Vurun kahpeye!

Ceza hukukunda 'haksız tahrik', haksız bir eylemle kişiyi suç işlemeye yöneltmektir.

Ceza hukukunda 'haksız tahrik', haksız bir eylemle kişiyi suç işlemeye yöneltmektir.
'Ağır tahrik' altında suç işleyenlerin cezası ise, yine aynı hukuk tarafından sekizde bire kadar indirilebilir. Nitekim İstanbul Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi, on beş yaşındaki Nayime Salman'ın katilleri, öz ağabeylerinin cinayeti ağır tahrik altında işlediklerini kabul ederek cezalarını indirdi, TCK'nın bir tepsi baklava hırsızlığına öngördüğü hapis cezasına denkleştirdi.
Çünkü Türkiye'de, Nayime Salman'ın henüz on üç yaşındayken imam nikâhıyla girmek istemediği bir erkeğin koynuna sokulması suç değildi. Nayime'yi, kendi rızası dışında ve sevmediği bir erkekle cinsel ilişkiye zorlamak, fuhuş değildi. Törelere göre Nayime kadın değildi ki... Törelere göre Nayime, özgür bir birey olarak doğmamıştı. Sürünün bir parçası, ailesinin kölesi bir dişi hayvan, bir kancıktı. Törelere göre kancıklar, ailenin damızlık seçtiği hayvanlarla çiftleştirilirdi.
Nayime'nin yaşam koşulları açısından bir dişi köpekten tek farkı, incecik boynuna tasma takılmamasıydı. Tasmasız Nayime, kendisini insan sandı ve töreye uygun
biçimde ırzına geçen adamın evinden kaçtı.
Ailesinin, Nayime'ye rızası olmadan yaptırdığı fuhuş, yani yasalara aykırı, çünkü resmi nikâhsız evlilik; evden kaçınca işlediği fuhuş suçuna ne haksız, ne de ağır tahrik sayılmadı. Zorla evlendirilmek, zorla çiftleşmek, kaçmaya ve kurtulmaya tahrik değildi. Kancıkların, tahrik olmak gibi bir hakları elbette olamazdı. Ama ağabeylerinin, Nayime'nin onlar yaptırmadan yaptığı fuhuştan ağır tahrik olmaları hem doğal, hem de yasal haklarıydı.
Türkiye'de tahrik olmak, bir erkeklik ayrıcalığı, geleneksel erkeklik namusuydu. Tahrik olmayana erkek demezler, tahrike kapılmayan namusu yemezlerdi. Erkeklik namus, namus tahrik, tahrik şiddet gerektiriyordu. Erkek adam, okumaya, yazmaya, öğrenmeye, düşünmeye, insanca yaşamaya ve yaşatmaya tahrik olmazdı. Ama vurmaya, kırmaya, ırza geçmeye, öldürmeye tahrik olurdu bak.
Türkiye'de tahrik etmek suçtu, olmak ise bir haklılık. Hem de yasalar tarafından korunmaya alınan bir haklılık. Örneğin kadın, mini eteğiyle bacak bacak üstüne attı diye ırzına geçilince, ırza geçen erkek tahrik olduğu için cezası hafifletilir; dolayısıyla kadın, varlığına karşı işlenen suça ortak, bir miktar kendi kendinin ırzına geçti sayılırdı. Hatta bu mantığın devamı, mini etek giyen kadının suça tahrik ettiği için namussuz, tahrik sonucu suç işleyen adamın namuslu diye tanımlanmasını gerektirirdi.
Çünkü Türkiye'nin geniş genelinde namus kavramı, tinsel değil cinseldi. Nayime Salman'ın cinsel yaşamı, üstelik kendi namusu bile değildi. Ailesinindi. Aile namusu bireysel fuhuşla kirlenince, Nayime'nin kanında çitileyiverdi ağabeyleri.
Nayime, fahişelik yerine hırsızlık yapsaydı; hele hele banka hortumlasaydı, ailenin namusu kirlenmeyecek, hepsi bize de ver diye sıraya girecek, ağabeyleri üstüne titreyecekti.
Nayime, kurtuluşu için evden kaçmak yerine, çiftleştirildiği adamı öldürse, hapiste mapiste yaşardı.
Nayime güzel güzel intihar etse, ailesi arkasından ağlardı bile.
Ama Nayime, hırsızlık yapmadı, katil olmadı, intihar da etmedi. O kadar gençti ki. Yaşamaya çalıştı. Öldürüldü. Ailesinin namusu kurtuldu.
Nasılsa törelere saygılı namus yargıçları vardı bu ülkede. Kahpenin kahpeliğini bilir, ağır tahrik halinden iyi anlarlardı.