Amerika kudurdu mu?

Jean Paul Sartre, 1953 yılında Liberation gazetesinde yayımlanan ve 'Kuduz Hastalığından Mustarip Hayvanlar' başlığını...

Jean Paul Sartre, 1953 yılında Liberation gazetesinde yayımlanan ve 'Kuduz Hastalığından Mustarip Hayvanlar' başlığını taşıyan makalesinde şöyle yazıyordu:
"Dikkat! Amerika kuduz. Bizleri ABD'ye bağlayan tüm ipleri kopartıp atmazsak bizi de ısıracak ve kudurmak sırası bize gelecek."
Hukukçu, tarihçi ve ekonomist Nicolas Baverez, Fransız düşünürün en azından çarpıcı bu tümcesinden yola çıkarak Le Monde
gazetesinde aynı soruyu değişik biçimde
soruyor: "ABD delirdi mi?"
Aralarında Francis Fukuyama, Samuel Huntington ve Michael Walzer gibi düşünürlerin yer aldığı 60 Amerikalı aydının imzaladığı 20 sayfalık 'savaş ilanını' okuyunca sevgili okurlar; ister istemez ya kudurduğunu ya delirdiğini düşünüyorsunuz ABD'nin. Daha doğrusu Washington kudurunca, Amerikalılar delirdi kanısına varıyorsunuz. Kuramsal olarak her biri bağımsız düşünce sahibi 60 düşünce adamı, teknik olarak bir araya gelip nasıl yazdılar söz konusu
20 sayfalık bu bildiriyi, pek aklım ermedi. Ama imzalar ortada, sözler açık seçik: Sevgili başkanları George W. Bush'un arkasında tek vücut, ABD ordularının tüm dünyada 'şer eksenine' karşı açtığı ve açacağı savaşlara destek veriyor, hatta reklamını yapıyorlar. Bir savaşı bile değil, on yıllar süreceği anlaşılan bir savaşlar dizisini üstelik tek yanlı ilan eden bir ülkenin cengâverliğini, barış yanlısı olması gereken aydın kişiler tarafından haklı gösterilerek 'pazarlanması' kolay değil, imzaladıkları gerekçeyi hayli uzun tutmak zorunda kalmışlar. Batı'nın uygarlık ve çağdaşlık değerlerini savunmak için dövüşmek zorunluluğunu savunurken, "Ahlak, bazı savaşlara izin vermekle kalmaz, gerekli kılar," diyorlar. "İğrenç şiddet eylemlerine karşı, kin ve haksızlığa karşı savaşılmalıdır
ve bugün durum budur, savaşmalıyız," diyorlar. "Masumlara yönelik tehdit gerçek ve kesin, üstelik saldırganın düşmanlığı sizinle anlaşmak ya da sizi yenmek bile değil, sizi tümüyle yok etmeye yönelik olduğu zaman, uygun oranda zor kullanmak haktır!" diyorlar. Ve ekliyorlar: "Tüm dünyaya yayılmış örgütlü katiller, bugün hepimizi tehdit etmekteler. Evrensel ahlak adına ve HAKLI SAVAŞ'ın gerektirdiği tüm tedbir ve özenin bilincinde olan bizler, (ABD) hükümetimizin ve (ABD) toplumumuzun, bu tehlikeye karşı silahlı güç kullanma kararını destekliyoruz..."
60 Amerikalı aydın, 'Amerika Mektubu' adını
taşıyan bildirgede, yapılacak savaşın yalnızca Hıristiyan Batı uygarlığını değil, İslamiyet dünyasını da kötü Müslümanlardan kurtaracağını muştuluyorlar uzun uzun.
Sizin anlayacağınız, coşmuş durumdalar. Yaptıkları çok basit: Samuel Huntington,
'Medeniyetler Çatışması'; Francis Fukuyama
'Tarihin Sonu' kitaplarında yaptıkları kehanetlerin, Michael Walzer öngördüğü
'Haklı Savaş' teorisinin ve kimi politikacı, kimi politolog bilimcilerden oluşan diğerleri de onlarla paylaştıkları öngörülerin 'eylemle' doğrulanmasını istiyorlar sabırsızlıkla.
Aslında söz konusu Amerikalı aydınların, teoride yanılmadığına ve içinde yaşadığımız yüzyılın İslamiyet ile Hıristiyanlık arasında bir büyük çatışmaya, hesaplaşmaya sahne olacağına ben de inanıyorum. Ancak pratikte, ABD kendi eşiğini süpürmeden ve Irak'a savaş açmakla başlayacak bir çatışmanın, aydınların sabırsızlandığı sonuçtan çok farklı bir yön izleyeceğini sanıyorum.
Amerikalı aydınlar, gözü dönmüş köktendinci
İslamcılara koydukları 'onulmaz saldırganlık' teşhisinde haklılar. Ancak kuduzlara uygulanan bir tedaviyi, üstelik kendisini ısırmamış ve ısırması pek de mümkün olmayan bir ülkeye, gözünün üstünde kaşı var diye Saddam Hüseyin'e öngörüyorlar: İtlaf.
Oysa ya Sartre da haklıysa teşhisinde? Ya
asıl ABD kuduzsa ve ısıra ısıra kudurttuysa bazılarını? 'Şer ekseni' kimin eseri? ABD'yi itlaf edecek bir 'hayır ekseni' var mı?
Her şeyin bir başı, ortası, sonu olduğu gibi
tüm büyük imparatorluklar da doğar, yükselir, duraklar, geriler ve yıkılırlar. Kendi kudurganlığını görmeyen ABD, Irak hatasıyla birlikte yükselişten sonraki döneme geçiyor gibi.
Üstelik en çok ısırmak istediği BİR kişiye
henüz gücü yetmedi: Usame bin Ladin.