Amacımız, düşünce üreten bir kurum olmak

Amacımız, düşünce üreten bir kurum olmak

Bashir Borlakov Geçmiş İleride

Contemporary İstanbul’da geriye sayım başladı. Her yıl çıtasını biraz daha yükseltme iddiasında olan çağdaş sanat fuarının altıncısı 24-27 Kasım tarihleri arasında yapılıyor. Türkiye’de kültür sanat dendiğinde akla gelen ilk bir kaç isimden biri olan ve bir süre önce de Contemporary İstanbul’un koordinatörlük görevini üstlenen Hasan Bülent Kahraman’la buluşup entelektüel bir etkinlik olarak fuarın bugüne dek yaptıklarını ve bundan sonra yapacaklarını konuştuk.

Kaç yıl oldu çağdaş sanat üzerine kafa yormaya başlayalı?
Amerika’da çağdaş sanat kuramları ve sanat felsefesi okumuştum. 1984 yılında Ankara’ya döndüm ve sanat eleştirmenliğine başladım. O zaman ‘Kalın’ isimli bir dergi çıkarmaya başladık. Kalın kısa ömürlü oldu ama çok etkili bir dergiydi. Türkiye’de de benden önceki kuşağın en önemli eleştirmenlerinden Sezer Tansuğ ile bir polemik yaptık. Bir süre sonra ben İstanbul’a geldim, bir sergi açılışında Sezer’le tanıştık. Bana “Sen çok iyi yetişmiş birisin, bizim kuşaktan sonra bir tek sen çıktın” demesi çok hoşuma gitmişti ve o heyecanla devam ettim... 

Contemporary İstanbul’un misyonu sadece fuarla sınırlı değil. Bugüne dek yapılanları nasıl buluyorsun?
Contemporary İstanbul bugüne kadar birçok etkinlik düzenledi. Bunların bir bölümü çok önemliydi. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde konferanslar yapıldı. Bu alanı hukuksal, mali ve mevzuat bakımından örgütlemeye çalışıyor. Fakat bana sorarsanız bunların bugüne kadar görünürlüğü ve yarattığı farkındalık çok etkili olmadı. 

Neden olamadı?
Ben hep opera örneğini veriyorum. Opera çok az seyircisi olan bir alan ama o seyirci çok bilgili, çok duyarlı ve dikkatli. Contemporary İstanbul’un böyle bir özelliği oldu. Yani az sayılmayacak bir izleyici çevresi var ama büyük yaygınlık kazanmadı. Şunu kabul edelim ki İstanbul’da büyük bir koleksiyoner grubu var. Bir hesaba göre 14 bin kişi koleksiyon yapıyor. 

Ortalıkta bir ‘toz duman hali’ mi var?
Evet, yani kaotik bir ortam. Bu alanı bir parça daha eğitsel ve entelektüel yandan güçlendirmek gerekiyor. Daha basit bir örnek verecek olursam, Osmanlı’nın son ve Cumhuriyetin, modern Türkiye’nin ilk dönem resmi bitti. 14 kuşağı, 50 kuşağı derken 1970 kuşağına kadar geldik. Şimdi koleksiyon yapan insanlar ‘ne alayım, ne yapayım’ diye de düşünüyor. Çağdaş sanat dünyada o kadar etkili bir alan ki öbür alanları gölgeledi ve kendi gücünü arttırıyor. 

Öncelikli hedefiniz eğitim mi olacak?
Evet, kurumun bünyesindeki entelektüel etkinlikleri daha yoğunlaştırmak ve Contemporary İstanbul’u düşünce üreten bir kurum haline getirmek. Türkiye’de birçok üniversitede güzel sanatlar fakültesi bulunuyor ama öğrencilerin yabancı dil ve kitap problemi var. Kısacası eğitime en alt düzeyde de en üst düzeyde de ihtiyaç var. İkincisi ,İstanbul’un çağdaş sanat alanında dünyada bir sermaye odağı olmasının yanı sıra entelektüel odak haline gelmesi de lazım. 

Sanat-sermaye ilişkisi tarih boyunca var olmuş, birbirini desteklediği bir gerçeklik ama son yıllarda ‘yatırım aracı olarak sanat’ın içi boşalmış bir biçimde kullanılması entelektüel boyutu zayıflatmıyor mu?
Aynen yüzde yüz katılıyorum. Mesela mimarlık, Türkiye’de hiç dikkat edilmeyen bir şey. Yani İstanbul’un estetik meseleleri ortada. İnsanlar New York’a bin türlü sebepten ötürü bir de Frank Gehry, Jean Nouvel gibi mimarların yaptığı son yapıtları görmek için gidiyorlar. Mimari bugünkü dünyada başlı başına kültür yaratma aracı, tarihte de böyle olmuştur. Şimdi mesela çağdaş sanata yatırım yapan insanlar eğer diyelim ki, çağdaş mimarlıkla veya performans sanatıyla ilgilenmiyorsa ortada bir problem var demektir.
Dolayısıyla Türkiye’de çağdaş sanata yönelmiş olan kesimin ve onunla işin bu yanında irtibat kuracakların bence entelektüel plandan güçlendirilmesi lazım. İşte Contemporary İstanbul’un bugüne dek İstanbul’da ve Anadolu’da düzenlediği konferansların, 24-26 Kasım tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek ‘CI Dialogues’in böyle bir çabası var. 

İstanbul’un konumu, bölgenin çağdaş sanat merkezi olma ihtimali bu entelektüel boyutu zorluyor diyebilir miyiz?
Evet, bizim güneyimizde Körfez bölgesinde dehşetli müzeler yapılıyor. Her biri 550 milyon dolarlık on tane proje devam ediyor. Doha müzeler şehri, adası olma yolunda. Batı’da da neler yapıldığını biliyoruz. Şimdi Türkiye bütün bunların ortasında ‘Bizim de çağdaş sanat biriktiren insanlarımız var’ diyerek onunla yetinemez. Bunun çok ötesine geçmek durumunda.
Kabul edelim ki bir tane modern müzemiz var, tabii gözümüzün bebeği. Ama Türkiye’nin, geçen gün seninle konuştuğumuz gibi modernle çağdaşın, çağdaşla güncelin arasındaki entelektüel farklar bile tartışılırken, o müzenin yanında ya da sınırlarının dışında bugünkü sanatsal üretimi farklı boyutlarıyla ele alıp kuşatan başka hamlelerin olması lazım. Şimdi tersinden de bir şeyler söyleyeyim, bunlar olmaksızın Türkiye’nin ekonomik bakımdan dünyadaki sıralamada 17’nci konumundan onuncu ülke konumuna gelmesi çok zordur. 

CI’nin gelişimine dönecek olursak?
CI’nin de büyümesi şart. Bu sene hem yurtiçinden hem de dışından önceki yıllardan katılım çok daha fazla. Ancak Avrupa ve Amerika kapitalinin belli bir yüzdesini buraya aktarmak, Miami gibi İstanbul’u da çağdaş sanatta bir odak noktası haline getirmek lazım. Fuarın farklı bir anlamı da bu, işin bu kısmıyla da uğraşacağız. 

Nasıl gerçekleşebilir bu?
Dünyada önde gelen yirmi galerinin belli bir kısmını buraya taşıdığımız zaman, onlar bu ihtiyacı duydukları zaman zaten Türkiye başka bir kulvarda kımıldamaya başlamış demektir. 

Anadolu sermayesi de bir çözüm olabilir mi?
Üzerinde çalıştığımız iki konudan biri sanat kulübü meselesi, diğeri de Anadolu’da birikmiş bir sermaye ve bu sermayenin arayışları. CI bugüne dek Anadolu’da ‘sanata nasıl yatırım yapılır’ konusunda birçok konferans yaptı. Önümüzdeki dönemin en önemli fonksiyonlarından biri de bu olacak. Anadolu’da bir yere gittiğiniz zaman orada gördüğünüz kabul orada nasıl bir ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Umarım CI bunu başaracak. 

Devletin sanat konusundaki duruşunu nasıl buluyorsun?
Türkiye’de kültür alanı hala çok fazla devletin kontrolü altında. Nasıl geçen gün gazetelerde yayımlandı ve biz şehirlerin yüzde altmışının devlete ait olduğunu gördüysek ve bu dünyada da çok ilginç bir örnek teşkil ediyorsa kültür alanında bu daha çok böyle.
1992 yılında Kültür Bakanlığı’na gittiğim zaman temel projelerimden bir tanesi kültür alanının sivil kuruluşlara terk edilmesi, yani özerkleştirilmesiydi. Bunun modellerini de hazırlamıştık. Aradan geçen 20 yılda bu uygulanmadı. Kültür alanının özerkleştirilmesi, sivilleştirilmesi, devletten kurtarılması çok önemli bir proje. Birtakım mevzuat değişikliklerinin yapılması çok önemli. Bu sadece koleksiyonerlerin güçlenmesi hadisesi değildir. 

Peki bu sorunların ve çözümlerin dökümü yapılıyor mu?
Evet, bu konuda da çalışıyoruz. Kültür Bakanı tabii çok duyarlı bir insan. Benim çok eskiye giden derin bir dostluğum var kendisiyle. Onun da bu konulardaki olumlu düşüncelerini biliyorum. Mademki Türkiye çeşitli alanlarda bir demokratikleşme faaliyeti içindedir, bunun da o bünye içinde öncelikle görülmesi şarttır. 

Sanat konusunda rahatsızlık duyduğun eksikliklerin başında ne gelir?
Türkiye son 15-20 yılda koleksiyonere, galericiye yatırım yaptı. Ama bir tek eleştirmene yatırım yapılmadı. Ben onlarca öğrenci yetiştirdim, çok başarılı sanatçılar, küratörler, akademisyenler, yöneticiler çıktı, bir tane eleştirmen çıkmadı. Milyonlarca doların döndüğü bu sektörden eleştirmene de bir payın düşmesi gerekirdi, düşmedi. Umarım, zamanla eğitim kurumlarıyla işbirliği kurmak suretiyle bunlar da geliştirilecektir.

Hasan Bülent Kahraman kimdir
Akademik hayata Bilkent Üniversitesi’nde adım atan Hasan Bülent Kahraman, Sabancı Üniversitesi’nin kuruluşunda çalıştı. İstanbul Bienali Danışma Kurulu, Akbank Sanat ve Sabancı Müzesi yönetim ve danışma kurullarında görev yaptı. Halen CI Danışma Kurulu Üyeliği, Koordinatörlüğü ve Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcılığı görevlerini sürdürüyor.

90 çağdaş sanat galerisi katılıyor
24-27 Kasım tarihleri arasında Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda sanatseverlerle buluşacak olan 6. Contemporary İstanbul’a 22 ülkeden 42’sı yurtdışı 48’i yurtiçinden olmak üzere 90 çağdaş sanat galerisi katılıyor. 526 sanatçının 3000 yapıtının görülebileceği fuara 1000’in üzerinde uluslararası koleksiyoner de konuk oluyor. Contemporary İstanbul’da bu kez ilk defa Körfez Bölgesi ülkelerine özel bir bölüm ayrılıyor. Etkinlik 70. Yaşını ‘O Değilse Başkasıdır- Esrarengiz’ başlıklı bir sergiyle kutluyor. Sergide sanatçının ilk kez görülecek 27 yapıtı da bulunuyor.