesi beklenecek!
Bu kadar.