Teze yilinizi gutlayaarin!*

Eski Yunanlılar güneş sisteminde her gezegenin özel bir sesi olduğuna ve gezegen seslerinin Evren'e uyumlu tınılarla sonsuz ve...

Eski Yunanlılar güneş sisteminde her gezegenin özel bir sesi olduğuna ve gezegen seslerinin Evren'e uyumlu tınılarla sonsuz ve sınırsız bir konser oluşturduğuna inanırlardı. Yunanlılar, evrenin seslerine 'küresel müzik' adını takmışlardı.
İnsanlığın sesi mi fazla çıkmaya başladı, yoksa evrene uyumsuz şarkılar mı söylüyor bilinmez, sık sık tokat yer oldu doğadan.
İşte yeni bir yıla daha yüz bin ölü, tüyler ürpertici bir felaketle giriyor türümüz.
Eğer tsunaminin vurduğu ülkeler, Japonya gibi sismik uyarıcılarla donatılmış olsalardı, okyanusun diplerindeki devasa depremden sonra iki saatleri vardı önlerinde, dalgalar sahillere vurana ve bunca insanı öldürene, oncasını da acılara boğana kadar.
Ancak devasa bir coğrafyaya yayılan bu bölgenin sismik uyarıcılarla donatılması, mali porte açısından da devasa. Fakat, sismik uyarıcı olmadığı için önlem alamadıkları felaketin yol açtığı ne can, ne de mal kaybından daha fazla!
Tıpkı Türkiye'de, sismik uyarıcı ağının (sözüm ona) para yok diye kurulamamasından ötürü ölçülemeyen deprem riski ve örneğin Marmara'da tsunami olasılığının, risk ve olasılıktan çıkıp gerçeğe dönüştüğünde ödenecek can ve mal kaybının, uyarıcı ağı maliyetini yüzbinlerce kez katlayacağı gibi...
Marmara'da tsunami olurdu olmazdı, olursa boyu kaç metre olur tartışması yapılıyor.
Beklenen İstanbul depremini izleyen 16 günün kurgusal olasılıklarını 'Bir Gün, Gece' adlı romanıma aktarabilmek için, konu hakkında epeyce ders çalıştım ben. Her ne kadar felaket tellallığı ile suçlansam da söylemek zorundayım: Türkiye'de yalnızca Marmara'da tsunamiden söz eden uzmanların, nedense ağızlarına almadıkları bir olasılık daha var.
Marmara içinden geçen fayın kırılması, denizin dibinde kırılma şiddetine orantılı bir çöküntü yaratacak. Bu çöküntünün çok büyük olması, 'birleşik kaplar' kuralı gereği Karadeniz'den Marmara'ya muazzam bir su kütlesinin hücumu demek. Böyle bir su kütlesinin Boğaz'dan geçişinin sonuçlarını hesap etmek için, sanırım allame olmak gerekmiyor. Sizin anlayacağınız Marmara depremini bekleyen İstanbul'da, ne Karadeniz ne de Boğaz kıyıları güvenli bölgeler sayılır. Ama kimin umurunda...
Umurunda olan ne yapabilir, diyeceksiniz. Haklısınız. Fakat devletin, belediyelerin yapabilecekleri var. Rasyonel ve düzgün bir sismik uyarı ağıyla, deprem önceden bilinemese bile, depremle su hücumu arasındaki zaman kazanılabilir, suyun vereceği kayıp asgariye çekilebilir. Neyse...
Her şeye ve tüm olumsuzluklara rağmen, yine de umutla yaşamalıyız. 2005'ten güzellikler bekliyorum ben. Siz de beklerseniz, hep birlikte beklersek, belki gelir güzellikler. Nereden çıkardın şimdi bu iyimserliği derseniz, Pythagoras ve Galilei'den diyebilirim.
Dünyayı döndüren Galileo Galilei (1564-1642) hem astronom, hem de matematikçiydi.
"Doğa matematik diliyle yazılmış bir kitaptır", derdi ve sayıların değerini belirlemişti.
Yine matematikçi Pythagoras ise, daha İsa bile doğmadan 4 yüzyıl önce sayılara gizli ve kutsal anlamlar yüklemiş, 'nümeroloji' denilen falcılık ekolünü kurmuştu.
İşte bu iki matematikçinin gizemli hesaplarına göre, 2 ve 5 birlikteliği güzel bir alaşım, dostlar.
Üstelik ilk iyi haberini verdi, can arkadaşımız Ali Arif Ersen dün gözlerini açtı. Dayanıyor Ali Arifimiz, dayanacak ve kazanacak. Bir gün avuçlarını açacak, bir gün konuşacak, inanıyorum.
Ben 2005 yılından, arkadaşımızı bize geri vermesini diliyorum.
Sizler için de tüm 'iyi' dileklerinizin gerçekleşmesini.
Hoş geldin 2005, umarım hoşluklar getirirsin, tüm hak edenlere.
(*) Türkmen Türkçesinde 'taze yıl kutlama'sıymış!