Avrupa gastronomi sahnesine kuzey kapısından girdik...

Türkiye ilk kez katıldığı prestijli yemek yarışması Bocuse d'Or'un Avrupa finalini geçemedi ama neler yapması gerektiğini öğrendi. Yola devam...
Avrupa gastronomi sahnesine kuzey kapısından girdik...

Bocuse d’Or Yarışması Avrupa Finali’ne katılmak üzere 6 Mayıs Salı sabahı Stockholm Arlanda Havaalanı’na iniyoruz. Tüm ekip heyecanlı, bizler de öyle. Kuzeyin temiz, serin ve aydınlık havası hepimize iyi geliyor.

Türkiye, yaşayan efsane, yüzyılın şefi kabul edilen, 46 yıldır üç Michelen Yıldızlı Paul Bocuse adına 1987’den beri düzenlenen yarışmaya ilk kez katılıyor. Hedef 20 ülkenin katıldığı bu finalde 12 ülke arasına girerek Bocuse’nin doğum yeri ve restoranının bulunduğu kent Lyon’da Ocak 2015’te yapılacak dünya finaline katılmaya hak kazanmak.

Bocuse d’Or Türkiye Akademisi Başkanı Mehmet Gürs, şef Gürcan Gülmez, koç Rudolf van Nunen, komi Okan Öztürk, Türk Mutfağı Derneği Başkanı Tahsin Öztiryakiler, yarışmanın ana sponsoru Metro Toptancı Market Genel Müdürü Kubilay Özerkan, Kurumsal İletişim Müdürü Ayla Ceylan başta olmak üzere tüm ekip bu ilk yolculuğun sorumluluğunun farkında...

Ertesi sabah yarışmanın olağanüstü mekânına adım atınca orada olmanın hem şefin geleceği hem de ülkenin tanınması için ne kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Yarışma iki gün sürüyor. Yarışmacı ülkelerin ekipleri kendilerine daha önceden bildirilen balık, et gibi temel malzemelerle iki ana tabak hazırlıyorlar. Yarışmanın mantığı uluslararası mutfağın yöntemleriyle ülkenin yerel ürünlerini de kullanarak yeni lezzetler yaratmak ve ülkenin mutfak kültürünü yansıtmak. Mesela bizim yemeklerimizde sumak, kahve gibi malzemeler de kullanıldı, egzotik tatlar ön plana çıkarılmaya çalışıldı.

İsveçliler de ilk kez ev sahipliği yaptıkları yarışma için son derece modern donanımlı ve fonksiyonel mutfaklar kurmuşlar. Ekipler zamana karşı yarışıyor ve gözlemci şefler her aşamayı değerlendiriyor. Beş saat 35 dakika içinde tüm mönüyü tamamlayıp 14 tabak hazırlamak ve sunmak zorundalar.

Jüri üyeleri ve yarışma koçları da katılımcı ülkelerin ünlü şefleri arasından seçiliyor. Yarışmanın her aşaması izleyiciler karşısında yapılıyor. Yarışmanın kuşkusuz en heyecanlı bölümü sonuçların açıklandığı ikinci günün akşamı. Ellerde ülke bayrakları salonda adeta bir milli maç havası hüküm sürüyor.

Yemek kültürü her geçen gün daha çok insanı etkisi altına alıyor. Mutfak, insanları peşinden sürükleyen bir etkiye sahip artık. Bocuse d’Or için Stockholm’e dünyanın farklı ülkelerinden 500’ün üzerinde yeme-içme, seyahat yazarı gelmiş.

İsveç Prensi başta olmak üzere devletin üst kademeleri, katılımcı ülkelerin diplomatları, yarışmaya sponsor olan dünyanın en büyük şirketlerinin temsilcileri ödül salonunda aynı heyecanı paylaşıyordu. Nobel Ödüllü törenlerinin yapıldığı salonda ülkenin en önemli şeflerinin yemekleri hazırladığı görkemli gala yemeği verildi. Kısacası artık yemek bahane değil, kültürün kimliğin çok önemli bir parçası.

Ve sonuçlar...

Bu yıl yine ilk üç sırayı İskandinav ülkeleri aldı. Birinci ev sahibi İsveç, ikinci Danimarka ve üçüncü de Norveç oldu. 12 ülke de finale kalarak dünya finalinde yarışma hakkı kazandı. Türkiye 17’inci olarak finale kalma hakkını kaybetti.

Sonuçlara üzüldük tabii ki ama bu sonuçlarda bir kayırma, komplo aramamak lazım. Değerlendirmeler son derece objektif, kuralları göz ardı etmeden yapılıyor. 80 puan üzerinden 40 lezzet, 20 sunum, 10 puan seçilen malzeme kalitesi ve 10 puan da yaratıcı fikre veriliyor.

Gürcan’ın yarışmada yaptığı yemeklerin lezzetini bilemem ama gördüğüm kadarıyla sunum ve yaratıcılıkta sorun vardı. Bocuse d’Or Türkiye Başkanı ve jüri üyesi Mehmet Gürs’ün dediği gibi “İlk seferde derece almak mucize olurdu. Daha öğrenecek çok şey var. Bu uzun bir maraton ve gide gide öğreneceğiz neler yapmamız gerektiğini, nasıl çalışacağımızı. İskandinavya günümüz gastronomi dünyasının öncü mutfağı. Trendleri artık onlar belirliyor.”

İlk üçe giren İskandinav ülkelerinin yarışmacıları son bir yıldır çalıştıkları işyerlerinden izinli sayılarak sadece bu yarışmaya hazırlanmış. Kullanacakları malzemelerle en az yüz kez yemek yapmışlar.

Bizim şef Gürcan Gülmez’e gelince galiba 10 kez mönüyü baştan sona hazırlama fırsatı bulmuş. Son bir yıldır büyük bir emek harcayan, iş saatleri dışında tüm vaktini hazırlıklara ayıran Gürcan, bu kez finale gitmeye hak kazanamadı ama bir ilk olarak tarihe geçti. Geleceğin büyük şeflerinden biri olacağına eminim. Bir kez yola koyuldu, arkası gelecektir.

Yarışmanın koçu The Marmara Hotel’in başaşçısı Rudolf van Nunen’in hazırlık ve yarışma sürecine katkısını da unutmamak lazım. Mutfağımızı çok iyi bilen, uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan Nunen yarışma sırasında yemek kültürümüzün ayrıntılarını çok iyi anlattı. Metro Toptancı Market de ana sponsorluğunu sürdürmeye kararlı... 

İskandinavlar neden başarılı?

Bir zamanlar, “Smör-brod denilen tereyağlı, etli balıklı ekmek dilimlerinden başka ne yemekleri var?” diye dalga geçilen İsveç, Danimarka ve Norveç; dünyanın yeni gastronomi destinasyonu oldu. Restoranlarını keşfetmek için bu ülkelere yeme-içme turları düzenleniyor. Ülkelerinin temel ürünlerini, etlerini, balıklarını, sütlerini, peynirlerini kullanarak ve felsefelerini anlatarak mucizeler yaratıyorlar. İskandinav ülkelerinden alacağımız en büyük ders yerel, doğal ürün kullanmak ama her şeyden önce iyi yemeğin temelinde kaliteli malzeme ve dürüstlük yattığını öğrenmek.