Kanırta koparta

&quot;Fransa güzel bir ülkedir.</br>Ama Fransızlar, sığırdırlar.&quot;</br>1968, Charles de Gaulle

"Fransa güzel bir ülkedir.
Ama Fransızlar, sığırdırlar."
1968, Charles de Gaulle
Çoğunluğun cenneti ölümden sonra aradığına bakılırsa, artık 'cennet vatan' olmaktan çıkan Türkiye, her anlamda aykırı bir ülke. Dünyada eşi menendi yok ve biz, hiçbir alanda evrensel ölçülere uymayan benzersizliğimizi, 'Biz bize benzeriz' sözüyle ifade ediyoruz. Daha doğrusu, aklımıza ne düşer, elimize ne geçerse eviriyoruz, kendimize çeviriyoruz. Yaratıcı bir milletiz vesselam da, yarattığımız hiçbir esasa benzemediği gibi, özgünlük bile olamıyor. Örneğin (varsa, sözde ya da arta kalan) ideolojilerimiz...
Sosyalizm, temel öğretisini dayandırdığı
öneri ve tanımlarında 'evrensel' bir kuram olup ırk, din, dil ayrımcılığını reddeder, dolayısıyla ulusçu değildir, 'milliyetçiliği'
yadsır. Yurttaşlıktan, aynı toprağı paylaşmayı anlar.
Faşizm ise tam tersine ırk, din, dil bütünlüğüne dayalı bir ulus kavramından yola çıkarak, yurttaşlıkta aynı kan soyunu arar ve egemen 'milliyetçiliği', aynı kan soylu halkın, diğer halk katmanlarına üstünlüğünü ifade eder.
Oysa Türkiye'de ne gariptir ki, aşırı sağcılar ve aşırı solcular 'milliyetçilik' kavramına aynı tanımı yapmakta, birbirine taban tabana zıt düşüncelerde olması gereken özde ırkçılarla sözde evrenselciler, sokakta birbirilerini eskiden boğazlar şimdi döverken; asla yaşayasıya değil hep 'ölesiye'
sevdikleri yurt için aynı 'milli' önerileri yapmaktadırlar.
İşte bu kapsamda, Türkiye'nin AB'ye girişine hem aşırı solcular karşıdır, hem aşırı sağcılar. Kıbrıs sorununda, tıpatıp aynı düşünmekte ve aynı milliyetçiliği savunmaktadırlar. Özelleştirme konusunda yaptıkları eleştiriler, devletçilik anlayışları, birbirinin ikizidirler.
Oysa tarihte, sosyalizm ile faşizmin birlikteliği Alman icadı olup, adı da Nazi Almanyası tarafından 'uydurulmuştu': Nasyonal Sosyalizm. Sonunu biliyorsunuz.
Yaklaşık bir haftadır ülke gündeminde AB'nin Türkiye Büyükelçisi Karen Fogg'un elektronik posta mesajlarının, 'bazı' haberalma kaynaklarınca İşçi Partisi'ne verilmesi olayı tartışılıyor. Biri çıkıp, İP'ye bu mesajları ülkücüler vermiştir dese, hiç tereddütsüz inanırım... Çünkü temelinde, aynı (sözde) bağımsızlık kavramını, aynı 'milliyetçiliği' paylaşıyorlar. Hele koparsınlar Türkiye'yi uluslararası platformlardan, kendi başımıza kelaynak kuşu gibi kalalım evrensel ölçülerden ırak, onlar bilirler aralarındaki farklı kozları nasıl paylaşacaklarını.
Karen Fogg'la bir akşam yemeği yemiştim. Elbette her alanda hemfikir değiliz. Ama
kendisini içten, gıllıgışsız, inandığını sonuna kadar savunan bir insan olarak tanıdım. Aramızdaki en büyük fark, onun Türkiye'nin AB üyeliğine olan inancı, benim de inançsızlığımdı. Gece boyunca ben Karen Fogg'a niçin AB üyesi olamayacağımızı
anlattım, o ise bana er geç olacağını. En önemli tümcesini hiç unutmuyorum: "Türkiye, isterse bugün üye olabilir AB'ye," dedi.
"Çünkü altyapısı var.
Hiçbir kurumsal eksikliği yok, bütün sorun siyasal iradenin üstyapı reformlarını gerçekleştirmekteki tereddütlerinden kaynaklanıyor. Aynı irade, bir gün içinde değişebilir ve kesin üyelikle sonuçlanacak süreç başlar."
Karen Fogg'un elektronik posta mesajlarında, ben şahsen Türkiye'nin aleyhine hiçbir
'casusluk' öğesi bulamadım. Asıl casusluk, gizli haberleşme hakkı uluslararası yasalarla
güvence altına alınmış bir büyükelçinin mesajlarını dinlemektir.
Ve bu mesajların kimler tarafından nasıl kullanıldığı, söz konusu casusluğun Türkiye'nin bağımsızlığından, her yanını sarmış çürümüşlüğün içindeki yalnızlığını anlayanların eseri olduğunu gözler önüne sermektedir.
Türkiye'yi AB'den koparmak isteyenler, kanırta kanırta ABD'nin kucağına vidaladıklarını bile farkında değiller. Sorarım size, AB üyesi ülkeler mi daha bağımsız, yoksa ezelden ebede ABD'ye selam çakan Türkiye mi?
Türkiye'yi AB'den koparmak kolay. Ya ABD boyunduruğundan nasıl kurtaracaklar? Ama onlar, ABD ile AB arasındaki farkı bile bilmezler. En büyük kanıtı, solcu milliyetçi geçinen bir ünlü yazarın, 'Sıkıysa AB almasın insan haklarına uymayan, idam cezasını kaldırmayan ABD'yi bünyesine...' diye attığı palavradır. Avrupa Birliği, ABD hegemonyasına karşı kurulmuş bir güç birliğidir, euro, dolara karşı çıkarılmıştır ve ABD'yi bir AB üyesi olarak düşünmek, en cahil Litvanya köylüsünün bile gelmez aklına. Ama bizde, kırk yıllık yazarların aklına gelmekle kalmayıp, gazetelerde yer alıyor.
AB, yanlışlarıyla doğrularıyla 'merkezi devlet'e karşı, 'federatif' bir anlayış geliştirmektedir. Bugün AB'nin devletler üstü yönetimine ulusal düzeyde en uygun devlet, 'federal' İspanya'dır. Ve İspanya'nın egemen bir ülke olmadığını söylemek, herhalde kimsenin haddi değildir. AB, yalnız Türkiye'nin yapısını değil, Fransa'nın da 'merkezi devlet' yapısını da federalleştirmeye çalışmaktadır. Ama Fransa, 'Bağımsızlığım elden gidiyor' diye bağırmamakta, yerel dil eğitiminden Korsika'ya özerkliğe, gereken reformları da yapmaktadır. Acaba neden?
AB'ye girmeye can atan tüm eski Demir
Perde ülkeleri aptal, cahil ve geri, bizim gariban ülkenin ne kadar akıllı ve ilerici olduğu da sağcı solcu milliyetçilerinden belli. Nasyonal Sosyalistlerinden yani...