Her sene 14 Şubat, gel de bunu Kiwilere* anlat!

Ne Sevgililer Günü, ne abazanlar ordusu ne de bekarlar partisi... Birbirimizi sevebilmemiz için, birbirimizin gözlerinin içine bakabilmemiz gerekiyor. Haberleri tıklıyorum: "DİHA'nın haberine göre, Cizre'de toplam 149 kişinin bulunduğu üç binadan şimdiye kadar 82 cenaze çıkartıldı." Bir sonraki, soft-porn: "Fatih Ürek, kendine tektaş aldı" diyor. Birbirimizi yeniden sevebilir miyiz, birbirimizin yüzüne yeniden bakabilir miyiz, birbirimizin gözlerinin içine? Bilemiyorum.
Her sene 14 Şubat, gel de bunu Kiwilere* anlat!

Huyum kurusun, ben ara ara derin sessizliklere gömülsem de hiç bitmeyen arkadaşlıklarımdan birini Sör Cüneyt’e borçluyum. Feysbuk sayfama yapıştırmış: ‘Sevgililer Günü’ne, Çare Yıldız Tilbe’. Yıldız Bacı, bu alemden çok sevdiğimiz, en az Deniz Abla (Seki) kadar beğendiğimiz bir ruh(tu). Hem derin feminist, hem bir numaralı DADAist Yıldız Bacı 14 Şubat’a eğlencelik vuruyor: “Sevgililer günü yine gelirken, herkes ayrı bir panikken... Ay ortasında cepler delikken, çiçekçi abla gülerken... Kokudan hediye olur mu, mumlu yemek doyurur mu? Ya aç kalırsın, ya ödül alırsın, iade kartı yok mu? Emojiler hep kalpli, yazışmalar gıybetli... Peluş ayıymış, kalpli balonmuş, hiç almasak olur mu? Al sana 14 Şubat, timeline'ın haline bak! Her fotoda aynı kalp, gösteriş olsun maksat... 1,2,3,4 tamam, daha da kutlayamam. Aşkı da yalnızlığı da bir güne sığdıramam. Her sene 14 Şubat, atlatamazsın rahat... Her fotoda aynı kalp, gösteriş olsun maksat... 1, 2, 3, 4 kere, denedik olmadı işte! Sevgililer Günü'nde çare Yıldız Tilbe! Selam Yıldızcım biz geldik." 
Ben de şahsen ‘aşkı da yalnızlığı da bir güne sığdıramayanlardan’ olduğumdan mıdır nedir, bu ‘gnctrkcl’ videosuna acayip sarıyorum. Durumun daha güzel bir hicvi olamaz. Yıldız’ı, şarkıyı ve yeni sözleri Kiwi’lere nasıl çevirsem bilemiyorum.

Cüneyt’in sayfama yapıştırdığı linkte Yıldız Tilbe’yi görünce bir duraksıyorum, aklıma hemen “Allah Hitler’den razı olsun, bunlara az bile yapmış, ne kadar haklıymış adamcağız...” saçmalığı geliyor. Ansızın antisemitik. Daha bir sene oldu olmadı, İsrail’i kınarken bütün Yahudileri yakması affedilir şey değildi. İsrail Devleti’nin zalimliğinden, katilliğinden ve zulmünden; Gazza’da olanlardan ve Yıldız’ın öfkesinin samimiyetinden zerre kuşkum olmasa da, bunu dile getirirken içine düştüğü cehalet o kadar katlanılmaz ki. Söyleyecek tek sözüm yok. O kadar, Yeni Türkiye! Diğer yandan Japonya değil Türkiye olduğumuzdan; kimseden tekzip, istifa, özür filan zaten beklemiyoruz. Bu nedenlerle şahsen bir (Yahudilere saydıran, bir başka Hitler hayranı ve bundan dolayı işini kaybeden) ‘John Galliano -made in Turkey’ hikâyesi hiç beklemiyordum. Bir gün sonra okuyorum ki, Yıldız’ın twit’lerinin retro-etkisiyle yayından kalkmış.

İnsanın coşma hakkı, patlama hakkı, dağıtma ve delirme, hatta saçmalama ve tamamen kopma hakkı elbette olmalı! Ama nereye kadar? O dozu ben de bilemiyorum. “Erkek evladım olsa askere göndermezdim” diyen ve birden ‘Biji Diva’ oluveren Bülent Ersoy’un şimdilerde Diyarbakır ve Cizre yanarken susması, durmadan Reis’e, Aksaray’a övgüler yağdırması gibi… Popüler olanın siyasetle oyunu her zaman kendi kimliğiyle, siyasi gerçekliğiyle ve öznel varlığıyla tutarlı olmuyor. Nasıl bazen bir şarkıda gözlerim doluyorsa; şarkıyı yazanın, söyleyenin aptal olmasına, yandaş olmasına, aslında en az hepimiz kadar çaresiz olmasına aynı şiddetle yükselen duygularla gönlüm razı gelmiyor. Hep aynı soru. Ai Weiwei oldu, yine Ah Vah Vah! Bir başka twit’inde “İçimdeki poliyanna tinere başladı” diyen Yıldız Bacı’mın siyasi defosunu, kıt görüşünü ve ırkçı tutumunu içinde bulunduğumuz  şizofreniye, yaralı bilince ve cinnet haline veriyorum. 1, 2, 3, 4, Tamam.

Sonra aklıma başka bir saçmalık; ‘Yalnızlar Günü’ ya da ‘Bekarlar Günü’ olarak çevirebileceğim, safi ‘1’ rakamından (11.11) oluşan, ironisinden yenmeyen ve her 11 Kasım’da kutlanan ‘Singles Day’ geliyor. Çin online alışveriş sitesi Alibaba’nın icadı olan ve bir gün içinde 2 milyar dolar satış yapılan bir başka “Global olalım, senkronize olalım, tatmin olalım, satın alalım da satın alalım” zırvalığı. Ne acı. Giderek yalnızlaşan toplumların yeni şifası. Ne Sevgililer Günü, ne abazanlar ordusu ne de bekarlar partisi... Birbirimizi sevebilmemiz için, birbirimizin gözlerinin içine bakabilmemiz gerekiyor. Haberleri tıklıyorum: “DİHA’nın haberine göre, Cizre’de toplam 149 kişinin bulunduğu üç binadan şimdiye kadar 82 cenaze çıkartıldı.” Bir sonraki, soft-porn: “Fatih Ürek, kendine tektaş aldı” diyor. Birbirimizi yeniden sevebilir miyiz, birbirimizin yüzüne yeniden bakabilir miyiz, birbirimizin gözlerinin içine? Bilemiyorum.

* Yeni Zelandalılara ‘Kiwi’ deniyor. İngiliz sömürge kültürü üstüne yerli halkın geleneği; devletin çift dilli yürütülen ‘İngilizce-Maori’ kimlik tartışması; artı Pasifik etkisi ve burnumuzun ucundaki Polinezya dünyası derken acayip bir çok kültürlülük...  Artı adada göçmen olarak çalışan hatırı sayılır Hintli, Asyalı ve Uzakdoğulu nüfus… Belki bu çok-kimlikli güncel vatandaş resmini birleştirecek bir dil, din, ulus hatta bayrak yok ama post-modern bir ulusal logo olarak ‘Kiwi kuşu’ var. İsim de zaten sadece burada yaşayan, uçamayan ve ürkek bir kuş olan ‘Kiwi kuşu’ndan geliyor. Düşünüyorum, acaba armut mu desek kendimize, yoksa devekuşu mu? Üç maymun? Oysa biliyoruz ki, öz be öz muzuz ve muz cumhuriyetiyiz.

 

 

http://www.radikal.com.tr/151007815100780

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.