Yaşasın, kim daha 'milli' hadi ölçelim!

Asya'dan Afrika'ya, Avrupa'dan Amerika'ya yüzde kaça kaçlık bir soy tarihine ve genetik mirasa sahip olduğunuzu öğrenmek için, adresinize gönderilen plastik tübe -afedersiniz, şöyle güzelce bir tükürüp bu tüpü kutudan çıkan zarfa geri koyup, verilen adrese postalamanız yeterli. Sonuçlar grafik bir dilde önünüze seriliyor: Yüzde 3 Doğu Asyalı, yüzde 30 İtalyan, yüzde 15 İngiliz, yüzde 7 İskandinavyalı gibi...
Yaşasın, kim daha 'milli' hadi ölçelim!

‘23andme’ (23 ve ben) isimli, online hizmet veren bir şirket var. İsmini, insan hücresinin temel yapısını oluşturan kromozom sayısından alan bu web sitesi üzerinden çalışan serbest girişim ya da pek cesur müteşebbis ruh diyelim, sadece 99 Amerikan dolarına müşterilerinin genetik kodunu analiz ediyor. Aslında alıcısına düpedüz kendini geri satıyor; yani müşteriler, bu site aracılıyla DNA yapılarının nereden geldiğinin, onlara kimlerden miras kaldığının ve bu yüzdelerin yeryüzündeki coğrafi dağılımda nereye düştüğünün bilgisini satın alıyor. Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Amerika’ya yüzde kaça kaçlık bir soy tarihine ve genetik mirasa sahip olduğunuzu öğrenmek için, adresinize gönderilen plastik tübe -afedersiniz, şöyle güzelce bir tükürüp bu tüpü kutudan çıkan zarfa geri koyup, verilen adrese postalamanız yeterli. Sonuçlar grafik bir dilde önünüze seriliyor: Yüzde 3 Doğu Asyalı, yüzde 30 İtalyan, yüzde 15 İngiliz, yüzde 7 İskandinavyalı gibi... Bunun yanı sıra sizi dünyanın dört bir yanındaki potansiyel ‘akrabalarınızla’ bağlayan bu site, diğer sosyal siteleri gibi ağlar, kişiselleştirilebilen sayfalar ve haliyle yeni ilişkiler yaratıyor.

23andme sitesi

Bu online hizmet, akla hemen bir post-Blade Runner atmosferi getirse de aslında o kadar uzak bir tahayyüle ya da über-bilim-kurgu(sal) bir senaryoya gerek yok. Bunlar bugün oluyor. Şimdi. Şu anda bizi değiştiren gerçeklikler. Zaten biyo-genetiğin ve genomik çalışmaların olasılıkların akıl sınırlarımızı her geçen gün daha çok zorladığı bu küresel kıyamet çağında, sistemin kendisi işi öyle bir noktaya getirdi ki...
Eminim hatırlarsanız, geçen sene İsveç’te özel bir şirket, çalışanlarının (rızasıyla) ellerine, derilerinin altına şirket içi giriş çıkıştan kartvizite bütün bilgilerin kayıtlı olduğu mikroçipler yerleştirmişti... Arz-talep dengesinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu bilimsel teknoloji ve yeni teknoloji pazarının asıl halini, -bilimsel olanın ancak ekonomik açıdan kar getirmesi ve pazar yaratması olasılığıyla sürdürülebilmesi üzerinden- en iyi akademinin çöküşü açıklıyor. Üniversite, akademi ve enstitüler şirketleşiyor, markalaşıyor ve alınıp satılıyor. Yeni sermaye, bilgi; yeni kar odağı, teknoloji; yani yatırım insan faktörü diye başlayan ve bitmek bilmeyen o ‘PowerPoint’ sunumlar, bize aslında ne diyor? İşin ucu çok tehlikeli bir geleceğe uzanıyor: Yaşasın, kim daha ‘milli’ hadi ölçelim!

Muhafazakar-sağ politikaların, aşırı milliyetçi rüzgarların ve ayrımcılığın sert ve şiddeti artarak, yeni kılıflara girdiği Yeni Dünya Düzeni, aidiyet, kimlik ve beden politikalarıyla ilişkili olarak öyle bir değişiyor ki... İlişkilerimizi, davranışlarımızı ve eğilimlerinizi kontrol etmek için ya da kontrol altında tutmak için diyelim, hedefi internetten teknolojiye sürekli büyüyen, her geçen gün artarak süreveyansa, silaha ve yatırım yapan bu üst-örgütlenmeler ağları ve birbirini finanse eden çıkarlar dünyası yüzü belirsiz kötü adamlardan değil; bütün hedefi ‘müşteri memnuniyeti’ olan güler yüzlü müşteri temsilcilerinden oluşuyor. Sürekli aç, sürekli bizi ‘scan’ eden ve bize kendimizi geri satan bir kurabiye canavarı haline geldi Yeni Dünya Düzeni...

Yeni Zelanda’da, Maori kültürünün içinden gelen ve kültürü açıklayan en önemli kavramlardan biri ‘whakapapa’, yani soy bilgisi. Diğer bütün tek tanrılı dinlerin aksine, yaratılışı insan merkezli açıklamak yerine, doğa üzerinden yer, gök gibi sembollerle hikayeleştiren bu anlatı geleneği içinde, ‘whakapapa’ Te Ao Kikokiko (fiziksel dünya) ve Te Ao Wairua (ruhlar alemi) arasında bir köprü; geçmişle ve gelecekle, daha doğrusu ‘geleceğin geçmişe doğru ’akmasıyla dönüşen bir bağ. Kültürün içinde yaşayan, sürekli anılan ve her nesilde yeniden dönüştürülen bu ‘atalar ve analar’ aslında kültürün devamlılığında şuralı ya da buralı ya da şu ya da bu olmaktan çok, hikaye anlatıcılı aracılıyla yeniden yaratılan personalar.

Samoa’da sosyal olarak kabul gören ve üçüncü cinsiyet olarak açıklayacağım; erkek olarak doğup iki cinsiyetin özelliklerini de taşıyan, bu özellikleri içselleştiren bireylere ‘fa’afafine’ deniyor. Kendisini bir ‘fa’afafine’ olarak tanımlayan, bunun üzerine çalışan ve bunu yerel-koloniyel tarihle (fotoğrafik imaj üzerinden) ilişkilendiren Samoalı ve Japon sanatçı Yuki Kihara’nın son çalışmalarından ‘Samoalı Yabaninin Üzerine Bir Çalışma’ (A Study of the Samoan Savage, 2015), isimli yeni serisinden bir imaj benim için bu yazıyı noktalıyor. Kihara antropometriye, sosyal Darwinizm’e ve Hitler Almanya’sına direk göndermeleriyle birlikte, spor dünyasının fetiş haline getirdiği ‘otantik’ erkek bedenini ölçüyor, biçiyor ve aslında ölçüp-biçtiğimiz diğer her şeye aslında ne yaptığımız sorusunu beraberinde getiriyor. Ölçmek, kıyaslamak, kategorize etmek, sınıflandırmak, etiketlemek… Bu yazıyı yazdığım gece Kadınlar Günü’nü kutlamak için buzdolabına etleri dizerek “Bütün kadınlar çiçektir” yazan kasapta çekilen ve İnternet’te dolaşan imajın karşısında donakaldım. İstanbul’dan, whatsup’larına bu imajı gönderdiklerimden ise bir ses çıkmadı!
Yuki Kihara’nın son sergi afişi

Not: Bu yazı, Beijing merkezli çıkan LEAP isimli güncel sanat dergisinin son sayısında basılan ‘23andme’ isimli yazımın (İngilizce orijinalinin) bazı kısımlarının Türkçe yeniden yazılmasıyla şekillendi. Art Basel Hong Kong Fuar’ına uçacak koleksiyonerlere duyurulur. Çinli bayinizden ısrarla isteyiniz!

‘Uzman bilgisi ve deneyimi’ dünyayı yeniden pazarlarken bu internetten düşen görsel ne manidar? Uzman Kasap, Kadınlar Günü’nü kutluyor! Etle yazılmış: Bütün Kadınlar Çiçektir!

http://www.radikal.com.tr/152737515273750

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.