Eskimeyen Türkiye'den şarkılarla Tarkanoke

Tarkan'ın bu şarkıları 'şimdi!' söylemesi bana sadece onun durulduğunu, muhafazakârlaştığını, bütün yaramazlıklarından sonra artık sonunda kız istemeye de gittiğini ve elbette 'baby boomer'lığa doğru depar atarak-koştuğunu söylemiyor. Belki de Tarkan'ın zamanlaması kendinden çok; asıl bizim için doğru. Osmanlı'nın, sarayın ve cumhuriyetin kültürel değerlerinin tek elden okunup, monopolize edildiği ve yeniden 'başka çıkarlarla' inşa edildiği bugün 'Yeni Türkiye'ye 'Eskimeyen Türkiye'nin şarkılarını başka bir açıdan, başka bir duygudan ve başka hislerle hatırlatmak gerek. Sanki bütün inceliği, kırılganlığı ve hassasiyetiyle bu şarkılar, kaybettiğimiz insani değerleri, yaşam kültürlerini ve kim olduğumuzun çoğulcu cevabını birden geri getirebiliyor. Birilerinin gözümüzün içine bakarak her gün 'playback' yaptığı bugün, Tarkan 'karaoke' takılmış! Çok mu?
Eskimeyen Türkiye'den şarkılarla Tarkanoke

İyi şarkı nedir? İyi şarkı, dinlerken kendinizden geçtiğiniz; kendinizi durup dururken söylerken bulduğunuz, hatta şarkıyı söylerken hayal ettiğiniz -bir nevi üçüncü kameradan kendinizi izlediğiniz andır, -işte o şarkıdır. İyi şarkıcı kimdir? Kendinizi onun yerine koyup, ‘playback yaparak’ yani sesini çalarak; şarkısını, yorumunu ve hissiyatını içinize kaydettiğiniz kişidir. O an onun yerinde olmak, o histe durmak istediğiniz; o duyguyu paylaştığınız ve size o elektriği geçirmeyi başaran sestir. Kulaklarımda Türkçe pop, Karadeniz havası ve Kürtçe türküler çalarken kaybolduğum çok olmuştur; İsveç soğuğunda, Almanya’nın bitmeyen yağmurlarında ya da Kahire sıcağında. En çok, kulaklarımda müzik -yüksek sesle şarkı söylerken- yürümek rahatlatır beni. Bana tuhaf tuhaf bakan yabancılara pek aldırmam.
Yeryüzünde en sevdiğim şarkıcı Tarkan. Bunu yıllardır, hiçbir şey değiştiremedi. -Mez. Nihayet çıkardığı ‘Ahde Vefa’ albümünde, -kendisi malum klasik sanat müziği eserlerimizi iyi icra etmesiyle bilinir; iyi bir seçki yapmış. Bu uzun süredir dolaşan bir laftı; bu malzeme, o saçma sapan İngilizce albümlerle vakit kaybedeceğine, asıl uzun zaman önce yapması gereken ve daha sonra sözel, müzikal ya da güncel bir deneme olarak, dünyaya gururla çevirmesi gereken bir külliyat. Artık eskisi gibi değil; haberler "İlk günde şu kadar albüm sattı, ikinci baskısı şu kadar günde tükendi" diye muştulanmıyor. Tarkan’ın ‘Ahde Vefa’sıyla ilgili ilk okuduğum haber aslında bana kendi ilettiği promosyonun yanı sıra medyumun dönüştüğünü, zamanın değiştiğini ve başka türlü bir ‘küresel’ pazarın içinde olduğumuzu da söylüyor: “... önceki gün ilk olarak iTunes’ta satışa çıktı. 35’i aşkın ülkenin ‘Dünya Müziği’ sayfasında yer alan Megastar, Amerika, başta olmak üzere İngiltere, Danimarka, Hollanda ve Almanya ’nın ‘World Music Top Charts’ listesine ilk sıradan giriş yaptı.”
Benimle birlikte her şehre taşınan bir hatıra.

Türkler zaten artık her yerde. Türkiye, her an her yerde flaş haber. Haliyle Tarkan’ın da artık Müslüman mahallesinde salyangoz satması ya da ‘Şıkıdım’ı İngilizce söylemesi gerekmiyor. İhracat ve ithalatlar başka türlü. Albüm üstüne fazla konuşacak değilim, ne haddime. Naim Dilmener’den daha iyi kimse eleştirisini yazamaz. Sezar’ın hakkı Sezar’a. Bence de sence, ’Veda Busesi’ Tarkan’dan şahane olmuş, hep repeat. ‘Kadehinde Zehir Olsa’yı mükemmel okumuş, söyleyecek tek söz yok. Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Sezen Aksu, Emel Sayın, Bülent Ersoy; hepsini bilen, sayan ve hisseden Tarkan -sesiyle ve Tarkan- yorumuyla, güzel bir reenkarnasyon olmuş ‘Ahde Vefa’. Türkiye’den her an durmadan gelen acı haberlere karşı -buralardaki tek tesellim.
İnternet’te yapılan yorumlardaysa en çok ilgimi, albümün kayıt ve üretim aşamasıyla ilgili olanlar çekti. Artık biliyoruz ki, albümler ‘dijital’ teknolojilerle kaydedilirken, sazlar ve yorumcular aynı anda stüdyoda olmuyor,
-olmaları da gerekmiyor. Ama klasik eserlerin sahne, ses tekniği ve kayıt geleneği malum. Haliyle bu gelenekle yetişen kuşaklar ve mutlak kulaklar için, enstrümanların Tarkan’ın sesiyle -dramatik olarak farkedilen aralarda- senkronize olamaması, “Tarkan karaoke mi yapmış?” yorumlarını beraberinde getiriyor. Evet, ortada Tarkanoke bir durum yok değil. Belki promosyonu iTunes’a dayaması anlaşılır, ama albümü canlı çalan sazlarla adeta tek kayıtlık bir ‘performans’ olarak yapsaydı, belki zamana meydan okuyacaktı. Hem de malzemenin kendisi bunu talep ederken… Albümün ismi siyaset felsefesinden geliyor; en kestirmesi ‘iki taraf arasındaki antlaşma’ demek. Beni pek heyecanlandıran bir referansı yok, -evet, bu albümü yirmi yıldır bekliyorduk. Hatta bence, bu bağlamda kullanımı siyaseten yanlış! Hele Avrupa ile mültecilerin sınırları geçmemesi için masaya oturan ve sıkı bütçe pazarlığı yapan Türkiye’nin dış ilişkileri ve iç siyaset halleri düşünüldüğünde… Aklıma o itici Alman bakan Guido Westerwelle’yi getiriyor.      
İnternet’te dolaşan ve benim çok sevdiğim bir Tarkan fotoğrafı. 

Roland Barthes, Greta Garbo’nun yüzünde modernizmi okur ya… Hani yanılır da. Popüler kültürü okurken, zaman zaman ıskalasak da, abartsak da biliriz ki; starlar toplumsal tahayyülü, momentumumuzu, değişimin dinamiklerini ve ‘zeitgesit’ı yansıtır. Tarkan’ın bu şarkıları ‘şimdi!’ söylemesi bana sadece onun durulduğunu, muhafazakârlaştığını, bütün yaramazlıklarından sonra artık sonunda kız istemeye de gittiğini ve elbette ‘baby boomer’lığa doğru depar atarak-koştuğunu söylemiyor. Belki de Tarkan’ın zamanlaması kendinden çok; aslı bizim için doğru. Osmanlı’nın, sarayın ve cumhuriyetin kültürel değerlerinin tek elden okunup, monopolize edildiği ve yeniden ‘başka çıkarlarla’ inşa edildiği bugün ‘Yeni Türkiye’ye ‘Eskimeyen Türkiye’nin şarkılarını başka bir açıdan, başka bir duygudan ve başka hislerle hatırlatmak gerek. Sanki bütün inceliği, kırılganlığı ve hassasiyetiyle bu şarkılar, kaybettiğimiz insani değerleri, yaşam kültürlerini ve kim olduğumuzun çoğulcu cevabını birden geri getirebiliyor. Birilerinin gözümüzün içine bakarak her gün ’playback’ yaptığı bugün, Tarkan ‘karaoke’ takılmış! Çok mu? Beyonce ırk ayrımcılığı ve polis şiddetinden, MIA mültecilerden ve Peaches dönüşen yeni cinsel kimliklerden bahsederken, Tarkan’ın ‘Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine’yi söylemesi pek manidar. O artık, 1996’daki yılbaşı programında edalı edalı ‘klasik Türk musikisinde en sevdiğim şarkıları söylemeye çalıştım’ diyen hafif utangaç hafif flirteuse (flörtöz) genç adam değil. -Üzgünüm Leyla! Tınısı hala kadife, ama biraz yaşlanmış, biraz yorgun ve yeni-muhafazakâr. 

Radikal II'ye yazdığım, on bir yıllık bir yazı
 


1996’dan bir kayıt. Meğer ‘Ahde Vefa’yı yirmi yıldır bekliyormuşuz:


 

 

 

http://www.radikal.com.tr/153225715322570

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.