Türk işi hava atma yolları (2)

Kapitalizmin yayılma sürecindeki son aşaması, 'küreselleşme' dediğimiz evrensel projenin hiç umulmadık bir 'yan etkisi' de havadan geldi, sayın seyirciler.

Kapitalizmin yayılma sürecindeki son aşaması, 'küreselleşme' dediğimiz evrensel projenin hiç umulmadık bir 'yan etkisi' de havadan geldi, sayın seyirciler. Yeryüzünde (ekonomik) sınırları kaldırmak üzere yola koyulan küreselleşme, bırakın halkları birbirine kaynaştırmak, kendi içlerinde ayrıştırmakla sonuçlanırken; asıl saldırısını uçakların yolcu sınıflarına karşı gerçekleştirdi ve 'first class'ı yerle bir ederken, 'business' ile 'turistik' arasındaki sınırları da 'zengin ama uçak alacak kadar da zengin değil' seçkinlerin pek de hoşuna gitmeyen bir zaferle kaldırdı. Demem o ki, küreselleşme sayesinde öyle yeni zenginler türedi; geğirmeden oturup yellenmeden kalkmasını, tükürmeden konuşup burnunu karıştırmadan susmasını daha öğrenemeden 'business' bileti alan yolcular öyle çoğaldılar ki... Eski 'first class'ların nostaljik müdavimleri seçkinler, sonradan görme sürüleriyle oturmak için üç katı bilet parası vereceklerine, sonradan görmeler kadar itici olmayan gerçek halk çocuklarıyla yolculuğu tercih eder oldular. Ve hemen tüm dünya havayollarında, 'business class'lar kaynar suya atılmış pamuklu gibi çekti, hatta çoğu seferlerde 'business'ı 'turistik'ten ayıran (perde) sınır bile yok artık, tüm yolcular 'bir uçağın kanatları gibi eşit ve kardeşçesine' uçuyorlar... Tabii THY hariç.
Herkes gider tersine, biz gideriz Mersin'e ya, Batı'daki havayollarında 'turistik' sınırları genişler ve 'business'ı işgal ile ilga ederken; THY'de tam tersi ve bazen 'business' perdesi uçağın ortasına asılır oldu. Başka bir deyişle THY yönetimi, 'bir gece ansızın' gelebilen parasını nereye saçacağını bilemeyen memleket evlatlarının yoğun 'business' talebi karşısında 'turistik' sınıfı ufak ufak ilhakla arza başladı. Ancak yeni THY yönetimi coşmuş, yolcuya hizmet sınırlarını öyle bir kaldırıyor ki, bazen ölçüyü kaçırmakla kalmayıp, hesabı da şaşırıyor ve 'turistik' biletli yolcuları bile tutup, illaki 'business'ta uçuruyor...
Örneğin bu satırların nankör yazarı bendeniz, son üç yolculuğumdan ikisini, 'turistik' biletlerime karşılık, 'business class'ta yapmak zorunda kaldım. Elimde en ucuzundan, 'O.K.'li olmakla kalmayıp, koltuk numaram bile saptanmış biletim, gidiyorum 'check- in'e, artık alıştım zaten, biçare yer hostesi kızarıp bozarınca çakıyorum manzarayı hemen: Olan yerden fazlası satılmış, benim yerime de birisi alınmış. Hiç telaşlanmıyorum, açıyorum ağzımı, yumuyorum gözümü ve elime bir 'business' biniş kartı tutuşturulunca susuyorum ancak. Sizin anlayacağınız 'turistik' parasıyla 'business' uçuyorum, artık. Diyebilirsiniz ki, daha ne istiyorsun, adın var, almadan kalkmıyor uçak. İyi de sayın yolcular, size tuhaf gelebilir, ama benim umurumda değil 'business'ta uçmak! Üstelik züppe deyin, ukala deyin isterseniz, ama Avrupalı arkadaşlarım gibi düşünüyor ve görgülü zenginlerden çok, görmeye bile tahammül edemediğim 'mevlam saldı borsaya, dolar kuru kayıra' türünden iş kocalarının, Paris'te mağaza basmaya giden karılarının ve XXL şımarık çocuklarının doldurduğu 'business'ta yolculuk etmektense, halk gibi halk çocuklarının arasında uçmayı tercih ediyorum. Hakkımı istiyorum açıkçası: Turistik bilet almışım, uçakta biletimin karşılığı koltuğa oturmak istiyorum kardeşim!
"THY'nin nakit ihtiyacı yok, nakit zenginiyiz" diye övünen Genel Müdürü Abdurrahman Gündoğdu, "Her yeni uçak başına 7 milyon kâr ederiz" derken, eğer bu zenginlik ve kâr hesaplarını, benim gibi 'business'a doldurduğu 'turist'lerin sayısına bakarak yapıyorsa, yandı. Yok eğer başka bir hesap varsa, o da servis kalitesinden ve personel sayısını azaltmaktan geçiyor ki, bu anlayış da THY'yi ancak 'hizmet fakiri' yapmakta. Ayrıca, hiç düşünmedikleri bir fatura çıkabilir önlerine: THY, yurtdışında büroları olan bir kurum. Bu bürolar, çalıştıkları ülkenin 'iş yasaları'na bağlıdır. İki kişilik işte bir kişiyi çalıştırmakta, yer personelini eksiltmekte ve taciz etmekte direnmesinler: Bir görevlinin iş mahkemesine gidip dava açması, tüm büroyu mahkûm ettirir ve THY'yi zor durumda bırakır. Eğer pilotları ve hostesleri 'azami rantabilite' diye diye uluslararası anlaşmalara aykırı koşullar ve aşırı saat yüklemesiyle çalıştırarak kâr sağlamayı da hesap ediyorlarsa, hemen vazgeçsinler: AB kapısındaki Türkiye'de ömrü çok kısa olacak uygulamalardır bunlar.
Ve 'hizmet kalitesi'nden söz ederken, önce müşteri ilişkilerinin gerektirdiği nezaketi öğrensinler: Şikâyet mektuplarına yanıt versinler! Verdikleri numaralardaki faksların çalışmasını sağlasın, yolcunun sorununu dinleyecek ve çözecek adam koysunlar, genel müdürlüğe ve web sitelerine. Tam bir yıldır, 'miles and miles' kartımdaki soyadımı değiştirecek 'mercii' bulamıyorum. Tam bir yıldır, uçup giden 30 bin 'miles'ın hesabını alamıyorum. Benim gibi bir gazetecinin muhatap bulamadığı THY'de, gazeteci olmayan yurttaş nasıl arar hakkını?