Allahlıklarımız

Türkiye'de her yeni gün, Allah'ın adıyla başlar. İster uykuda olun ister uyanık, ilk duyduğunuz isim, cami hoparlörlerinden...

Türkiye'de her yeni gün, Allah'ın adıyla başlar. İster uykuda olun ister uyanık, ilk duyduğunuz isim, cami hoparlörlerinden yükselen ve biri bitip biri başlayan ezanların andığı Allah'tır. Siz söylemeseniz bile, ilk Allah'ın adını duyarsınız ve gün boyu siz çağırmasanız, siz ünlemeseniz de toplumun geniş geneli Allah diye kalkar, Allah diye oturur.
Türkiye'de çocukları ve canları Allah verir,
Allah alır. Hareket bereket, hastalık sağlık, sıcak ve soğuk havalar, yağmur ve kar, depremler, seller hep Allah'ın marifetidir. Allah ne isterse olur, ne istemezse olmaz. İyilik de Allah tarafındandır, kötülük de. İyilerden Allah razı olur, kötüler Allah'a havale edilir.
Laik Rahşan Ecevit'e göre, Bülent beyin yüzündeki 'iyilik' Allah'ın işidir.
Dinci Tayyip Erdoğan'a göre ise, nüfus kontrolü ihanet-i vataniye olup Allah ne verdiyse çoğalmak gerekir.
Oysa Bülent beyin yüzündeki 'iyilik' Allah markalı olmayıp, adına Kortizon denir. Östrojen hormonu da olabilir. Ama asla ve kat'a, Allah'ın işi değildir!
Tayyip Erdoğan'ın Allah ne verdiyse çoğalın tavsiyesi ise, Allah'ın işine karışmakla kalmayıp, Allah'ın işinin inkârı sayılır ve inkârcının Allah tarafından cezalandırılması,
bence gecikmeyecektir.
Çünkü...
Çocuğun rızkını Allah verir, bildiğiniz gibi. Oysa Allah'ın işi, son zamanlarda ve gerek Türkiye, gerekse üretmekten çok üremekle meşgul, genelinde İslam ülkeleri çocuklarına verdiği rızkı giderek azaltmakla kalmayıp, bazılarına hiç vermemektir!
Acaba neden?
Allah'a bu kadar havale mi fazla gelmiştir, yoksa kendi adına çoğalan hayvan türevlerine mi sinirlenmiştir?
Görünen o ki Allah; gün boyu Allah Allah diye naralanmaktan başka bir düşünce üretmeyen toplumları pek de sevmemektedir. Hatta her iş kendisinden sorulduğuna göre, kendisine inanmayanları, varlığından kuşku duyanları çoğalmadıkları halde el bebek gül bebek tutmakta, üreyip üreyip çoğalan müminlerini yerden yere vurmaktadır!
İşte Afganistan. İşte Pakistan. İşte Endonezya, vb. İşte Allah'ın işi, Türkiye'nin milyonlarca çocuğu, anası danasıyla birlikte aç bilaç bırakan meşhur krizi...
İyiliği ve kötülüğü Allah'a havale eden toplumlarda, kötülük bireyselleşiyor sevgili okurlar. Bakın nasıl: Biliyorsunuz Afganistan'da işkence ve ölümden sonra, açlık kol geziyor. Yeri yurdu olanlar bile karnını güç doyuruyor. Kimsesiz çocuklar sokaklara terk edilmiş durumda. Uluslararası yardımlar yetmiyor. Bunca sefalet içinde, 1500 doları bulacak kadar hali vakti yerinde Afgan hacı adayları, Suudi Arabistan'a uçak kalkmadı, Hacca gidemiyorlar diye, zar zor kurulmuş savaş sonrası hükümetin ulaştırma bakanını havaalanında linç ederek öldürdüler!
Oysa bu cani hacı adayları, her biri cebine koyduğu 1500 dolarla, 1500 aç çocuğu ya da muhtaç Afganı en azından bir günlüğüne doyurup ısıtabilirdi, değil mi? Sizce Allah, böyle insanlara cenneti vaat etmiş olabilir mi? Etmiş olsa bile vaadini tutar mı şimdi? Ya yıllarca Allah Allah diye tavuk gibi kâfir boğazlayan Talibanların sonu? Cennet diye Guantanamo'da aldılar mı, almadılar mı soluğu?
Bir de Türkiye'ye dönüp bakın: Bir yılını dolduran kriz bir buçuk milyon işsiz, aşsız yarattı. Bu sefalet, eder size ortalamadan en az üçte ikisi çocuk, açlık sınırında beş milyon insan. Akın akın Mekke yollarına dökülüp, Suudi Arabistan çöllerini binlerce koyun kanıyla sulayan, her biri 1500 çocuğu hiç olmazsa bir günlüğüne doyuracağına, 1500 dolara cennet satın almaya kalkan bizim hacı adaylarının Afgan benzerlerinden farkı var mı?
Bu kötülük kimin eseri?
Allah'ın işiyse, kötüler cennetlik, iyiler cehennemlik demektir.